2008 Ağustos | iNadına Türbanlıyız

iNadına Türbanlıyız

Baş Örtüsü & Eşarp ve Türban - Güzellik - Cinsellik ve Bakım & islami Kadın Dünyası ve Gelinlikler & islam ve Estetik & Dini bilgiler & islami Bilgiler



Peygamberimiz Hz. Muhammed

Peygamberimiz Hz. MUHAMMED
(S.A.V.)
“Efendim Müjdecim Kurtaricim Peygamberim !
Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim”
N. F. Kisakürek
HZ IBRAHIM ve SONRASI
BIR BÜYÜK KAYIP
BIR OGUL KURBAN ETMEYE IÇILEN AND
VEDA HUTBESI
Peygamberimizin üstün özellikleri
MEKKE DÖNEMI
HZ PEYGAMBERIN DOGUMU
FIL YILI
RAHIP BAHIRA
EVLILIK TEKLIFLERI
ÇOCUKLARI VE Hz. ZEYID
KA-BE’NIN YENIDEN INSASI
ILK VAHIY VE PEYGAMBERLIK
ILK EMIR NAMAZ
AILENI UYARIP KORKUT
KUREYS KarsI ÇIKIYOR
EVS VE HAZREÇ
EBUCEHIL VE HAMZA
KUREYS’IN ISTEKLERI VE TEKLIFLERI
KUREYS’IN ILERI GELENLERI
KORKU VE ÜMIT
ES-SAA (KIYAMET)
ÜÇ SORU
MIRAÇ
GÖÇLER
MEDINE DÖNEMI
HICRET
MEDINE YOLU
BEDIR SAVASI
UHUD SAVASI
HENDEK
APAÇIK BIR ZAFER
HAYBER
MEKKE’NIN FETHI
HUNEYN SAVASI VE TAIF KUSATMASI
VEDA HACCI
SEÇIM
CENAZENIN GÖMÜLMESI VE HILAFET
HZ IBRAHIM VE SONRASI

Yaratilis kitabi (Tekvin) bize Ibrahim’in çocugu olmadigini çocuk sahibi olmaktan ümit kestigini ve Allah’in çadirindaki Ibrahim’e söyle seslendigini söyler: “Simdi göklere bak ve sayabilirsen gökteki yildizlari say.” Ibrahim gözlerini yildizlara çevirdi ve söyle bir ses duydu: “Senin soyun da ayni sekilde çogalacak.”

Hanimi Sare 76 Ibrahim ise 85 yasinda idi; hanimi Ibrahim’e Hacer adinda Misir’li bir cariyeyi ikinci hanim olmak için verdi. Fakat hanimla cariyesi arasinda geçimsizlik ortaya çikti. Hacer Sare’nin kizginligindan kaçti ve üzüntü içinde Allah’a yalvardi. Allah ona melekle bir mesaj gönderdi: “Senin soyunu o kadar çogaltacagim ki onu saymak mümkün olamyacak.” Melek ona sunlari söyledi: “Iste bir çocugun olacak bir erkek çocugu dünyaya getireceksin ve adini Ismail koyacaksin; çünkü Allah senin kederini isitti.” Sonra Hacer Ibrahim ve Sare’nin yanina döndü ve onlara melegin söylediklerini haber verdi; çocuk dogdugunda Ibrahim ona “Tanri isitir” anlamindaki Ismail adini koydu.

Çocuk 13 yasina geldiginde Ibrahim 100 Sare 90 yasindaydi; Allah tekrar Ibrahim’e seslendi ve Sare’nin bir erkek çocugu dünyaya getirecegini adini Ishak koymasini söyledi. Büyük oglunun Allah katinda degerinin düseceginden korkan Ibrahim Allah’a yalvardi: “Ismail senin katinda yasamaya devam etsin.” Allah ona söyle cevap verdi: “Ismail’le ilgili söylediklerini duydum? Üzülme selamim onun üzerine olsun…Ben onu büyük bir millet yapacagim. Fakat benim ahdim (sözüm) Sare’nin gelecek yil bu vakitte dünyaya getirecegi Ishak ile yerine gelecek.”

Sare Ishak’i dünyaya getirdi ve onu kendisi emzirdi. Ishak sütten kesildiginde Ibrahim’e artik Hacer ve Ismail’in kendi evlerinde kalmasina gerek kalmadigini söyledi. Ibrahim Ismail’i çok sevdigi için buna üzüldü. Fakat Allah tekrar Ibrahim’e seslendi ve Sare’nin teklifine uymasini ve üzülmemesini söyledi; ve Ismail’in korunanlardan olacagini tekrarladi.

Ibrahim bir degil iki büyük milletin atasi olacakti -iki büyük millet yani hidayete erdirilmis iki büyük güç yeryüzünde Allah’in emirlerini yerine getirecek olan iki büyük araç- çünkü Allah din disi (profan) olan bir seyi rahmet olarak vadetmez ve Allah katinda ruh yüceliginden baska büyüklük yoktur.

Iki manevi irmak iki din Allah için iki dünya iki merkez nokta. Bir yer asla orasini insanlar seçtigi için degil fakat göklerde seçildigi için mukaddes olur. Ibrahim’in sahasi dahilinde iki mukaddes merkez vardi; bunlardan biri yaninda öteki belki de daha henüz bilmedigi bir yerdi: Arabistan’da bir vadi. Hacer ile Ismail vadiye varip da susuzluktan kavrulmaya basladiklarinda Hacer oglunun ölmesinden korktu. Atalarinin geleneklerine göre Ismail yattigi yerden
Tanri’ya yalvardi ve annesi biraz ötedeki tasin üstüne çikip yardim gelip gelmedigini arastirdi. Kimseyi göremeyince karsidaki yüksek tepeye kadar kostu fakat yine kimseyi göremedi. Yari çilgin bir halde iki nokta arasindan yedi kez geçti yedincisinde dinlenmek için kayanin üstüne oturdugu sirada melek geldi. Allah Ismail’in topugunun oldugu yerden bir Su kaynagi fiskirtti ve bu su daha sonra “zemzem” adini aldi.

Ismail ve Hacer gittikleri yere ulastiklarinda Ibrahim’in daha yetmisbes yillik ömrü vardi ve oglunu o kutsal yerde ziyaret etti. Hacc Suresi 26. ayette Allah’in Ibrahim’e Ismail’le birlikte zemzem kuyusunun yanina insa edecekleri mabedin yerini gösterdigini söyler; nasil yapacaklarini da. Bu mabede sekil olarak “küp”e benzedigi için Kabe adi verilir; dört kösesi pusulanin dört yönüne göredir. Mabedin yapimi bittiginde Allah tekrar Ibrahim’e seslendi ve ona Bekke’ye veya daha sonra adlandirildigi gibi Mekke’ye hac gelenegini kurmasini emretti.

Daha sonra Ibrahim söyle dua etti: “Rabbimiz gerçekten ben çocukalrimdan bir kismini Beyt-i Haram (kutlu ve korunmus ev’in)yaninda ekini olmayan bir vadiye yerlestirdim; Rabbimiz dosdogru namazi kilsinlar diye (öyle yaptim) böylelikle Sen insanlarin bir kisminin kalblerini onlara ilgi duyar kil ve onlari birtakim ürünlerden riziklandir. Umulur ki sükrederler

BIR BÜYÜK KAYIP
Ibrahim’in duasi kabul oldu. Kabe’ye akin akin ziyaretçi gelmeye basladi. Ishak’in soyundan gelenler de Kabe’yi Ibrahim tarafindan yapilan kutsal bir tapinak olarak ziyaret ediyorlardi. Fakat yüzyillar geçtikçe tek-tanri’ya olan ibadetin safligi bozulmaya ve kirlenmeye basladi. Ismail’in soyundan gelenler Mekke vadisine sigmayacak kadar çogaldilar; uzaklara göç edenler bu kutsal tapinaktan taslar alip Kabe adina ona saygi gösterdiler. Daha sonralari komsu putperest topluluklarin etkisiyle bu taslara putlar da eklendi; ve sonunda hacilar bu putlari Mekke’ye tasimaya basladilar. Bu putlar Kabe’nin çevresine yerlestirildi iste o zaman yahudiler Ibrahim’in tapinagini ziyaret etmemeye basladilar.

BIR OGUL KURBAN ETMEYE IÇILEN AND
Abdulmuttalip cömertligi ve akilliligi ile Kureys’ten saygi görüyordu. Yakisikli zengin bir adamdi. Bütün bunlarin üstüne Zemzem’in tekrar insa edilmesine vesile olan seçilmis kisi olmasi da ekleniyordu. Fakat daha önce bir ogul sahibi olmanin eksikligini hiç bu kadar hissetmemisti. Sadece bir tek erkek çocuga sahipti. Allah’a bunun için daha çok dua etmeye basladi. Duasina eger O on evlat verirse ve hepsi de büyüyüp bülug çagina gelirse onlardan birini Kabe’de kurban edecegini de ekledi.

Duasi kabul olmustu. Yillar sonra dokuz oglu daha olmustu. Ogullari büyüdügünde içmis oldugu and aklina gelmeye basladi. Fakat kurban etmek için hangi oglunu seçecegini bilemiyordu. En sonunda Kabe’de kura sonucu ok en çok sevdigi oglu Abdullah’a çikti. Abdullah’in annesi olan Fatima diger hanimlarina nazaran Mekke’deki en güçlü kabilelerden biri olan Mahzum Kabilesi’ndendi yani
Kureysli’ydi. Abdullah’in kurban edilmesine izin vermediler. Bunun üzerine Abdulmuttalip Yesrib’de yasayan akilli bir kadinin yanina gitmeye karar verdi. Kadini uzun bir yolculuktan sonra Hayber’de buldular. Kadina olayi anlattiklarinda onlara ruhla konusmasi gerektigini ve ertesi Gün gelmelerini söyledi. Abdulmuttalip Allah’a dua etti ertesi gün kadin sunlari söyledi: “Memleketinize dönün ve kurban edeceginiz adami bir tarafa on deveyi bir tarafa koyun ve aralarinda kura çekin. Ok adamin alehine çikarsa on deve daha koyun ve tekrar kura çekin. Fal develere çikincaya kadar develeri arttirin. Develeri kurban edip adami saliverin” dedi.

Mekke’ye döndüler ve kadinin dediklerini yaptilar. Develerin sayisi yüzü
buluncaya dek ok Abdullah’in aleyhine çikti. En sonunda Abdullah kurtuldu ve
develer kurban edildi.

HZ. PEYGAMBERIN DOGUMU
Putlari kabul etmenin ve onlarin etkili olduguna inanmanin tek delili ve mesruiyeti gelenekti: Babalari babalarinin babalari ve daha büyük atalari hep öyle yapmisti. Bununla birlikte Allah Abdullah için büyük bir gerçeklik ifade ediyordu.

Ibrahim’in dinini tam anlamiyla sürdüren bir kaç kisi vardi ve daima olmustu. Onlar putlara ibadetin geleneksel olmaktan çok sonradan ortaya çikmis bir tehlike (bid’at) oldugu kanaatindeydiler. Hubel’in Israilogullarinin altin buzagisindan pek farkli olmadigini görebilmek için tarihe bir göz atmak yeterliydi. Kendilerine Hanifler adini veren bu sahislarin putlarla hiç ilgisi yoktu ve putlari Mekke’yi pisleten ve alçaltan varliklar olarak görüyorlardi. Taviz vermekten uzak oluslari ve çogu seye karsi çikislari onlari Mekke toplumunun disinda kalmaya zorluyordu. Onlara karsi takinilan tavir hosgörü saygi veya kötü davranma bir bakima kisiliklerini bir bakima da kendilerini korumaya hazir olan kabileler tarafindan belirleniyordu.

FIL YILI
Abdulmuttalip dört tane Hanif taniyordu ve onlarin en saygini olan Varaka hristiyan olmustu. O bölgedeki hristiyanlar arasinda bir peygamberin gelisinin yakin oldugu fikri yaygindi. Bu inancin bu kadar yayilmasinin sebebi isedogudaki Kiliselerden bazilarinin bu inanci desteklemesi ve astrologlarla kahinlein de bu inanci paylasmasiydi. Yahudilere gelince onlar da son gelen peygamberin Isa oldugunu bildikleri için yeni bir peygamberin gelecegi konusunda
hemfikirdiler. Yahudi alimleri onlara peygamberin çok yakinda gelecegini onun gelecegine delalet eden birçok isaretin görüldügünü ve muhakkak onun seçilmis kavim olan yahudilerden çikacagini söylüyorlardi. Varaka’nin da içlerinde bulundugu bir grup hristiyan ise bu konuda süphedeydiler; onlara göre peygamberin Arap olmamasi için hiç bir sebep yoktu. Araplarin yahudilerden daha çok peygambere ihtiyaçlari vardi çünkü en azindan yahudiler tek Tanri’ya tapma bakimindan Ibrahim’in dinini takip ediyor ve putlara tapmiyorlardi. Araplarin bu yalanci tanrilara tapmalarini ise sadece bir peygamber önleyebilirdi. Kabe’nin içinde ve çevresinde toplam 360 put vardi; bunun yanisira Mekke’de her evde evin merkezini olusturan bir put bulunurdu. Bu uygulamalar sadece Mekke’ye özgü degildi tüm Arabistan’a yayilmisti.

Develer kurban edilir edilmez Abdulmuttalip kurtulan oglunu evlendirmeye karar verdi. Biraz arastirdiktan sonra Vehb’in kizi Amine’yi uygun bir es olarak seçtiler. Abdulmuttalip Amine’yi ogluna kizkardesi Hale’yi de kendine istedi.

Abdulmuttalip o sirada yetmis yaslarindaydi fakat yasina göre her bakimdan hala genç görünüyordu. Abdullah güzellikte zamanin Yusuf’u gibiydi ve o da yirmibes yasindaydi. Dügün yerine giderken yolda Varaka’nin kardesi Kuteyle’nin yanindan geçmislerdi ki “Ey Abdullah” diye bir ses duydular. Abdullah yüzünü Kuteyle’ye çevirdi kadin ona nereye gittigini sordu. Abdullah “Babamla gidiyorum” diye cevap verdi. Kuteyle: “Beni simdi burada al ve benimle evlen sana yerine kurban edilen develer kadar deve verecegim.” dedi. Abdullah ise “Babamla beraberim onun isteklerinin disina çikamam ve onu birakamam” diye cevap verdi.

Dügünden bir kaç gün sonra Abdullah yine Varaka’nin kardesi Kuteyle’ye rastladi. Kadinin gözleri yüzünü öyle arastirir bakislarla tariyordu ki konusmasini bekler bir sekilde yaninda durdu. Kadin bir sey söylemeyince bir gün önce söylediklerini neden tekrarlamadigini sordugunda Kuteyle’den su cevabi aldi: “Dün yüzünde varolan isik bugün yok. Bugün benim senden istediklerimi bana veremezsin.”

Evlenmelerin meydana geldigi yil MS 569 idi. Bunu takip eden yil Fil Yili olarak
bilinir ve birden fazla sebeple önem tasir.

RAHIP BAHIRA
Abdulmuttalib’in mallari hayatinin son döneminde oldukça azalmisti ölümünden sonra ogullarina sadece çok küçük bir miras biakmisti. Ogullarindan bazilari özellikle Ebu Leheb olarak taninan Abdu’l Uzza kendiliklerinden zengin olmuslardi. Fakat Ebu Talib fakirdi. Bu nedenle yegeni kendisini yasamini kazanmak için elinden geleni yapmaya zorunlu hissediyordu. Yasamini keçi ve koyunlara çobanlik ederek kazaniyordu ve gün geçtikçe Mekke’nin üstündeki tepelerde veya ötesindeki ovalarda yalniz geçirdigi Günler artiyordu. Buna
ragmen amcasi onu bazen beraberinde yolculuga götürüyordu. Bunlardan birinde Muhammed (S.A.V.) dokuz bir görüse göre de oniki yasindayken bir ticaret kervaniyla Suriye’ye kadar gitti. Busra’da Mekke kervaninin her zamanki konak yerlerinden birinde içinde nesilden nesile bir hristiyan rahibin yasadigi bir hücre vardi. Biri öldügünde digeri onun yerini aliyor ve eski el yazmalarini da içeren manastirdaki bütün esyaya Varis oluyordu. Bu el yamalarindan birinde Araplara bir peygamber gelecegi kayitliydi. Manastirda yasayan Rahip Bahira bu kitaplarin hepsinden haberdardi. Bu konuyla ilgilenmesinin asil sebebi ise Varaka gibi onun da peygamberin kendi yasam süresi içinde gelecegine inanmasiydi.

Bahira Mekke kervaninin manastirdan pek uzak olmayan konak yerinde konakladigini bir çok defa görmüstü. Fakat bu sefer daha önce hiç karsilasmadigi bir seyle karsilasti ve dona kaldi: alçak ve küçük bir bulut onlarin üstünde yavas yavas ilerliyor ve sürekli yolculardan bir veya ikisi ile günesin arasinda
yer aliyordu. Büyük bir ilgiyle onlarin yaklasmasini izledi. Birden ilgisi saskinliga dönüstü. Çünkü konakladiklari anda bulut hareket etmeyi durdurdu ve altinda gölgelendikleri agacin üstünde sabit olarak kaldi. Agaç ise dallarini asagiya indirerek onlarin iki kat gölgede olmalarni sagliyordu. Bahira böyle bir mucizenin öneml oldugunu biliyordu. Sadece yüce bir sahsiyetin varligi bu olayi açiklayabilirdi ve aniden beklenen peygamber aklina geldi.

Manastira kisa bir süre önce büyük miktarda yiyecek gelmisti elindekilerin hepsini birlestirerek kervana söyle bir haber gönderdi: “Ey Kureysliler! Sizin için yiyecekler hazirladim ve buraya gelmenizi istiyorum. Yasli-genç köle-hür hepinizi davet ediyorum.”

Bunun üzerine hepsi manastira geldiler fakat Bahira’nin tembihlerine ragmen Muhammed (S.A.V.)’i develerin ve yüklerin yaninda gözcü olarak biraktilar. Bahira oradakiler içinde kitapta tarif edilene benzer bir yüz göremeyince eksikligi farketti. “Ey Kureysliler! Geride kimse kalmadigindan emin misiniz?” diye sordu. “Baska kimse kalmadi” dediler “sadece en küçügümüz olan bir erkek çocuk kaldiç” Bahira “Ona öyle davranmayin onu da çagirin; bizimle beraber yemekte bulunsun” dedi. Sonra çocugu yemege çagirdilar.

Çocugun yüzüne bir kez bakmak Bahira için bu mucizeleri açiklamaya yetti. Yemek boyunca onu dikkatle incelediginde yüz ve vücut özelliklerinin kendi kitabinda anlatilanlara ne denli yakin oldugunu gözledi. Yemekten sonra rahip bu genç misafirin yanina gitti ve ona yasam sekli uykulari ve genel konulardaki tavirlariyla ilgili bazi seyler sordu. Çocuk ona bu konularda ayrintili cevaplar verdi; çünkü adam saygidegerdi sorular ise saygili ve hürmetkarca soruluyordu. Hatta rahip sirtina bakmak istediginde gömlegini siyirmakta tereddüt etmedi.
Bahira zaten kesinlikle onun peygamber oldugu kanaatindeydi. Bir de sirtindaki iki kürek kemigi arasinda kitabinda anlatilan yerde peygamberlik mührünü görünce tüm süpheleri silindi. Bahira Ebu Talib’e döndü ve “Bu çocukla akrabalik dereceniz nedir?” diye sordu. Ebu Talib “Oglumdur” dedi. Rahip “Oglunuz degil bu çocugun babasi sag olamaz” dedi. Ebu Talib “Kardesimin ogludur” dedi. “Peki babasina ne oldu?” dedi rahip. Öteki “Daha annesi ona hamileyken öldü” dedi. “Iste bu dogru” dedi Bahira “Kardesinin oglunu ülkene geri götür ve onu yahudilerden koru. Çünkü benim bildigimi onlar da bilirler ve görürlerse ona kötülük yaparlar. Kardesinin oglunun geleceginde büyük seyler gizli.”

EVLILIK TEKLIFLERI
Mekke’deki zengin tüccarlardan birisi bir kadindi -Esed kabilesinden Huveylid’in kizi Hatice. Ayni zamanda hristiyan olan Varaka’nin ve kardesi Kuteyle’nin de kuzeni idi. O zamana dek iki kez evlenmisti ve ikinci kocasinin ölümünden beri
kendi adina ticaret yapacak bir adam görevlendirmeyi adet edinmisti. Bunlardan biri de artik Mekke’de el-Emin (güvenilir) serefli olarak taninan Muhammed (S.A.V.)’di. Bu söhreti isekendisine emanet edilen ticaret kervanlarinin sahiplerinden yayiliyordu. Hatice O’nu bir kölesini de yanina vererek ticaret kervaninin basina getirdi. Gidip dönene kadar yanindaki köle bir çok mucizelere sahit olmustu. Bunlari Hatice’ye anlatti Hatice de Kuzeni Varaka’ya. Varaka “Eger bu dogruysa Hatice Muhammed (S.A.V.) kavmimize gönderilen peygamberdir. Uzun süreden beri bir peygamberin gelecegini biliyordum ve iste geldi.”

Hz. Hatice Hz. Muhammed (S.A.V.)’e evlilik teklifi götürdü. Hz. Muhammed (S.A.V.) maddi imkansizligini ileri sürerek “Ben böyle bir evliligi nasil yapabilirim?” dedi. Araci Nuseyfe “Orasini bana birak!” deyince Hz. Muhammed (S.A.V.) “O halde benden tarafi tamam” dedi. Gereken her sey yapildi ve aralarinda Hz. Muhammed (S.A.V.)’nin yirmi disi deve vermesi kararini aldilar.

ÇOCUKLARI VE HZ. ZEYID
Damat amcasinin evinden ayrildi ve gelinle birlikte yasamak üzere onun evine yerlesti. Hatice kocasina bir es oldugu kadar onun en yakin arkdasi ve ideallerini ve isteklerini paylasan bir dostu idi. Acilar ve kayiplar olsa da evlilikleri çok mutlu geçiyordu. Hz. Hatice Hz. Muhammed (S.A.V.)’e alti çocuk dogurdu iki erkek ve dört kiz. En büyük çocuklari Kasim adinda bir oglan çocuguydu. Bundan sonra O’na Ebu’l Kasim (Kasim’in babasi) denmeye baslandi. Fakat çocuk iki yasini doldurmadan vefat etti. Ikinci çocuklari Zeyneb adinda bir kizdi onu üç kiz çocugu daha takip etti: Rukiyye Ümmü Gülsüm ve Fatima. Son çocuklari ise yine çok az bir süre yasayan bir erkek çocuguydu. Evlendigi gün Muhammed (S.A.V.) babasindan miras kalan sadik cariyesi Bereke’yi azat etti.
Hatice ise O’na kölesi Zeyd’i hediye etti. Zeyd iyi bir ailedendi fakat yillar önce kaçirilarak köle olarak satilmisti. Muhammed (S.A.V.)’in kölesi olduktan aylar sonra bir gün daha önce yakalayamadigi bir firsati ailesine haber gönderme imkanini yakalamisti: Mekke sokaklarinda kendi kabilesinden adamlara rastladi. Eger onlari bir önceki yil görmüs olsaydi duygulari çok farkli olurdu. Böyle bir karsilasmayi uzun süredir arzuluyordu fakat simdi saskinliga düsmüstü. Rahatinin iyi oldugunu ve geri dönmek istemedigini anlatmak üzere birkaç misra yazip gönderdi. Ailesi haberi aldiginda hemen yola çiktilar ve Hz. Muhammed (S.A.V.)’e Zeyd’i kendilerine satmasini teklif ettiler. Hz. Muhammed (S.A.V.) “Birakin kendisi seçsin eger sizi seçerse hiçbir ücret istemeden onu size veririm; eger beni seçerse ben; beni seçen birinin üstünde karar verici degilim.”dedi. Zeyd’e soruldugunda sunlari söyledi: “Senin üstüne baska adam seçecek degilim. Sen bana annem ve babam gibisin.” Ailesi hayret etti.

Hz. Muhammed (S.A.V.) daha sonraki konusmalari kisa keserek onlari Kabe’ye davet etti. Hicr’de ayakta durarak yüksek sesle sunlari söyledi: “Ey burada bulunanlar sahid olun ki Zeyd benim oglumdur ben onun o da benim varisimdir.” O Günden sonra Zeyd Zeyd Ibn Muhammed diye anilmaya basladi.

KABE’NIN YENIDEN INSASI
Hz. Muhammed (S.A.V.) 35 yasinda iken Kureys’liler Ka-be’nin tekrar insasina karar verdiler. Kabe yikildiktan sonra Hacerü’l Esved’in bulundugu kösede Süryanice bir yazi buldurlar ve onu bir yahudiye okuttular. “Ben Allah’im ve Bekke (Mekke)’nin Rabbiyim. Mekke’yi ve gökleri ben yarattim Ay’a ve Günes’e sekil verdigimi ve Günes’in etrafina dokunulmaz olan yedi melegi yerlestirdigim gün yarattim. O (Mekke) insanlara süt ve su ile yardim eden iki tepe varoldukça varolmaya devam edecektir.” yazmakta idi. Bir parca yazida Ibrahim makaminda Kabe’nin kapisi yaninda Hz. Ibrahim’in ayak izini tasiyan kayanin altinda bulundu. “Mekke Allah’in kutsal evidir. Onun sürekliligi üç yönden gelir. O’nun yakinindaki insanlar onu ilk kirletenler olmasin.”

Ka-be’nin yapilmasinda bütün kabileler çalisti ve yeniden yapildi. Sira Hacerü’l Esved tasinin yerine konulmasina geldiginde yerlestirme serefine tüm kabileler nail olmak istemekte idiler. Aralarinda anlasamiyarak ihtilafa düstüler. Bu tartisma bir kaç gün sürdü ve yasli bir adam söyle bir öneri getirdi: “Mescid’e ilk giren hakem olsun.” Tam busirada Hz. Muhammed kapidan içeri girdi. Hepsi Muhammed Emin’dir karari kabulumuzdür dediler. Durumu kendisine anlattilar. Hz Muhammed bana bir kumas getirin dedi. Kumasi yere serdi. Hacerü’l Esvedi kendi elleriyle kumasin üzerine yerlestirdi. Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun. dedi. Tas yükselincede onu yerine kendi elleriyle yerlestirdi. Böylece insaatin kalan kismina devam edildi ve sorun çözüldü.

ILK VAHIY VE PEYGAMBERLIK
Hz. Muhammed’e bazi haller olmaya basladi. Bunlarin nasil oldugu soruldugunda “uykuda iken gelen sabahin aydinligi gibi gerçek görüntüler” oldugu söylerdi. Hira dagindaki bir magaraya inzivaya çekilmeye basladi. Sehirden ayrilip magaraya yaklastiginda “Ey Allah’in Rasülü sana selam olsun.” seslerini duyardi. Geriye dönüp bakinca agaçlar ve taslardan baska hiç bir sey göremezdi. Ramazan ayinda kirk yasinda iken insan seklinde bir melek geldi ve O’na “OKU” dedi. O “ben okuma bilmem” deyince Melek onu eline aldi ve dayanabilecegi son nokyata kadar sikti. Sonra tekrar “OKU” dedi. “Ben okuma bilmem!”. Üçüncü kez ayni olay tekrarladindi. ve biraktiginda söyle dedi:

Insana bilmedigini ögretti. (A’lak Suresi 1-5) Bunlar Kur’an-i Kerimin ilk gelen ayetleridir.

O bu sözleri melegin arkasindan tekrarladi ve melek onu birakip gitti. (Bu melek vahiy meledigi Cebrail A.S.’di) Sonra Peygamberimiz Hira magarasindan evine döndü. Olaylari Hz Hatice validemize anlatti. Hz. Hatice O’na “-Senin peygamber olacagini umuyordum. Ne mutlu sana. Müjdeler olsun sana!” dedi. Hz Hatice hemen amcasinin oglu Varaka Bin Nevfel’e olanlari anlatti. Varaka’nin cevabi: “-Bu gördügün Allah-i Tealanin Musa’ya indirdigi Namus-u Ekber’dir. (Cebrail’dir) Ah keske senin davet günlerinde genç olsaydim. Kavmin seni çikaracagi günlerde hayatta bulunsaydim.” dedi ve Rasulullahin mübarek baslarindan öptü.

Ilk vahiyden sonra vahiy belli bir süre kesintiye ugradi. Bu sessizlik
döneminden sonra onu temin edici bir vahiy geldi. (Duha Suresi 1-11)

ILK EMIR NAMAZ
Hz Muhammed (S.A.V) en yakin ve sevgili buldugu kisilere Melek ve Vahiy hakkinda gördüklerini anlatmaya basladi.Bir gün Cebrail ona geldi ve topuguyla çimenlige vurdu. Oradan hemen su fiskirmaya basladi.Namazdan önce nasil temizlenecegini peygambere gösterdi ve Abdest aldi. Peygamber onu taklit ettive namazi nasil kilacagini kiyam rüku sücud ve tesehhüd mikteri oturmanin nasil yapilacagini ögretti ve namaz vakitlerini ögretti. Peygamber evine dönünce ögrendiklerini Hatice’ye de ögretti ve birlikte namaz kildilar.

Din artik abdest ve namaz esalari üzerine kurulmustu.Hatice’den sonra bu esalari ilk uygulayanlar Ali Zeyd Ebu Bekir idi.

AILENI UYARIP KORKUT
Henüz Islam’a açik bir çagri yapilmamisti fakat gün geçtikçe mü’minler grubuna kadin-erkek bir çok genç katiliyordu. Peygamberin kuzenleri de dahil bir çok akrabasi yeni dine girmelerine ragmen amcalarindan hiçbiri onun pesinden gelmeye yatkin görünmüyordu. Ebu Talib Hamza ve Abbas Peygamberi kisisel olarak sevdikleri halde Ebu Leheb açikça yegeninin sapik oldugunu söylüyordu.

“(Öncelikle) en yakin hisimlarini(asiretini) uyarip korkut.”(Suara :214) ayetinden sonra Peygamber(sav)Ali!yi çagirip Abdulmuttalib ogullarini bir araya toplamasini onlara yemek verecegini söyledi. Hasim Kabilesi gelince 1 koyun budu ve bir masrapa süt bütün kabileyi doyurmaya yetti.

KUREYS KARSI ÇIKIYOR
Islâm’in ilk günlerinde müslümanlar sik sik Mekke’nin disina gider ve topluca namaz kilarlardi. Bir gün birkaç putperestonlar namaz kilarken Alay edince Zühre Kabilesinden Sa’d kafirlerden birini yaraladi. Bu Islam’ da ilk kan dökülmesi oldu. Fakat Peygamber Efendimize sik sik gelen vahiylerde sabrin tavsiye edilmesini dikkate alarak o günden sonra siddetten kaçinmaya karar verdiler. “Onlarin demelerine karsi sen sabret ve onlardan güzel kopma(düsünce ve eylem bakimindan köklü bir tutum )ile kopup ayril” ve “Sen simdi o küfretmekte olanlara mühlet ver kendilerine az bir süre tani”(Müzemmil:10-11)

Kureys’ten bir grup Ebu Talib’e gelip yegenini engellemesini yoksa savas ikaracaklarini söylediler. O da yegenine haber göndererek kendini korumasini istedi. Kureysin korkusu o sene hacca gelecek olanlarin Muhammed (sav) ve taraftarlarinin putlari horgördügünü farkedip bir daha Mekke’ye gelmemeleri ve bunun sonucu olarak da hem ticaret hem de Mescit koruyucularinin seref ve haysiyetinin kötü duruma sokulacak olmasiydi

Kureys bu durumu önlemek için çesitli yöntemler aradi.Mekke’ye gelen Arap’lara Muhammed’ in (sav) araplari temsil etmedigi anlatilmaliydi. Bunun yanisira baska seyler söylemek gerekliydi.Önce mecnun (deli) veya sair demeyi düsündüler fakat daha sonra büyücü demek konusunda hemfikir oldular. Çünkü biliyorlardi ki Muhammed insan kazanmak konusunda çok basariliydi.

Planlarini titiz bir sekilde uygulamalarina ragmen nasibi olanlarin Islam’a girmesine engel olamadilar. Mekke’ye gelen hacilarkendilerine düsmanlarindan farkli bir hikaye anlatan Peygamber (sav) taraftarlariyla karsilastilar ve her biri yaratilisinin geregi olarak iman etti.Arabistan’in her yerinde özellikle de Yesrib’de yaygin olarak yeni dinden bahsedilmeye baslandi.

EVS VE HAZREÇ
Evs ve Hazreç kabileleri kendileriyle birlikte Yesrib’de yasayan bazi yahudi kabileleriyle müttefiktiler. Fakat çogunlukla aralari kötü idi.Çünkü tek tanrici yahudiler Allah’in seçilmis kullari olarak çok tanrili Arap’lara güçlerinden dolayi saygi duymalarina ragmen kisaknçlik besliyorlardi. Yahudi alimleri ve kahinlerpeygamberin nereye gelecegini soranlara Yemen tarafini isaret ederlerdi. Yesribliler Mekke’de bir peygamber gelecegini duyunca dikkat kesildiler çünkü zaten akide olarak tek tanrici akideye asina idiler. Yahudiler onlarla iyi geçindikleri zamanlarda Tanri’nin biriligini ve insanin esas amacinin ne oldugunu anlatirlar ve bu konuyu birlikte tartisirlardi.

Yahudiler peygamber gelecegine inaniyor; fakat “Allah nasil olur da seçilmis olmayan bir milletten birini peygamber olarak gönderir.”diye inanmiyorlardi.Bunun yaniisra Hazreçliler simdi bir peygamber oldugunu iddia eden ve daha önce çocukken annesiyle sonralari da Suriye’ye giderken birçok kez ugramis Yesrib’e ugramisolan bu adamla aralarinda güçlü kan bagi oldugunun farkindaydilar.Hacilar ve Mekke’yi ziyaret edenlerin getirdigi haberlerle desteklenen tüm bu faktörler vadi halkinin üzerinde etkisini göstermeye basladi.

Evs ve Hazreç Kabileleri arasinda; -2 kisi arasindaki bir çatismadan dolayi- savas baslamisti ve bu baslica sorun haline gelmisti.Bu nedenle Evs’in ileri gelenleri Mekke’yeKureyslilerden Hazreç’e karsi yardim istemek üzere bir delege göndermeye karar verdiler. DelegelerKureys’ten cevap beklerken Peygamber(sav) yanlarina geldi; o da görevinden ve teblig etmekle yükümlü oldugu dinden bahsettiKur’an’dan bir bölüm okudu.Muaz oglu Ilyas ona inandi.Bu nedenle oIslam’a giren ilk Yesrib’li sayilabilir.

EBUCEHIL VE HAMZA
Mekke’deki Mü’minlerin sayindaki artisberaberinde kafirlerin düsmanligini da arttirdi. Islam’in en kötü düsmanlarindan biri ailesi ve arkadaslari arasinda Ebu’l Hakem diye anilanmü’minlerinse adini Ebu Cehil(cehaletin babasi ) koyduklari Mahzum kabilesinden Amr idi. O zaman Mahzumilerin basinda bulunan Velid’in de yegeni oluyordu ve onun yerine geçeceginden emindi. Peygamberi kötülemek için çalisanlarin en usanmazi ve onu büyücü diye adlandiranlarin en bagirgani idi. Çaresiz Mü’minlere karsi acimasizlikta çok asiri idi ve diger kabileleri de buna tesvik ediyordu.

Bir gün Peygamberimizi (sav) Mescid’in disindaki Safa kapisi yakininda otururken gördü. Karsisina geçerek agzina gelen bütün küfürleri söyledi. Peygamber(sav) ona sadece bakti hiçbirsey söylemedi. Ebu Cehil Kureyslilerin yanina döndü. O sirada avdan dönen Hamza karsidan gözüktü. Onun yaklastigini görünce Safa kapisina yakin olan evinden bir kadin çikti ve onu durdurdu. Peygambere bagli olan bu kadin Ebu Cehil’in Peygambere(sav) küfürlerini duymus ve sinirlenmisti.
Hamza’ya; Ebu Cehil’in yegenine küfür ve hakaret ettigini onun da karsiliginda hiçbirsey söylemedigini anlatti. Kabe’ yi isaret ederek Ebu Cehil’in orada oldugunu belirtti.Hamza yumusak huylu bir insandibununla birlikte Kureys’in en cesuru idikizdirildiginda ise en sert adami olurdu. Su anda güçlü yapisi kizginliktan sarsiliyordu. Kabe’ye giren Hamza Ebu Cehil’in yanina giderek yayi tüm gücüyle arkasina indirdi. “Ben de onun dinindenim onun iddia ettiklerinin hepsini onayliyorum. Eger karsi çikmaya gücün varsa bana karsi çik.” Ebu Cehil kendisine yardim etmek isteyenleri durdurarak söyle dedi: “Birakin Ebu Umare istedigini yapsin çünkü Tanri’ya andolsun ki onun yegenine çirkince küfrettim.”

KUREYS’IN ISTEKLERI VE TEKLIFLERI
Hamza’nin müslüman olusundan sonra Kureys artik Peygamber’e Hamza’nin koruyacagini düsünerek direkt saldirilarda bulunamiyorlardi. Bunun için Muhammed (s.a.v.)’e teklif götürmeye karar verdiler. O’na “Sen bildigin gibi kabilenin soylularindansin ve senin soyun sana serefli bir konum sagliyor. Fakat sen halkina ciddi ve tehlikeli bir mesele getirdin bununla onlarin toplulugunu
birbirinden ayiriyor onlarin yasam tarzinin saçma oldugunu söylüyor dinlerini ve tanrilarini küçümsüyorsun ve onlarin atalarina kafir diyorsun. Eger istedigin zenginlikse mallarimizi birlestirir seni aramizda en zengin kimse yapariz.. Eger istedigin serefse seni liderimiz yapariz ve senin sözünden hiç çikmayiz. Ve eger kral olmak istiyorsan seni kral yeperiz. Eger sana musallat olan cinden ve hastaliktan kurtulamiyorsan sana bir hekim buluruz ve iyilesene dek senin için tüm servetimizi harcariz. Peygamber (s.a.v.) ayetlerle etkileyici bir cevap verdikten sonra okumasini su sözlerle bitirdi:

“Gece gündüz günes ve ay O’nun ayetlerindendir. Siz günese de aya da secde etmeyin. Allah’a secde edin ki bunlari kendisi yaratmistir. Eger O’na ibadet edecekseniz.”

Onlarin tek cevabi daha önce kaldiklari yerden devam etmeleriydi. Eger onlarin tekliflerini kabul etmiyorsa Allah’in elçisi olduguni ispatlayacak birseyler göstermeliydi o zaman mesele hallolurdu. “Rabbinden çevremizdeki daglari kaldirmasini topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizdeki daglari kaldirmasini topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizden Suriye ve Irak gibi nehirler akitmasini iste… Veya bizin için bunlari istemeyeceksen kendin için bir seyler iste.
Allah’tan senin sözlerini dogrulayip bizimkileri yalanlayacak bir melek indirmesini iste… ki senin Allah katinda ne kadar degerli olduguni görelim.” Peygamber onlara su cevabi verdi: “Ben Allah’tan böyle seyler isteyecek degilim çünkü O beni uyarmam ve müjdelemem için gönderdi.” Onu dinlemeyi reddederek söyle dediler: ” O zaman gökyüzünü parça parça üzerimize indir.” Bunu su ayete karsi söylüyorlardi: “Eger biz dilersek onlari yerin dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düsürürüz.” “Karar verecek olan Allah’tir dilerse yapar” diye cevap verdi Peygamber (s.a.v.).

KUREYS’IN ILERI GELENLERI
Peygambere tabi olanlar sürekli artiyordu. Fakat bunlarin hemen hepsi ya köle ya azatli ya da Mekke disindaki Kureyslilerden olusuyordu. Abdurrahman Hamza ve Erkam istisna hepsi zayif idiler bunlar da liderlik vasfindan uzaktilar. Bu nedenle Peygamber (sav) içinde amcasi Ebu Talib’in de bulundugu Kureys liderlerinden hiç olmazsa birkaçini kazanmak istiyordu. Eger Ebu Cehil’in amcasi Velid’in destegini kazanirsa davetini daha kolay yapabilecekti. Bir Gün Peygamber (sav) Velid’le sohbete dalmisken Islam’a henüz girmis kör bir adam yanlarindan geçti; Peygamberin (sav) sesini duyunca kendisine Kur’an’dan bir parça okumasini rica etti. O da biraz sabirli olmasini istedi. Adam israr edince Peygamber (sav) hiddetlendi ve ondan yüzünü çevirdi. Sohbeti yarim kalmisti. Fakat bunun bir kaybi yoktu çünkü Velid mesaja tamamen kapaliydi.

O anda vahiy geldi.”Surat asti ve yüz çevirdi;kendisine o kör geldi diye.”

Kisa süre sonra Velid “Ben Kureys’in en üstünü oldugum halde bana gelmiyor da Muhammed’e mi vahiy geliyor?” diyerek kendini begenmisligini ortaya koyuyordu. Ebu Cehil de ondan geri kalmiyordu: “Biz Abdu Menaf ogullari ile aramizda seref konusunda yaris ederiz.Simdi onlar ‘ Bizim adamlarimizdan biri Peygamber’dir. Ona gökten vahiy geliyor.’ diyorlar. Biz onun bir esini ne zaman elde edecegiz.Tanri’ya andolsun ki biz ona inanmayacagiz.” diyordu.

Digerleri de Ebu Cehil kadar olmasa da ayni seyi düsünüyorlardi.Hepsi de degisik derecelerde vahyin diline ve üslûbuna duyarliydilar.Fakat anlamina gelince babalarinin hiçbirsey kazanmadigini ve onlarin tüm çabalarinin bosa gittigini vurgulayan âyetlere gönüllerini kapatmislardi: “Bu dünya hayati yalnizca bir oyun ve (eglence türünden) ‘tutkulu bir oyalanmadir.’Gerçekte ahiret yurdu ise asil hayt odur.Bir bilselerdi.”(Ankebut:34).

KORKU VE ÜMIT
Elbette gençlerin ve zayiflarin hepsi ilahi daveti hemen kabul etmemisti; fakat hiç olmazsa küçük yasamlarini bir klarnetin notalari gibi bölen davet ve vaazlarin önem ve siddetine karsi kulaklarini tikamalarina neden olacak kendini begenmislikleri yoktu.Osman’in çölde duydugu:”Ey uykudakiler uyanin” sesi vahyin kendisiydi.ve daveti kabul edenler uykudan uyanmislardi.

Kafirlerin tutumu su sözlerle ifade edilebilir:”Bu dünya hayatimizdan baskasi yoktur.Ve bizler diriltilecek de degiliz.”(en’am:29)Bu sözlere ilahi cevap da suydu:”Biz gögü yeri ve ikisi ikisi arasindakileri oyun olsun diye yaratmadik.”(Enbiya:16;Duhan:38) “Bizim bos bir amaç ugruna yarattigimizi ve sizin gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceginizi mi sanmistiniz?”(Mü’minûn:115)Bu ayetlerse henüz küfrün yerlesmedigi kimselerde etkisini gösteriyorduve bunda emirleri getiren elçinin etkisi çok büyüktü.

Süphesiz
Bizim Rabbimiz Allah’tir.’deyip dosdogru bir istikamet tutturanlar (yok mu) onlarin üzerlerine melekler iner (ve der ki):’Korkmayin ve hüzne kapilmayinsize vadolunan cennetle sevinin.Biz dünya hayatinda da ahirette de sizin velileriniziz..Orda nefislerinizin arzuladigi hersey sizindir ve istemekte oldugunuz hersey de sizindir.Çok bagislayan çok esirgeyen (Allah)’tan bir agirlanma olarak”(Fussilet:30-32)

Benzer bir ayet
“Bu mu daha hayirli yoksa takva sahiplerine vadedilen cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktir.Içinde ebedi kalicilar olarak orada her istedikleri onlarindir bu rabbinin üzerinde istenen bir va’didir.”(Furkan:15-16)

Gerçek Mü’minler “Bizimle Karsilasmayi umanlar”diye tanimlanmistir.Oysa kâfirler:”Bizimle karsilasmayi ummayanlardünya hayatina razi olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz(gafil) olanlar.”dir. Mü’min’in tutumu her konuda kafirinkinin aksi olmalidir. Hakk’a uyanik olmak sadece ümitlerin bu dünyadan Ahirete çevrilmesi degil Dünyada her tarafa serpilmis olan ayetlerden ders almasidir:

“Gökte burçlari kilan onlariniçinde bir aydinlik ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir.O gece ile gündüzü birbiri ardinca kilandir;ögüt alip düsünmek ya da sükretmek isteyenler için.”(Furkan:61-62)

Kureys liderleri küstahça peygamberlerden bu ayetleri (isaret ve mucizeleri) göstermesini istediler.Gökten onu destekleyen bir melegin gelmesini veya onun göge yükselmesini istiyorlardi. Ve bir gün dolunayin aydinlattigi bir gecede bir grup kâfir gelerek eger gerçekten Allah’in Resûlü ise Ay’i ikiye bölmesini istediler. Mü’min ve kararsizlari da içeren büyük topluluk Ay’i ikiye ayrilmis görünce büyük bir saskinlik yasadilar. Peygamber(sav) “Iste sahit olun.” dedi. Bu mucizeyi asil isteyenler inkar ettiler ve bunun büyü oldugunu söylediler. Diger taraftan inananlar sevindi kararsizlarin bazilari iman etti bazilari da imana yaklasti.

“Kendileri bakmiyorlar mi o deveye nasil yaratildi? Göge nasil yükseltildi? Daglara; nasil oturtulup-kuruldu? Yere; nasil yayilip dösendi?”(Gasiye:17-20)

Inananlardan beklenen korku ve ümidin her ikisi de Allah’a götüren davranislardir. Allah’a sükrün belirtisi olarak söylenen “Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’adir.” sözü ayni zamanda korku da tasir. “Rahman ve Rahim olan Allah’in adiyla” sözü insani ümitle ayni yöne yöneltir. Bu en belirgin sekilde Fatiha sûresinde yer almistir : “Hamd alemlerin Rabbi Rahman Rahim ve din gününün maliki olan Allah’adir.Biz yalnizca sana ibadet eder ve yalnizca Senden yardim dileriz.Bizi dosdogru yola ilet kendilerine nimet verdiklerinin yoluna gazaba ugrayanlarin ve sapiklarinkine degil…” Kur’an’in son sürelerinden Ihlas suresi de Islam ögretisinin en güzel ve tam ifadesini yazan bir sûredir.

“De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir. O dogurmamis ve dogrulmamistir.Ve hiç birsey O’nun dengi degildir.”(Ihlas Sûresi)

ES-SAA (KIYAMET)
Kafirlerin siki sik öne sürdügü seylerden biri de eger Allah gerçekten vahiy gönderdiyse bir melek göndermeliydi fikri idi. Buna karsi Kur’an’in cevabi suydu:

“Eger yeryüzünde (insan degil de) tatmin bulmus yürüyen melekler olsaydi biz de onlara göklerden elçi olarak elbette melek gönderirdik.”(Isra:95)

Cebrail’in zaman zaman yeryüzüne inmesi onu Kur’anî anlamda elçi yapmiyordu. Elçi olabilmek için mesaj getirilen insanlar arasinda yeryüzüne yerlesmek gerekliydi. Kur’an söyle diyordu:

“Bize kavusmayi ummayanlar dediler ki Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimizi bir görmemiz gerekmez miydi? ‘Andolsun onlar kendi nefislerinde büyüklüge kapildilar ve büyük bir azginlikla bas kaldirdilar. Melekleri görecekleri gün suçlu günahkârlara bir müjde yoktur. Ve ogün (melekler onlara) derler ki:’(Size sevinçli haber) yasaktiryasak.’ “(Furkan:21-22)

Bu yasaklama onlarin dünya ile ahiret arasina bir perde çekilmesi için yalvarmalarina ama kibir içinde yalvarmalarina karsiliktir. Sema ile direkt baglantiya geçildiginde ve dünya yerle bir olup zaman ve mekan anlamsizlastiginda ebedi son gelmis olacaktir. “Insanlarin her yana dagilmis ‘pervaneler gibi olacaklari gün ve daglarin da etrafa saçilmis’ renkli yünler gibi olacaklari gün” ve çocuklarin saçlarini agartan gün.” “Gerçekten Rabb’inin katinda bir gün sizin saymakta olduklarinizdan bin yil gibidir.”

Kiyameti beklemek muhakemeyi beklemektir. Kur’an dogruyu yanlistan ayiran bir vahiy kitabidir. Çünkü vahiy ezeli ebedi olanin fani iolanda görünmesidir.ve bu nihai muhakemeye öncülük eder. Bu muhakeme sonucunda Cennet’le Cehennem açikça görülür. Iyilik ve kötülügün izleri artik ortaya çikmistir. Peygamberin(sav) dogru yola çagirmasi kendisine karsi koyanlarin sapikligini tespit ettigi gibi kendisine tabi olanlari da mükemmellik derecesine ulastirir.

Bu konuda birçok ayet indirilmistir

Andolsun biz bu Kur’an’da çesitli açiklamalar yaptik ögüt alisverisi düsünsünler diye.Oysa bu onlarin daha da uzklasmalarindan baskasini getirmiyor.”(Isra:41)

“Biz onlari korkutmayiz.Fakat (bu) onlarda büyük bir azginliktan baska birsey artirmiyor.”(Isra:60)

ÜÇ SORU
Kureysliler toplandikleri her seferde kendilerince en büyük problem telakki ettikleri konu hakkinda mutlaka konusurlardi.Bu defa da Yesrib’deki Yahudi Alimlerine danismaya karar verdiler.”Onlara Muhammed’den bahsedin onu tarif edin ve söylediklerini iletin ;Çünkü onlar ilk kutsal kitaba inaniyorlar ve mutlaka peygamberler hakkinda bilgileri vardir bizim se hiçbir bilgimiz yok” dediler.Yahudi alimleri su cevabi verdi”Ona bizim söyleyecegimiz 3 soru sorun.Eger bunlara cevap verebilirse o Allah’in peygamberidir fakat cevap veremezse yalanci ve sahtekârdir .Ona eski günlerde ülkesini terk eden genç adamlari onlara ne oldugunu ve ilginç hayat hikayelerini sorun. Yeryüzünün ötesine dogusuna ve batisina ulasan uzak yollarin yolcusundan haber vermesini isteyin.Bir de Ruh’u onun ne oldugunu sorun.Eger size bunlari söylerse ona uyun çünkü o bir peygamberdir.”

Elçiler gelince Kureys liderleri bu 3 soruyu sordu. Peygamber(sav) de “Yarin size bunlarin cevabini verecegim.” dedi fakat “Insaalah” demeyi unuttu. Ertesi gün Kureysliler cevap için geldiginde onlari geri gönderdi. O günden itibaren onbes gün boyunca hiçbir vahiy gelmedi.Cebrail de hiç yanina ugramadi. Mekkeliler onunla alay ettiler o ise bu sözler için bekledigi yardimi alamadigi için üzülüyordu. En sonunda Cebrail onu teselli eden ve 3 soruya da cevap veren vahyi getirdi. Bu uzun bekleyisin sebebi su ayetlerle açiklaniyordu: “Hiç bir sey hakkinda ‘Ben bunu yarin mutlaka yapacagim.’ deme.Ancak: ‘Allah dilerse’(yapacagim de).”

Vahyin bu gecikisi peygamberi üzmesine ragmen mü’minlere güç kazandirmistir. Her ne kadar kâfirler bu gecikmeden sonuç çikarmayi reddettilerse de kafalarinda süphe olan birçok Kureys’li için bu vahyin Peygamber tarafindan uydurulmadigina bilakis Allah’tan geldigine delil idi. Eger Muhammed (sav) daha önceki vahiyleri uydurdu ise bu alay edilme ve üzüntüye ragmen bu kez vahyi geciktirmesi anlamsiz degil miydi?

Inananlar herzaman oldugu gibi vahyin kendisinden güç aliyorlardi. Kureysliler eski günlerde ülkesini terkeden gençlerin hikayesini sorduklarinda _bu hikâyeyi o zamana kadar Mekke’de hiç kimse duymamisti_bu hikayenin o anki durumlariyla ilgili oldugunu inananlarin yüceligini ve inanmayanlarin kötülügünü anlattigini bilmiyorlardi. Efes’li uyuyanlarin hikayesi söyle anlatilir : Milattan sonra III.yy.in ortalarinda halki putperestlige sapmis olan bir grup genç Allah’a imani muhafaza ediyorlardi halk da onlari bu yüzden cezalandiriyordu. Bu eziyetlerden kaçmak için bir magazaya sigindilar ve orada 300 yil kadar uyudular.

Yahudilerin o zamana dek bildiklerinden baska Kur’an-i Kerim’deki kissa hiçbir insanin görmedigi ayrintilardan da bahseder.Örnegin uyuyanlarin uyandiktan sonra yüzyillar boyu uyuduklarini nasil farkettiklerini ve köpeklerin ön ayaklarini kapinin esigine nasil uzatarak yattigini anlatir.

Ikinci soruya gelince bu büyük yolcu Zü’l-Karneyn’dir. Vahiy onun doguya ve batiya yaptigi yolculugu anlatir ve sorulandan fazlasina cevap vererek 3.yolculuktan bahseder. Zü’l-Karneyn iki dagin arasinda yasayan bir topluluga rastlar ve o topluluk Zü’l-Karneyn’e kendilerini Yecüc Mecüc ve cinlerden koruyacak bir duvar yapmasi için yalvarirlar.Allah da ona cinleri ve kötü ruhlari bir yere toplama gücü verir. O belirli Günde bu kötü ruhlar yeryüzünde büyük karisikliklara sebep olacaklardir. Onlarin ortaya çikisi Kiyamet saatinden önce olacaktir ve vaktin yaklastigini gösteren isaretlerden biri olacaktir.

Üçüncü soruya cevap olarak Vahiy insanin aklî kapasitesinin ruhu kavarmaya yetmeyecegini söyler: “Sana ruhtan sorarlar de ki:’Ruh Rabbimin emrindedir size ilimden yalnizca az birsey verilmistir.’ “(Isra:85)

Yahudiler Peygamberin(sav) sorulara verdigi cevaplari ilgiyle karsiladilar ve son cümledeki “ilmden az verilmistir” ibaresinin yahudileri mi yoksa Araplari mi kasdettigini sordular.Peygamber:”Her ikisini de” cevabini verince kendilerinin her türlü konuda bilgi sahibi oldugunu söyleyerek karsi çiktilar.Çünkü onlar Kur’n'in da tasdik ettigi gibi herseyi ayri ayri açiklayan(En’am:154) bir kitap olan Tevrat’i okuyorlardi.Peygamber onlara söyle dedi: “Sizin bildikleriniz Allah’in ilmi yaninda çok azdir.Fakat yine de eger uygulasaniz bildikleriniz size yeter.”Bundan sonra su ayet nazil oldu:”Eger yeryüzündeki agaçlarin tümü Kalem ve deniz de -onun ardina yedi deniz eklenerek -(mürekkep) olsa yine de Allah’in kelimeleri yazmakla tükenmez.”(Lokman:27)

Kureys liderleri yahudi alimlerini sözüne uymadilarYahudi alimleri de tüm sorulara cevap vermesine ragmen onu kabul etmediler.Fakat bu cevaplar baskalarinin Islâm’i kabûl etmesine neden oldu.Peygamberin taraftarlari arttikça düsmanlari yasam tarzlarinin tehlikeye girdigini daha çok anliyor ve kabilelerindeki müslümanlara iskenceler yapiyor onlari dövüyor aç ve susuz birakiyorlardi.

Iskence yapanlarin en acimasizi Ebû Cehîl’di Eger yeni dine giren kisinin kendisini koruyacak güçte bir ailesi varsa ona iskence edemiyor fakat hakaret ediyirdu. Zayif kimselere iskence ediyor diger kabileleri de buna tesvik ediyordu.Kabilesindeki YasîrSümeyye ve ogulleri Ammar’a (ra) inkence edilmesine ve bunun sonucunda Sümeyye’nin ölümüne o sebep oldu.Diger kabiledekiler onlar kadar dayanikli olamadilar. Içlerinden gelmese de ” Lat ve Uzza da Allah gibi sizin tanrilariniz degil mi? diye soruldugunda “Evet” diyorlardi.Bu insanlar artik Islâm’i açikça yasayamiyorlar çogu gizli olarak bile yasayamiyordu. Peygamber(sav)kendisi iskenceden kurtulabildigi halde diger mü’minlerin sürekli iskence çektiklerini görünce onlara söyle dedi:”Eger Habesistan’a giderseniz orada hiç kimseye haksizlik adaletsizlik yapmayan bir kral bulacaksiniz.Orada dine simsiki bagli bir yasam vardir.Allah size çektiklerinizden bir kurtulus yolu gösterene dek orada kalan kalin.”Bunun üzerinebir grup mü’min Habesistan’a gitmek üzere yola koyuldu. Bu Islâm’daki ilk hicret idi.

MIRAÇ
Ebû Talib’in karisi Fatimâ müslüman olmustu Ali ve Cafer’in kizkardesleri olan Ümmü Hani (ra) de Islâm’a girmisti.Fakat kocasi Hubeyre Allah’in birigine kapali idi. Bununla beraber peygamber her geldiginde onu iyi karsilar namaz vaktiyse evdeki müslümanlar cemaatle namaz kilarlardi. Böyle günlerin birinde Peygamber (sav) namazini kildiktan sonra Ümmü Hani ‘nin teklifini kabul ederek geceyi onlarda geçirdi fakat uyuduktan kisa bir süre sonra kalkarak Mescid-i Haram’a gitti.Çünkü geceyi orada geçirmeyi severdi. Oradayken uyku bastirdi ve uyudu: ” Cebrail geldi ve beni ayagiyla dürterek uyandirdi. Bundan sonra beni kolumdan tutup kaldirdi birlikte Mescid’in kapisindan çiktik. Orada esekle katir arasi beyaz bir binek vardi. Iki yaninda bacaklarini oynattigi yerde kanatlari vardi ve her adimi gözün görebilecegi uzakliga variyordu.”

Daha sonra Peygamber (sav) Burak adli binege Cebrail’le nasil bindigini Cebrail’in göge yükselirken binegin hizini yönünü nasil ayarladigini kuzeye Yesrib ve Hayber’in ötesine gidip Kudüs’e vardiklarini anlatti. Orada bir grup peygamberle - Ibrahim Musa Isa ve digerleri - karsilastilar. Mescidde namaz kilarken bütün peygamberler onun arkasinda namaz kildilar. Daha sonra önüne iki fiçi kondu. Biri süt biri sarap doluydu. Peygamber (sav) süt dolu fiçidan aldi ve sarap fiçisina hiç dokunmadi. Cebrail söyle dedi:” Sen dogru yola yöneltildin sen de halkini o yöne yönelttin ve sarap sana yasaklandi.”

Daha sonra bu dünyadan semaya yükseltildi. Kudüs topraginin ortasindaki bir tasin üstünden Burak’a tekrar binerek yedi kat göge yükseldi. Her sema katinda Peygamberlerden biriyle görüstü. Onlari dünyevi olarak degil semavi olarak görüyordu. Sonra Cennet ve Cehennemi gördü. Cennetteki bahçeleri söyle anlatir: ” Yay büyüklügündeki bir cennet parçasi günesin dogup battigi tüm alandan daha iyidir. Eger Cennet kadinlarindan biri yeryüzünün insanlarina görünse gökle yer arasindaki bütün alani isik ve güzel koku doldurur.” Kendi manevi varligi hakkinda söyle demistir: “Adem henüz su ile çamur arasi bir seyken ben peygamberdim.”

Göge yükselisinin zirvesi Sidret’ül Münteha idi.Bir tefsirde sunlar geçer:”Sidr kökünün kökü Taht’tadir ve bu agaç peygamber olsun Cebrail olsun herkesin bilme noktasinin sinirini belirler. Onun ötesi Allah’tan baska herkese gizlidir.” Evrenin bu kisminda Cebrail (as) Muhammed (sav) ‘e asil sekliyle yaratildigi gibi göründü. Daha sonra âyette geçtigi gibi: “Sidre’yi örten örtmekte iken göz kayip sasmadi ve (siniri) tasmadi. Andolsun O Rabbi’nin en büyük âyetlerinden olanini gördü..”

Sidr Agacinda Peygamber ümmetine elli vakit namaz farz kilindi. Söyle anlatir:”Dönüsümde Musa’nin - o size ne iyi bir dosttu! - yanindan geçerken bana:’Sana kaç rekat namaz farz oldu? diye sordu.Ben elli vakit oldugunu söyleyince Hz.Musa: ‘Namaz agir bir ibadettir. Rabbine söyle ve bunu hafifletmesini iste.’dedi. Bunun üzerin egeri döndüm.Allah on vakit indirdi ve geri gönderdi.Fakat Hz.Musa yine çok buldu ve geri dönmemi söyledi. Her seferinde beni geri gönderiyordu.Sonunda bes vakit namaz farz kilindi. Musa (as) yine ayni seyleri söylüyordu. Ben: ‘ Rabbime gittim ve utanana dek azaltmasini istedim; artik geri dönemem.’ dedim.Ihlas ile kilinacak her namaz on kati sevap kazandirir.”

Peygamber (sav) ve Cebrail (asv) Kudüs’teki otasin yanina indikten sonra geldikleri yoldan güneyden gelen kervanlari görerek Mekke’ye döndüler. Kâ’be’ye vardiklarinda hâlâ geceydi. Peygamber oradan Yine Ümmü Hani’nin evine gitti. Sabah olunca namaz kildilar. Sonra Peygamber ona : ” Sizinle aksam namazini kildim. Daha sonra Kudüs’e gittim ve orada namaz kildim. Simdi de gördügün gibi namazi birilikte kildik.” dedi.Ümmü Hani ona: “Bunu baskalarina söyleme çünkü onlar sana yalanci der ve seninle alay ederler.” O ise :”Allah’a yemin ederim ki söyleyecegim.” dedi.

Ertesi gün Peygamber bu olayi anlatinca müsrikler inanmadilar. “Ona deli demek için delil bulduk.” dediler. Çünkü hepsi Kudüs’e gidip gelmenin bir ay sürecegini biliyorlardi. Sonra bir grup Hz.Ebu Bekir’e gittiler. “Simdi bakalim arkadasin hakkinda ne düsüneceksin? O bize dün Kudüse gidip oarada namaz kildigini söylüyor.” dediler.Ebu Bekir: “Eger o söylediyse dogrudur. Bunda sasilacak ne var.” dedi. Ve onun yanina giderek herkesin içinde onu tasdik etti. Bazi kararsizlar dönmek üzereydiler Peygamber Mekke’ye dönerken yolda gördügü kervanlari anlatiyor O kervanin kaç gün sonra ve ne sekilde gelebileceklerini söylüyordu. Kervanlar Resulallah’in tarif ettigi sekilde gelince gerçekler ortaya çikmis oldu.

GÖÇLER
Peygamber (sav) Mekke’deki müslümanlari Yesrib (Medine)’e hicret etmeye tesvik ediyordu. Ikinci Akabe Biatindan sonra Kureysli müslümanlar yavas yavas hicret etmeye basladilar. Ebu Bekir ve Ali disinda tüm müslümanlar hicret edince Ebu Bekir (ra) Peygamber (sav)’den hicret etmek için izin istedi. Peygamber (sav) ona: “Acele etme belki Allah sana bir arkadas verir” dedi. Ebu Bekir (ra) Peygamber (sav)’i beklemesi gerektigini anladi.

Kureysliler müslümanlari göçten men etmek için ellerinden geleni yapiyorlardi.Gidecegini haber aldiklari mü’minleri iskence ile dinden döndürmeye çalisiyorlardi.Bu sekilde Hisam ve Ayyas yalan söylenerek yollarindan çevrildiler ve iskence ile Islam’dan döndüklerini açikladilar. Kisa zaman sonra bunun affedilmeyecek bir suç oldugunu anladilar. Fakat bir süre sonra su ayet nazil oldu:”De ki:Ey aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü tasiran kullari Allah’in rahmetinden ümit kesmeyin. Süphesiz Allah bütün günahlari bagislar. Çünkü O bagislayandir esirgeyendir. Azab size gelip çatmadan evvel Rabbinize yönelip- dönün ve ona teslim olun. Sonra size yardim da edilmez.”(Zümer:53-54)

Hisam bu ayetleri okudu ve Ayyas’a gösterdi. Ikisi de Islam’a girdiler ve kaçmak için bir firsat beklemeye basladilar.

HICRET
Kureys bos durmuyordu.Sik sik toplanarak bu tehlikeden kurtulmak için planlar yapiyorlardi. En son Ebu Cehil’in fikriyle her kabileden güçlü güvenilir silahli bir genç seçilecek ve hep birlikte ayni anda Muhammed (sav) ‘e saldirip O’nu öldüreceklerdi. Böylece Beni Hisam bütün Kureys kabileleri ile ugrasamayacak Kureys de onlarin öne sürdügü diyeti ödeyecekti.

Peygamber (sav) Ebu Bekir’in yanina giderek Yesrib’ e hicret etmeleri için izin çiktigini ve birlikte gideceklerini söyledi. Sonra da Hz.Ali’yi kendi yerine birakarak Yasin suresini okumakta iken disari çikti. Kapi önünde bekleyen müsrikler O’nu göremediler yanlarindan geçip gitti. Sabaha kadar beklediler Peygamber (sav) yerine Ali’yi gördüler ve O’ndan bir iz bulamayarak kabilelerine geri döndüler

Peygamber(sav) ile Ebu Bekir geride Ali’yi birakarak Medine’ye dogru yola koyulmuslardi. Mekke’li müsrikler durumun sonradan farkina varabildiler ve iki güzel insanin pesine köpekler gibi düstüler. En son bir magaranin yanina geldiklerinde peslerindekiler iyice yaklasmisti. “Üçüncüleri Allah olan iki kisi” magaranin içinde adamlar magaranin disindaydi. Adamlarin hepsi de kararli bir sekilde içeriye girmeye gerek olmadigini çünkü orada kimsenin bulunamayacagini söylediler. Daha sonra geldikleri yoldan geri döndüler.Peygamber ve Ebu Bekir kalkip baktiklarinda gördüler ki magaranin önünde sabah orada olmayan bir akasya agaci var ve tüm magara agzini bir örümcek ag örerek kapatmisti.Yine girisin çukurunda bir güvercin yuva yapmis ve yumurtasi üzerinde oturmaktaydi.

Amr onlari Yesrib’e kadar götürecek henüz müslüman olmamis fakat sözüne güvenilir bir rehber getirdi. Bu adam onlari Yesrib’e sadece gerçek bir çöl adaminin bilebilecegi yollardan götürecekti.

Günlerce
önce Mekke’de Peygamber (sav)’nin kayboldugu ve onu bulana 100 deve ödül verilecegi haberi vahaya ulasmisti. Kuba’lilar her sabah yanlarinda baskalarini da götürerek yola çikiyor ve O’nu ariyorlardi. Gelis zamani gecikmisti. Nihayet o gün geldi. O’nun geldigini ilk gören bir yahudi idi. Komsularindan nasil biri oldugunu ögrenmis ve onu hemen tanimisti. Yahudi bagirarak onlarin geldigini söyledi. Bu çagriyi duyan kadin ve erkekler evlerinden firladilar ve onu selamlamaya kostular. Iki gün sonra Ali de onlara katilmisti. Karsilayanlar arasinda Iranli bir Ailenin genç yasta hristiyan olmus oglu Selman da bulunuyordu. O da bunca senedir Peygamber (sav) ‘i beklemisti.

MEDINE YOLU
Peygamber vahâya 27 Eylül MS 622 Pazartesi Günü ulasti. Medine’lilerin Peygamber (sav) Kuba’ya geldigi için sabirsizlandiklari haberi geldi. Bu yüzden Peygamber (sav) Kuba’da üç gün kaldi. Ve ayrilmadan önce Islam’in ilk camisinin temeli atildi. Cuma sabahi Kuba’dan ayrildi; o ve arkadaslari onlari bekleyen Hazreç’li Beni Salim kabilesiyle namaz kilmak için Ranuna ovasinda durdular. Bu o zamandan itibaren yurdu olacak olan ülkede ilk kilinan Cuma namaziydi. Namazdan sonra Peygamber (sav) Ebu Bekir (ra) ve diger Kureysliler de develerine bindiler ve Medine’ye dogru yola çiktilar. Hz. Peygamberi karsilamak için bütün halk yola dökülmüstü. O’nu O’na yakisir bir sekilde coskuyla karsiladilar. Herkes O’nu evinde misafir edebilmek için birbiriyle yarisiyordu:”Buraya buyur ey Allah’in Resulü çünkü biz sizleri koruma gücüne sahibiz.” diyorlardi.

Peygamber (sav) se devesinin çökecegi yerde kalacagini söyledi. Kesva isimli deve bos bir bahçeye çöktü. Peygamber orayi satin alarak evlerini oraya yaptilar. Hz. Peygamber de sahsen bu çalismaya katildilar. Ev yapilana kadar da Ebu Eyyub (ra) ‘in evinde misafir oldu.

Peygamber (sav) yeni aldigi bahçeye bir cami yapilmasini istedi ve cami yapimina hemen baslandi. Bu arada Medine’li müslümanlara yardimcilar anlamina gelen Ensar Mekke’den gelen ve diger kabilelerden olan müslümanlara da Muhacir denilmeye baslandi. O arada Medine’de yasayan yahudiler ve müslümanlar arasinda esit statülere sahip olacaklari bir anlasma imzalandi. Fakat yahudiler için bu anlasma yalnizca polititk bir anlam tasiyordu ve Peygamber(sav) olduguna inanmiyorlardi.

Evs ve Hazreç arasinda Islamiyet hizla yayilmaya devam ediyordu ve eskiden düsman olan bu iki kabile birlesmislerdi. Bunu çekemeyen yahudiler sesi güzel birini bularak onlarin savastiklari zamandan kalma siirlerini Evs ve Hazreç kabilelerinin bir arada bulundugu bir toplulukta okuttular.Evs’liler kendi siirlerini Hazreçliler de kendi siirlerini alkisladilar. Sonra birbirlerine hakaret ederek “Silahlanin Silahlanin.” demeye basladilar. Peygamber (sav) onlara hitaben:”Ey müslümanlar! Allah Allah! Cahiliye devrindeki gibi mi davranacaksiniz? Aranizda olmama Allahin sizi dogru yola ulastirip sereflendirmis olmasina ragmen hâlâ bunu mu yapiyorsunuz?” dedi.Bunun üzerine aglayarak birbirleiryle kucaklastilar Peygamber (sav) ile birlikte Medine’ye gittiler.

Zamanla Islam’in tüm emirleri ortaya çikmisti. Namaz oruç zekat farz kilinmis helaller ve haramlar belirlenmisti. Fakat müslümanlarin namaza nasil çagrilacagi konusu belli degildi. Sonra Abdullah Ibn Zeyd bir Rüya gördü ve bu rüyayi Peygamber (sav) ‘e anlatti:”Üstünde iki parça kumastan yesil elbiseli bir adam yanimdan geçti elinde bir nakus (çan) vardi. Ben ‘Ey Allah’in kulu! o nakusu bana satarmisin?’ dedim.Ne yapacagimi sordu. ‘Onunla insanlari namaza çagiracagim.’ dedim.’sana ondan daha güzel bir yol göstereyim.’ dedi.’Allahü Ekber demelisin.’Bunu dört defa tekrarladi.Sonra da ikiser defa sehadet kelimelerini okudu.” dedi.

Bunun üzerine Peygamber (sav) :”Bu gördügün hak bir rüyadir. Bunu sesi güzel olan Bilal’ e ögret.” dedi. Bilal artik her sabah ezani büyük bir sevkle okuyordu.

Caminin yapimi tamamlanmak üzere idi. Peygamber (sav) bu arada Aise (ra) ile evlendi.

BEDIR SAVASI
“Kendilerine zulmedilmesi dolayisiyla onlara karsi savas açilma (mü’minlere savasma) izni verildi. Süphesiz Allah onlara yardim etmeye güç yetirendir. Onlar yalnizca: ‘Rabbimiz Allah’tir’ demelerinden dolayi haksiz yere yurtlarindan sürgün edilip çikarildilar.”(Hacc:39-40)

Bu vahiy Peygamber (sav)’e Medine’ye ulastiktan kisa bir süre sonra indi. Peygamber buradaki iznin emir anlaminda oldugunu biliyordu. Yahudilerle yapilan anlasmada da savas gerekleri belirlenmisti. Baslangiçta sadece Kureyslilerin kervanlarina baskin yapilmakla yetinildi.

MüslümanlarKureys’le savas halindeydiler ve muhacirler bir Kureys kervanini izliyorlardi. Su anda çok önemli bir karar asamasindaydilar. Çünkü haram aylardan sonuncusu olan Receb’in son günüydü fakat saldirmazlarsa yarina kadar Mekke’ye ulasacaklar böylece haram bölge ile korunacaklardi. Bir müddet kararsizliktan sonra saldirmaya karar verdiler.Ganimet Peygamber’e getirilince O bunu kabul etmedi. Haram aylarda savasmanin yasak oldugunu söyledi.Bunun üzerine su ayet nazil oldu:

“Sana haram olan ay’i onda savasmayi sorarlar. De ki: Onda savasmak büyük (bir günahtir). Allah katinda ise Allah’in yolundan alikoymak onu inkar etmek Mescid-i Haram’a (ziyaretçilerin girmelerine) engel olmak ve halkini oradan çikarmak daha büyük (bir günahtir). Fitne ise katilden beterdir.” (Bakara:217)

Peygamber (sav) bu ayeti söyle yorumladi:”Haram aylarda savasmak yine haramdir fakat bu durum istisnadir.” O Saban ayinda önemli bir ayet daha nazil oldu:

“Biz senin yüzünü çok defa göge dogru saga sola çevirip- durdugunu görüyoruz. Simdi elbette seni hosnut olacagin kibleye çevirecegiz. Artik yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursaniz yüzünüzü onun yönüne çevirin.”(Bakara:114)

Böylece kible tayin edilmis oldu
Peygamber (sav) Muhacir ve Ensardan olusan 305 kisilik bir Ordu kurdu.(Bu arada kizi Rukiyye hasta oldugu için damadi Osman orduya katilmamisti.) MS. 623 yilinin 17 Martinda (Hicretin 2. yili 17 Ramazan) da iki ordu karsi karsiya geldi.Orduyu düzene soktu ve elinde bir okla hem onlara moral verdi hem de saflari düzene soktu. Kureysliler dokuz-on bin kisi kadardilar.Kat kat fazla olmalarina ragmen Allah’in yardimi görüldü ve melekler de mü’minlerin yaninda savastilar. Kafirler büyük bir hezimete ugradilar ve hala sayica çok fazla olan sekiz yüz kisilik ordulari kaçmaktan baska çikar yol bulamadilar. Savas sonunda alinan esirler de fidye karsiliginda ailelerine geri verildiler. Savas Bedir Kuyulari’nin yaninda yapildigi için bu ismi aldi.

Bu siralarda Peygamberimiz kizlari Rukiyye’yi kaybetmislerdi. Savastan bir süre sonra Peygamberimizin en küçük kizlari ve o zaman yirmi yaslarinda olan Hz. Fatima evlilik yasina gelmisti. Eshabda ona en uygun kisi Ali (ra) ‘di ve Fatimayi istemesi hususunda onu tesvik ettiler. Yapilan sade bir törenle evlendiler.

UHUD SAVASI
Yenilgiyi hazmedemeyen Mekkeli müsrikler bunun intikamini almak için and içmislerdi. Muhakkak acisini çikaracaklardi.Bunun için üçbin kisilik bir ordu ile medine’ye dogru yola çikti. Orduda Habisistan’li köle Vahsi de bulunuyordu. Sahibi eger Hamza’yi öldürürse onu ödüllendirecegini söylemisti. Bu konuda çok ustaydi. Bunu duyan Ebu Süfyan’in karisi Hind’de Hamza’yi öldürdügünde ona ödül vermeyi vaad etti. Müslümanlar onlarin bu düsüncelerini ögrenmekte gecikmediler ve her iki taraf da savas hazirliklarina basladilar. Bu sirada Fatima Hasan adinda bir erkek çocugu dogurmustu.

Savasin seyri bir önceki Bedir Savasinda oldugu gibi müslümanlarin lehine ilerliyordu. Peygamber (sav) okçularina her ne surette olursa olsun asla yerlerinden arilmamalarini tembihlemisti. Bir ara öyle bir an gelmisti ki müsrikler kaçacak delik aramaya ve savas meydanini terketmeye basladilar. Okçular ilk saflardaki arkadaslarinin ganimet kazanmak için giristikleri çabayi görebiliyorlardi. Bundan dolayi okçular da savas alanina girmek ist


Mekke Dönemi

Mekke Cahiliye ortamında Hz. İbrahim’in soyundan gelen ve onun Hanif dinini takip eden bir Aileden doğan Hz. Muhammed’in, kırk yaşında putperest toplumu gerçek dine davet etmesi için peygamberlikle görevlendirilmesiyle birlikte ona inanan ve inanmayan insanların 13 yıl boyunca kendi dinlerinin savaşımını verdikleri ve nihayet azınlık-güçsüz müslümanların kendi yurtları olan Mekke’den Medine’ye hicret etmeleriyle kapanan bir dönemin adı; Miladî 610-623 yılları arasında geçen İslâmî tebliğin ilk dönemi. Mekke döneminin sonu, aynı zamanda Hicrî yılın başlangıcıdır.

Hz. Muhammed’in peygamberlikten önceki hayatı Mekke Dönemi içerisinde değerlendirilmez; Mekke Dönemi Hz. Peygamber’in peygamberliğiyle başlar. Toplumunun cahilî yaşantısından uzak kalmak ve gerçeği düşünmek için yılın belli dönemlerinde şehirden uzaklaşan peygamberimiz yine böyle bir durumda Hıra Mağarasında iken Cebrail (a.s.)’ın okuduğu,

“Oku, Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı diye başlayan Alâk suresinin ilk ayetlerini dinledi ve peygamberlikle görevlendirildi. Daha önce bir kitap verilmemiş putperest bir topluma kendisine gelen bu gerçeği anlatma görevi ile görevlendirildi. Kendisi o toplumda sevilen, güvenilen, asil ve emin biriydi. Ona, “güvenilen Muhammed” anlamına gelen “Muhammedül Emin” deniyordu. En değerli emanetler başkasına değil ona bırakılıyordu. Eşi Hz. Hatice Hz. Peygamber’in karşılaştığı bu durumu amcası Varaka b. Nevfel’e anlattı. İlâhî kitaplardan haberdar olan Varaka; “Ona gelen, daha önceki peygamberlere gelen Cibril-i Emindir, O peygamberdir. Keşke kavmi onu bu şehirden çıkardığı zaman hayatta olsam da ona yardım etsem” dedi. Varaka’nın söylediği aynen gerçekleşti.

Daha sonra peygamberimiz (s.a.s), Mekke’den çıkarıldı. “Ey örtüsüne bürünen! Kalk (toplumunu) korkut; Rabbini büyük bil, elbiseni de temiz tut” (el-Müddessir, 74/14) ayetleriyle birlikte Hz. Muhammed’in zorlu “Mekke Dönemi” başladı. Hz. Peygamber önce en yakın çevresini uyardı. Kendisine ilk inananlar; hanımı Hatice, kendi evinde kalan yeğeni Ali, azadlısı Zeyd, yakın arkadaşları Ebû Bekir, Osman, Talha oldu.

Çevresinde toplanan bu müslümanlar da ona yardımcı olarak, herkes kendi güvendiği yakın çevresini yeni dinle tanıştırdı. Kendisine dinin ulaştırıldığı insanlardan temiz yaratılışlılar, zulme, haksızlığa, ahlâksızlığa karşı olanlar bu dine inanıyor; yerleşik düzenin nimetlerinden aşırı yararlanan hırslı, zalim, merhametsiz, ahlâken zayıf Mekke ileri gelenleri bu dine düşman oluyorlardı. Çünkü bu yeni din onların düzenini temelden değiştirmek için gelmişti. Onlar, dua etmek istedikleri zaman hiçbir şey duymayan, görmeyen, kendisine bile yararı dokunmayan, elleriyle yonttukları putlara, heykellere el açarken; yeni gelen din şunu söylüyordu: “Her şeyi yaratan, işiten, gören, dua ettiğiniz zaman size yardım edecek olan tek Allah’a yönelin; o putları terkedin.

” Onlar insanları efendi-köle, zengin-fakir, yöneten-yönetilen, soylu-soysuz, sosyete-normal vatandaş, siyah-beyaz kadın-erkek şeklinde gruplara bölüp bir kısmım diğerlerine üstün tutarken; yeni din, bütün insanların tek bir candan yaratıldığını, üstünlüğün ancak kalplerdeki iyilik duygusu ve Allah korkusuyla elde edilebileceğini ilân ediyordu. Onlar, kız çocuklarını utanç verici bir leke olarak görürken, yeni din; kadınlara iyi davranılmasını emrediyordu. Onlar zayıf insanları köleleştirip pazarlarda satarken, kölesini bir hayvan gibi görür zevki için ona işkence yaparken, yeni din; “köleleriniz kardeşlerinizdir, kendi yediğinizden onlara da yedirin, giydiğinizden onlara da giydirin; başınıza bir siyah köle bile emir seçilirse ona itaat edin” diyordu. Kısaca yeni din toplumu her türlü bağdan kurtarıp, inananlara Allah’ın önünde kardeş olarak secde etmelerini emrediyordu.

GİZLİ TEBLİĞ DÖNEMİ
İslâm Mekke’de önceleri gizlice yayıldı. Güvenilir dostlar arasında konuşuldu ve kendisine bir taban oluşturdu. Bu dönem üç yıl sürdü. Davet gizli olmasına rağmen bu yeni dinin haberi kulaktan kulağa öyle yayıldı ki Mekke’de İslâm’ın konuşulmadığı tek ev kalmadı. Hatta Mekke dışına da taştı ve civar köylerden birinde oturan Ebû Zer el Gıfarî de bu yeni dini duydu ve hemen Mekke’ye gelerek Hz. Peygamber’i bulup müslüman oldu.

TEBLİĞİN AÇIKTAN YAPILMASI
“Yakın akrabanı uyar, müminlerin sana tâbi olanlarına himaye kanatlarını indir. Şayet sana karşı çıkarlarsa onlara şöyle de: Ben sizin yaptıklarınızdan tamamen uzağım.” (eş-Şuarâ, 26/214-216) ayetleriyle birlikte açık davet dönemi başladı. Hz. Peygamber Ailesi olan Haşimoğullarını bir yemeye davet etti ve kendisine gelen gerçeği onlara açıkladı. Ancak müşrikler Alay ederek dağılıp gittiler. Hz. Peygamber, başka bir Gün Safâ tepesine çıkarak bütün Mekkelilere toplanmaları için çağrı yaptı. Toplandıklarında onlara şöyle sordu: “Ey Kureyş! Size; Şu tepenin arkasında bir düşman ordusu var ve hemen üzerinize saldıracak’ desem inanır mısınız?” Verdikleri cevap: “Evet inanırız, çünkü senin yalanını duymadık” oldu “O halde haberiniz olsun ki, ileride büyük bir azap Günü var…” Topluluktan bir ses yükseldi: “Günümüzü zehir ettin! Bizi bunun için mi çağırdın?…” Ve toplantı yine dağıldı.

Yeni dinle eski din arasında şiddetli bir mücadele başladı. Artık Mekke’de Lâ ilâhe illallah demek büyük bir suçtu. Aileler parçalandı. Bu mücadele sadece şehirde değil evlerde de vardı. Baba müşrik, çocuk müslüman; koca müslüman, eş müşrik. Ardından, evden kovulmalar, boşanmalar, evlâtlıktan reddedilmeler, hapsetmeler, baskılar, dayak, işkenceler başladı. Bu ortamda Peygamber’in önderliğindeki müslümanlar, Erkam b. Ebil-Erkam’ın evini kendilerine merkez yaptılar ve geceleri orada buluşmaya başladılar. Orada yeni din öğreniliyor; yeni gelen ayetler ezberleniyor; namaz kılınıyor; evinden kovulan, aç kalan, işkenceye uğrayan müslümanlara kanat geriliyordu. Ama en çok da sabır öğretiliyordu. Çünkü bir günlük değildi işkence.

Yeni dinin egemen olması halinde eski konumlarını yitireceklerini iyi bilen Mekke eşrafı bu gidişe dur demek için yeni taktikler geliştiriyordu. Önce alay ettiler; “Bizim gibi soylu, zengin kişiler varken Allan buna mı vahiy verdi” dediler. Ardından, alay ve eğlenceye rağmen müslümanların sayısında artış olduğunu görünce iftiraya başladılar: “Bunun söylediği şiirdir, bu adam şâirdir, kâhinlik yapıyor.

Buna bir şeyler öğreten vardır; ondan aldığı bilgileri bize aktarıyor; Aslında bunun söyledikleri Yahudi ve Hristiyan din adamlarından öğrenilmiş bilgilerdir.” İftiralarına aslında kendileri de inanmıyorlardı. Çünkü onlar, Muhammed’i çok iyi tanıyor ve onun şâir, kâhin, nakilci olmadığını biliyorlardı. Bunu herkes bildiği için de İslâm’ın yayılışı devam etti ve kendi adamlarından bir kısmı daha müslümanların safına katıldı. Mekke’nin parlamento binası durumundaki Darün Nedve’de toplanan Mekke büyükleri yeni politikalar ürettiler ve Hz. Peygamber’e geldiler.

Barış görüşmeleri yapmak için teklifleri kendilerince cazipti: “Ya Muhammed, senin derdin ne? Toplumumuzu darmadağın ettin. Eğer zenginlik istiyorsan, sana istediğin kadar mal toplayalım. Amacın yönetici olmaksa, seni kendimize önder yapalım, kral seçelim. Kadın istersen Mekke’nin en güzel kızlarını sana verelim. Bu işten vazgeç, istediğini verelim. Ama Hz. Peygamber onlara karşı net bir tavırla şöyle buyurdu: Değil onları, bir elime ay’ı diğer elime güneşi verseniz ben bu davadan asla vazgeçmem.

Çünkü ben bunu kendi isteğimle, arzuma göre yapmıyorum. Bunu Allah isliyor” Müşrikler yeğenini ikna etsin diye araya amcası Ebû Tâlib’i koydular. O da aynı teklifle geldi; ama karar kesindi. Mekke yöneticileri Ebû Tâlib’e bir uyarı yaptılar: “Bundan sonra Muhammed’i himaye etmekten vazgeç, onunla aramızdan çekil.” Ama Ebû Tâlib akrabalık bağlarını korumakta kararlı idi: “Sen işine bak oğlum. Ben hayatta olduğum sürece sana kimse hiç bir zarar veremez.” Ebû Tâlib iyi niyetli idi, ama müslümanların tamamını korumaya onun gücü yetmiyordu.

Üstelik müslüman da olmamıştı. Müslümanlar, Peygamberimizin amcası Hz. Hamza ve bir müddet sonra da Hz. Ömer’in müslüman olmasıyla biraz daha güçlendiler. Ancak işkence sürüyordu. Kabilesi veya kendisi güçlü olan müslümanların dışında herkes eziliyordu. Özellikle : köleler; bunlardan bir Aile, Yâsir ailesi İslâm’ın ilk şehitleri oluyordu. Hz. Peygamber müslümanların bu işkencelerden kurtulabilmesi için Mekke’yi terketmelerine izin verdi ve onları “Orada bir hükümdar var, kimseye haksızlık ettirmez; orası emin bir yerdir.

Allah başka bir kapı açıncaya kadar oraya gidin” diyerek Habeşistan’a gönderdi. Ve, 11 erkek dört kadın Habeşistan’a göç ettiler. Ancak göçe katılanlar daha ziyade güçlü müslümanlardı. Amaç, müslümanlara iyi bir üs hazırlamak ve İslâm’ı yaymaktı. Habeşistan’a hicret edenlerin orada iyi karşılandıkları haberi Mekke’ye ulaştığında Mekkeliler telâşlandılar. Bu arada bir söylenti çıkarıldı: “Bütün Mekke müslüman oldu.” Bu haber Habeşistan’a ulaşınca muhacir müslümanlar geri döndü; ancak Mekke yakınında gerçeği öğrendiklerinde bir kısmı tekrar Habeşistan’a dönerken bir kısmı da gizlice Mekke’ye girdi.

Bir süre sonra Mekke’den daha büyük bir kafile İkinci Habeşistan hicretine katıldı. Bunlar yetmiş üç kişi idiler. Mekke müşrikleri İslâm’ın orada güçlenmesinden endişelenerek gidenleri geri getirmek için hazırladıkları değerli hediyelerle birlikte iki elçilerini Habeşistan Necaşisine gönderdiler. Elçiler Necaşinin huzuruna çıktıklarında önce hediyeleri verdiler. Sonra da isteklerini açıkladılar: “Şehrimizden ülkene kaçan bir grup insan var; onları bize geri vermeni istiyoruz.” Necaşi kendisine sığınan insanların görüşünü almadan evet diyemeyeceğini söyledi ve müslüman muhacirler saraya çağrıldı.’ Orada bir konuşma yapan

Hz. Peygamber’in amcasının oğlu Cafer; kendilerinin köle olmadıklarını, suçlu olmadıklarını, özgür birer insan olarak buraya geldiklerini söyledi ve bu elçilerin hangi hakla kendilerini geri götürmek istediğini sordu. Cafer şöyle konuştu: “Biz, cehalet içinde yüzen, putlara tapan, güçlünün zayıfı ezdiği bir topluluktuk. Cenab-ı Allah aramızda kendisine güvendiğimiz bir peygamber gönderdi. O bizi tek Allah’a ibadet etmeye çağırdı. Doğru söylemeyi, verdiğimiz sözü tutmayı, akrabalık bağlarına ve komşuluk haklarına saygı göstermeyi, kötülükten ve kan dökmekten sakınmayı emretti. Biz de ona ve getirdiklerine inandık. Bu yüzden halkımız bize düşman oldu; dinimizden döndürmek için işkence yaptı.

Biz de senin ülkene sığındık.” Necâşi’nin, Hz. İsa hakkında ne düşündüklerini sorması üzerine Meryem Suresinden bir bölüm okudu. Necâşi okunan ayetlerin ilâhî bir kaynaktan geldiğini anladı ve şöyle dedi: “Bu, İsa’nın getirdiği ile aynı kaynaktan geliyor.” Kureyşli elçilere de; “Gidebilirsiniz. Çünkü, Allah’a yemin ederim ki onları size teslim etmeyeceğim” dedi. Mekkeli elçiler hediyeleri de kabul edilmeyerek gerisin geriye gönderildi. Habeşistan’a hicret eden bu müslümanların bir kısmı Medine’ye hicret’e kadar orada kaldı ve daha sonra Medine’de kurulan İslâm devletine hicret ederek Medine’ye geldiler.

Mekke yöneticileri uyguladıkları yaptırımlardan sonuç alamadılar. Üstelik Hz. Hamza, Hz. Ömer gibi güçlü müslümanlar putları hiçe sayarak açıktan açığa Kâbe’de namaz kılmaya da başlamışlardı. Nihayet en önemli kararı aldılar: “Bundan sonra Muhammed’in kabilesi Haşimoğulları ile tüm ilişkiler kesilecek, onlarla alışveriş yapılmayacak, kız alınıp verilmeyecekti. Bu uygulama Haşimoğulları Muhammed’i reddetsin veya Muhammed bu peygamberlik iddiasından vazgeçsin diye başlatılmıştı.” Bu sözleşmeyi her kabîlenin reisi imzaladı ve Kâbe’nin duvarına astılar. Ancak ayrı gibi görünen kabîleler arasında kız alıp vermelerle yeni akrabalıklar oluştuğu için Haşimoğulları kabîlesi yalnız kalmadı ve boykotçu kabîlelerin bazı üyeleri gizliden gizliye yardımlarını sürdürdüler. Boykot tam olarak uygulanamadı ama müslümanlar çok zor anlar da yaşadılar. Öyle ki kurumuş deri parçalarını, ot ve Ağaç kabuklarını yemek zorunda kaldılar.

Akrabalık bağlarına çok önem veren Mekkeliler için bu boykot kararı yüz kızartıcıydı; ama bu bir din savaşıydı ve üst düzey yetkililere göre yapılmalıydı. Ancak, üç yıl süren bu boykotun müslümanlarda bir gevşeme meydana getiremediğini gören müşriklerin bir kısmı zaten istemeyerek katıldıkları bu boykotun kaldırılmasını istediler ve Kâbe’ye astıkları anlaşma metnini oradan kaldırttılar. Müşrikler aynı zamanda bir mucizeye de tanık oldular: “Allahım senin adınla” yazısı dışında bütün kâğıt, kurtlar güveler tarafından yenmişti. Bu mucize üzerinde olumlu bir etki yapmadı. Boykotun kaldırılmasıyla birlikte müslümanlar biraz rahatladılar. Ancak Peygamberimizin hanımı Hz. Hatice ve amcası Ebû Tâlib’in ardarda gelen vefâtları, müslümanları hüzne boğdu. Bu yıla daha sonra “Hüzün Yılı” adı verildi. Peygamber de artık müşriklerin fiili saldırılarına uğruyordu: Başına toz Toprak attılar, Mescitte namaz kılarken üzerine işkembe koydular, dövdüler.

HZ PEYGAMBER YANINA EVLÂTLIĞI ZEYD’I ALARAK KOMŞU ŞEHIR TAIF’E GITMESI
Hz Peygamber yanına evlâtlığı Zeyd’i alarak komşu şehir Taif’e gitti. İslâm’ı onlara da duyurmak istedi. Çünkü o sadece Mekkelilere değil âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. Ama orada da aynı karakterde insanları buldu. Kendilerine gelen bu misafiri alaya aldılar; ayak takımını kışkırtarak onu şehirden çıkana kadar taşlattılar. Kan içinde geri döndü. Ancak, kendi şehrini bir defa terkeden kişi bir başkasının himayesinde olmaksızın geri dönemezdi. Bu yüzden Hz. Peygamber de Mekke’ye müşrik Mut’im’in himâyesinde girdi.

Mekke’de zulüm dinmemişti, Resulullah, İslâm’ı civar kabîlelere de anlatıyor ve her geçen gün müslümanların sayısı artıyordu. Hıra’da Cebrail’in “Oku.” emrinden bu Güne on yıl geçti. Ve bir gece Hz. Peygamber Allah tarafından Mekke’den alınıp Kudüs’e, oradan da göklere çıkarıldı. “Kulu Muhammed’i geceleyin Mescidi Haram’dan alarak, ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Allah işitendir, görendir” (el-İsrâ, 17/1). Mirac, denilen bu olayda, Hz. Peygamber, anlamakta zorluk çekeceğimiz ama Allah’ın bildirmesiyle iman ettiğimiz bir çok mucizelerle karşılaştı. Sidretül Münteha (göklerin en uç noktasına)’ya kadar yükseldi. Kendisine Cennet ve Cehennem gösterildi ve bazı emirler ve İslâm’ın bir kısım kuralları verildi. Beş vakit namaz da bu gece farz kılındı.

Peygamberimiz sabahleyin bu olayı anlattığında Mekkeliler, onun delirdiğine hükmederek sevinç haberini birbirlerine yaydılar. Bazıları da müslümanlara koştu bu müjdeyle; “Sizinki göğe çıkmış” demek için. Hz. Ebû Bekir’e de geldiler, ama o beklemedikleri bir cevapla karşılaştılar: “Bunu o söylediyse doğrudur”.

BİRİNCİ VE İKİNCİ AKABE BİATI
Cahiliye Arapları her yıl hac mevsiminde Kâbe’de toplanır haccederlerdi. Bu mevsimde Mekke’de ticaret için panayır da kurulurdu. Yine böyle bir hac mevsiminde Hz. Peygamber Mekke dışından gelen insanları tek tek dolaşarak İslâm’ı anlatıyordu. Medine’den gelen bir grup insana da anlattı ve onlar müslüman oldular. Bunlar Medine’ye altı müslüman kardeş olarak döndüler.

Kısa sürede Medine’de İslâm duyuldu ve her evde konuşulmaya başlandı. Medine’de iki büyük kabile yaşıyordu; Evs ve Hazrec Medine’de ayrıca Yahudiler de vardı. Medineliler Yahudilerle temasta olduklarından, yakında bir peygamberin çıkacağını biliyorlardı. Bu yüzden İslâm’ın yayılması Medine’de daha hızlı oldu ve Medine’li müslümanlar bir yıl sonra Mekke’ye on iki kişi olarak tekrar geldiler. Bu defa aralarında Evs ve Hazreç’in her ikisinden de müslüman vardı. İki düşman kabîle İslâm sayesinde kardeş olabilecek, düşmanlıklar ortadan kalkacaktı.

Bu on iki müslüman Mekke dışında Akabe denilen yerde geceleyin Hz. Peygamber’le bir görüşme yaptılar ve Peygamber’e söz verdiler: “Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayacaklar; hırsızlık yapmayacaklar, zina etmeyecekler, ırza geçmeyecekler, çocukları öldürmeyecekler, iftira etmeyecekler, haktan ayrılmadığı sürece Peygamber’e itaat edeceklerdi. Bunların karşılığında onlara Cennet vardı. Bu Birinci Akabe Bey’atına katılanlar Medine’ye dönerken Hz. Peygamber Habeşistan’dan yeni dönen Mus’ab b. Umeyr’i de onlarla birlikte gönderdi. Mus’ab’ın görevi, Medineli müslümanlara dinlerini öğretmek ve İslâm’ı diğer Medinelilere ulaştırmaktı. Mus’ab, Medine’de 11 ay kaldı ve hac mevsimi öncesinde Mekke’ye döndü.

Resulullah’a bir yıllık raporu şu cümleyle özetledi: “Medine’de İslâm’ın konuşulmadığı tek ev kalmadı ya Resulullah” Bir ay sonra da Medine’den yetmiş üç erkek sekiz kadından oluşan bir heyet hac münasebetiyle Mekke’ye geldi ve İkinci Akabe bey’atı gerçekleştirildi. Medine’ye döndüklerinde müslüman bir topluluk olarak sorumlulukları büyük olacağından Hz. Peygamber onları grup grup örgütledi. On iki lider seçildi; dokuzu Hazreç’li üçü Evs’li. Bu bey’atın ne anlama geldiğini içlerinden biri diğerlerine şöyle izah etti: “Siz, siyah, kırmızı tüm insanlara savaş açmayı göze alıyorsunuz. Bu yüzden eğer mallarınız eksildiğinde ve bazılarınız öldürüldüğünde onu terkedeceğinizi düşünüyorsanız onu şimdi bırakın. Çünkü onu o zaman terkederseniz; bu, dünyada da ahirette de utanç duymanıza sebep olur. Fakat eğer sözünüzden dönmeyeceğinizi düşünüyorsanız onu alın; çünkü Allah’a andolsun bu, hem dünya hem de âhiret için kurtuluştur.” Onların bu derece tehlikeli sonuçlar doğuracak biatı ise şuydu: Peygamber ve müminler Medine’ye hicret edecekler, onlar da kendilerine gelen bu kardeşlerini sonuna kadar savunacaklardı.

Hz. Peygamber’in isteği netti: “Beni, eşlerinizi ve çocuklarınızı koruduğunuz gibi koruyacaksınız. Ben sizdenim siz de bendensiniz. Sizin savaştığınızla savaşır, barıştığınızla barışırım.” Bütün bunların karşılığında Medineli müslümanların mükâfatı Cennet olacaktı.

Bu görüşme ve biattan sonra Mekkeli müslümanlar birer-ikişer, gizli-açık Medine’ye göçmeye başladılar. İslâm’ın Medine’de güçlenip kendi kontrolleri dışında daha da gelişeceğinden korkan Mekkeli müşrikler bu göçü durdurmaya karar verdiler. Ancak bunu başaramadılar. Artık Mekke’de Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Bekir ve Ali dışında pek müslüman kalmamıştı. Müşrikler son kozlarını oynamaya karar verdiler. “Muhammed de Medine’ye gidip adamlarının başına geçerse vay başımıza geleceklere! Ona bu fırsatı vermeden yok etmeliyiz” deyip Hz. Peygamber’i öldürmeye karar verdiler. Ancak Cebrail (a.s)’ın bu komployu haber vermesiyle Resulullah önlemini aldı ve evini kuşatmış olan saldırganların arasından Yâsin suresini okuyarak çıktı.

Allah’ın bir mucizesi olarak aralarından geçen Peygamber’i göremediler. Hz. Peygamber Mekke’deki son işleri tamamlamak üzere Hz. Ali’yi geride bırakarak yakın arkadaşı Ebû Bekir’le birlikte Mekke’yi terketti. Ancak Mekkeliler, kaçırdıkları bu adamı öldürene ya da getirene ödüller koyarak etrafa haber saldılar. Peygamberimiz ve arkadaşı Ebû Bekir üç gün Mekke yakınındaki bir mağarada gizlendi ve müşriklerin bulmaktan ümit kestikleri bir anda mağaradan çıkarak Medine’ye yöneldi. Kendisini Medine’de bekleyen müslümanlara bir takım zorluklara rağmen ulaştı ve İslâm’ın “Mekke Dönemi” kapandı. “Medine Dönemi” başladı.

MEKKE DÖNEMI İSLÂMI TEBLIĞIN ILK VE ZORLU DÖNEMIYDI
Bu tebliğin yöntemini bizzat Allah Teâlâ koyuyor, Hz. Peygamber de Allah’ın gözetimi ile aşama aşama bu görevi yürütüyordu. Dolayısıyla Allah Resulunun bu yönteminden alınacak önemli dersler vardır:

1) Hz. Peygamber müşrikleri öncelikle tek Allah’a kulluğa çağırıyor Hz. Peygamber müşrikleri öncelikle tek Allah’a kulluğa çağırıyor; onun dışındaki bütün bağlardan kurtulmalarını söylüyordu. Allah’a tam bir teslimiyet olduktan sonra Allah’tan gelecek olan emirleri kabul etmek zor olmazdı. Bu yüzden Hz. Peygamber “Lâ ilâhe illallah” mesajını öne çıkardı. Çünkü toplumun en büyük sapkınlığı birden fazla ilâha tapma idi. Birçok ilâha ibadet eden topluma İslâm’ın getirdiği mesaj şuydu: “Sizin dediğiniz gibi birden çok ilâh yoktur; tek bir ilâh vardır, o da Allah Teâlâ’dır.” Buradan hareketle diyebiliriz ki, bir davetçi davet edeceği toplumun en önemli hastalığını tespit edip yoğunluğu/önceliği o hastalığa vermelidir.

2) Resulullah’a indirilen ayetler kâfirlerin en zayıf noktalarını yakalıyor
Resulullah’a indirilen ayetler kâfirlerin en zayıf noktalarını yakalıyor, ellerini kollarını bağlıyor, inatçı olmayanların inanmaları için ona da hiç bir neden bırakmıyordu. Meselâ, kâinat olaylarını örnek veriyor ve yontulmuş taşlara ibadet edenlere; “Her gün görüp durduğunuz bu kadar olağanüstü olayları yaratan Allah’a boyun eğin” diyordu. Bu, müslümanların her dönemde kullanmaları gereken bir usuldür.

3) Hz. Peygamberin getirdiği mesaj toplumda kabul edilen en güzel, en çekici bir mesajdı
Hz. Peygamberin getirdiği mesaj toplumda kabul edilen en güzel, en çekici bir şekilde sunuluyordu. Kur’an-ı Kerim şiirin revaçta olduğu bu topluma insan yeteneğini geride bırakan bir şiir üslûbuyla indirildi.

4) Davet, öncelikle yakınlardan, güvenilir ,insanlardan başlanarak açıklandı.
Davet, öncelikle yakınlardan, güvenilir temiz insanlardan başlanarak açıklandı. İlk anda bütün bir topluma sunulmadı. Bu da bir davanın yayılabilmesi için öncelikle kendisine sağlam bir zemin hazırlaması, öncü elemanlarını hazırlaması gerektiğini öğretiyor. Hz. Peygamber, Mekke’de fıtratı bozulmamış insanları diğerlerinden ayrı tutarak davette önceliği onlara verdi. Davetçi, tanıdığı ve güvendiği insanlara gitmeli, uzun vadeli yola güvenilir olamayan tanımadığı insanlarla çıkmamalı.

5) Müslümanlar zayıf oldukları dönemlerde kâfirlerin tüm baskılarına sabrettiler.Müslümanlar zayıf oldukları dönemlerde kâfirlerin tüm baskılarına sabrettiler. Allah onlara bir müddet savaşma izni vermedi. Medine’de sağlam bir zemin hazırlandıktan sonra onlara savaş izni verildi. Gerçi müslümanlar Medine’de azınlıktılar ama artık bir cephede toplanabilmişlerdi. Mekke’de ise darmadağın ve güçsüzdüler. Savaş imkânları yoktu. Bir davanın hazırlık ve örgütlenme safhasında düşmanla fiilî çatışmaya girmeyip her türlü hazırlığını tamamlamak gerektiği sonucunu Resulullahın bu uygulamasından çıkarabiliriz.

6) Resulullah gizli davet döneminde dirençli elemanları çevresinde topladıktan sonra açık davet dönemini başlattı.
Resulullah gizli davet döneminde dirençli elemanları çevresinde topladıktan sonra açık davet dönemini başlattı. Bu dönemde karşı tarafın bütün baskı ve işkencelerine rağmen inancından taviz vermedi. Zira bu dönem açık davet, gizli örgütlenme dönemiydi. Gündüz kâfirlerin karşısına çıkıp; “Sizin taptıklarınız kendilerine bile fayda veremez. Gelin bu yanlış yoldan vazgeçin” diye onların yanlışlığını yüzlerine vuruyor; geceleyin Erkam’ın evinde gizlice toplanıp çalışma programı hazırlıyor, davetin elemanlarına taktikler veriyordu. Bu uygulama bize, İslâm dâvetinin temel özelliklerinden birini öğretiyor: Davet açık, örgütlenme gizli yapılır. Davet için de örgütlenme için de kâfirlerden izin alınmaz.

7) Müşrikler parlemantoları durumunda olan Darün-Nedve’de toplanırlar karar alırlardı
Müşrikler parlemantoları durumunda olan Darün-Nedve’de toplanırlar karar alırlardı. Peygamberimize yaptıkları tekliflerin biri şuydu: “Bu davadan vazgeç, seni “Reis yapalım.” Resulullah taktik gereği bunu yapabilir, gücü elinde topladıktan sonra da getirdiği dini benimsetebilirdi. Ama İslâm açık bir din olduğu için Resulullah bu yola başvurmadı; işkencelere rağmen hakkı söyledi. Daru’n Nedve’de bir yer kapma yerine Darul-Erkam’da kendi meclisini oluşturdu. O halde İslâm davetçileri kâfirlerin kontrolündeki bir harekete katılmamalı, kendi hareketlerinin programını kendileri oluşturmalıdırlar.

8) Müslümanların güçlü olanları Mekke’de güçsüzlerle tam bir dayanışma ortaya koymuş malını-mülkünü ortaya dökmüştü Müslümanların güçlü olanları Mekke’de güçsüzlerle tam bir dayanışma ortaya koymuş malını-mülkünü ortaya dökmüştü. İslâm’a inananlar kardeş oldular; dünya nimetleri, zenginlikler belli ellerde, kasalarda toplanmadı. Tek gaye vardı; Allah’ın dini egemen olsun. O halde her dönemde bir davaya iman edenler kardeş olduklarının bilincinde olmalı, varlıkta ve yoklukta eşit olabilmeliler. Hedefe ulaşılana kadar dünyalıklardan vazgeçilebilmelidir.

9) Hz. Peygamber, Mekke’de hiç bir insana konumundan dolayı öncelik vermedi.
Hz. Peygamber, Mekke’de hiç bir insana konumundan dolayı öncelik vermedi

Köleleri de zengin efendileri de yanına aldı; çocukları da kadınları da. Ancak İslâm’ın güçlenmesi için ileri gelen eşrafın müslüman olması için de uğraştı, hatta dua etti. Peygamberimizin bu davranışından yola çıkarak şu hükme varılabilir: Davetçi toplumunun yetenekli, üst düzey insanlarını kendi davasına kazandırmak için öncelikler verebilir. Bu da onun müstekbirlere meylettiği anlamına gelmez.

10) Hz. Peygamber’e inanan müslümanlarla aileleri arasında büyük çatışmalar meydana geldi
Hz. Peygamber’e inanan müslümanlarla aileleri arasında büyük çatışmalar meydana geldi. Aile bağları yerine inanç bağı gözönünde bulunduruldu. Bu örneği benimseyen müslümanlar her zaman ve her yerde, inanç bağıyla asabiyet karşı karşıya kaldığı zaman tercihini inançtan yana koymalı varlıklı Ailenin çocuğu olan Mus’ab b. Umeyr gibi gerektiğinde Ailesini terkedebilmelidir.

Müslümanların bir kısmının işkence ortamından kurtulup daha iyi bir ortamda bulunmak için Habeşistan’a hicret etmesinden şu sonuç çıkarılabilir: Müslümanlar, gerektiğinde müslüman olmasa dahi adâletli, haksızlık yapmayan insan haklarına saygı duyan bir ülkeye iltica edebilirler. Bunu yapmaları o ülkeyi dost edindikleri anlamına gelmez.

11) Hz. Peygamber, Taif seferi dönüşünde Mekke’ye müşrik olan Mut’im’in himayesinde girdi.
Hz. Peygamber, Taif seferi dönüşünde Mekke’ye müşrik olan Mut’im’in himayesinde girdi. Bu da Hz. Peygamber’in müşriklerin emrine girdiğini göstermez. Hz. Peygamber, dininden hiç bir taviz vermediği halde Mut’im ona bir insan olarak sahip çıkmış, Peygamber’den dini ile ilgili bedel istememiştir. Bu sadece karşılıksız yapılan bir yardımdır. Bunun yanında Hz. Ebû Bekir’in benzer bir olayı vardır. İbn Daine Hz. Ebû Bekir’i himayesine alır.

Ancak gizliden gizliye ibadetinde serbest olduğunu, ama açıktan açığa Kur’an okuyamayacağını söyler. O zaman Hz. Ebû Bekir onun himayesine ihtiyacı olmadığını, kendisine Allah’ın yeteceğini bildirir. Eğer Hz. Ebû Bekir olayında olduğu gibi müşrikler himaye karşılığında müslümanın inancından, ibadetlerinden vazgeçmesini isterlerse o zaman onların himayesi reddedilir. Günümüzde de kapalı yerlerde (mescitlerde, evlerde) Allah’a ibadeti serbest bırakan kâfirler İslâm’ın toplum hayatına girmesini engelliyorlar. Bunu yaptıklarından dolayı müslümanlarla onların arasında bir düşmanlığın olması gerekir.

MEKKE DÖNEMI, GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARININ DERS ALACAKLARI BIRÇOK ÖRNEKLE DOLUDUR.
Mekke döneminde inen Kur’an ayetleri daha ziyade inanç temellerini konu edinir. Mekke döneminde kâfirlerin baskısı altında ezilen, hiç bir güvencesi olmayan insanlara hukukî emirler verilmedi. Meselâ bir tesettür ayeti yoktu o dönemde. Çünkü müşriklerin insafına kalan zayıf müslüman hanımların tesettürleri çekip çıkarılabilir ve müslümanlar buna karşı birşey yapamazlardı. Allah müslümanlara uygulanma imkânı olan emirleri veriyordu. Namazı bile gizlice kılan müslümanlara Allah ezan okumalarını emretmedi.

Mekke, imanın olgunlaşması, gerçekten inanan insanların ortaya çıkması için bir imtihan dönemiydi. Ama artık İslâm tamamlandı. Günümüzde de müslümanların baskı altında olduğu yerleri Mekke Dönemi ile kıyaslayarak İslâm’ın hukuki emirlerini yok saymak mümkün değildir. İslâm’ın ilk geliş dönemiyle bu dönem bir tutulmaz. Kur’an tamamlanmıştır; müslümanlara farz kılınan yükümlülükler kıyamete kadar geçerliliğini sürdürecektir. Müslümanlara düşen, baskı altında ezildikleri Mekke Dönemini andıran zemin ve zamanlarda bütün güçleriyle İslâmı yaşamaya çalışmak ve bir an önce Medine Dönemini hazırlamaya çalışmaktır. Nefsine uyup, “Mekke döneminde yaşıyoruz” diyerek İslâmî yükümlülüklerden kaçmak çözüm değildir.


Melekler iman

Melekler iman
Meleklere İman
Melekler nurani varlıklar olup tamamen Allah’ın emri üzere harekat ederler.
Onlar yemezler, içmezler, evlenmezler, günah işlemezler.

Melekler var olup görünmeyen varlıklardır. İnsan aklını, ruhunu, havayı, rüzgarı
göremediği gibi melekleri de göremez.

Her meleğin kendine ait işi vardır. Bazısı daima Allah’ı zikr ederler. Bazıları
insanları tehlike lerden korur, dar zamanlarında müminlere yardım ederler.

Birlikte şunlardır:
Cebrail: Meleklerin en büyüğüdür. Görevi ise Allah ile Peygamberleri arasında
elçilik yapmaktır. Kur’anı Kerimi Peygamberimize o getirmiştir.

Mikail: Tabiatla ilgilenir. Yağmurların yağması, rüzgarın esmesi, ekinlerin bitmesi ile görevlidir.

İsrafil: Sura üfürmekle vazifelidir. Üfürdüğü an dünya hayatı bitecek ahiret
hayatı başlayacaktır.

Azrail: Ömrü sona erenlerin canını almakla vazifelidir.

Bu meleklerden başka birde Kiramen Katibin dediğimiz iki melek daha vardır ki bunlardan biri sağ yanımızda bir diğeri ise sol yanımızda bulunur ve sağ taraftaki işlediğimiz iyi Amelleri sol taraftaki de işlediğimiz kötü işleri yazar. Bu yazılan deftere Amel defteri adı verilir.
Münker ve Nekir adında iki melek daha vardır ki bunlar kabirde insanlara soru sormakla görevlidir.