<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iNadına Türbanlıyız</title>
	<atom:link href="http://www.turbanliyiz.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turbanliyiz.com</link>
	<description>Baş Örtüsü &#38; Eşarp ve Türban - Güzellik - Cinsellik ve Bakım &#38; islami Kadın Dünyası ve Gelinlikler &#38; islam ve Estetik &#38; Dini bilgiler &#38; islami Bilgiler</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Mar 2010 12:46:24 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Hz. Hızır</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/hz-hizir/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/hz-hizir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 12:46:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i beyte]]></category>
		<category><![CDATA[Eshab-ı kiram]]></category>
		<category><![CDATA[hazret-i Ebû Bekr]]></category>
		<category><![CDATA[HIZIR]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hızır]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[kehf suresi]]></category>
		<category><![CDATA[kisaca peygamberler tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2718</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Hızır Kimdir? Hz. Hızır hayatı? Hz. Hızır hakkında detaylı bilgileri sitemiz turbanliyiz.com da yayınladık buyrun detaylar aşağıdadır;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5554204140586400";
/* 468x60, oluşturulma 02.03.2010 */
google_ad_slot = "5888014038";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5554204140586400";
/* 336x280, oluşturulma 19.06.2009 */
google_ad_slot = "4680225849";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>Hz. Hızır Kimdir? Hz. Hızır hayatı? Hz. Hızır hakkında detaylı bilgileri sitemiz turbanliyiz.com da yayınladık buyrun detaylar aşağıdadır; Peygamberler Tarihi &#8211; Hz. Hızır<br />
Hz. Hızır</p>
<p>Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet.<br />
Kur&#8217;ânı Kerîm&#8217;de, Hızır (a.s.)&#8217;in isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi&#8217;nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan;<span id="more-2718"></span><br />
&#8220;Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul&#8230;&#8221; (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk. Buhârî, ilm 16, 44, Tefsîru&#8217;l-Kur&#8217;ân, Tefsîru Sûrati&#8217;l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174).<br />
Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ isrâil oğulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu. Hz. Musâ:<br />
&#8220;Hayır, yoktur!&#8221; diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz. Mûsâ&#8217;yâ Mecme&#8217;u'l-Bahreyn&#8217;de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadir (Hızır)&#8217;in kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır&#8217;i bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı. ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp kaybolduğunu fârk ettiler. Hz. Mûsâ&#8217;nın Hızır&#8217;ı bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (a.s.)&#8217;i buldular. Bundan sonra Hz. Musa&#8217;nın Hızır ile, Kehf Sûresi 66-82. âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.<br />
Hz. Musa&#8217;nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme&#8217;u'l-Bahreyn&#8217;de denize dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu seklinde izah olunmuş, burada balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak, Mecme&#8217;u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a.s.)&#8217;a da ölümsüzlük isnâd edilmiş ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmiştir.<br />
Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan yolculuğunu Kur&#8217;ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a.s.), yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine hatırlatmış ve O&#8217;ndan sabır için söz almıştır (el-Kehf,18/66-70). Önce deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi. Hızır (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştır. Musa (a.s.) sabredemeyip söyle demiştir:<br />
&#8220;Gemiyi, yolcularını boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın&#8221; (el-Kehf; 18/71).<br />
Yolculuğun sonunda, ilk bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a.s.) şöyle belirtir:<br />
&#8220;O, deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır&#8221; (el-Kehf, 18/79).<br />
Yolculuk sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü. Musa (a.s.):<br />
&#8220;Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın, dedi&#8221; (el-Kehf,18/74).<br />
Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından şöyle açıklandı:<br />
&#8220;Öldürdüğüm erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü&#8217;min kimselerdi. ileride onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin&#8221; (el-Kehf, 18/80,81).<br />
Burada Cenâbı Hak&#8217;kın, anne-babanın hayırlı kimseler olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak bir çocuğu erken yasta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı bir evlâdın verilmesinin, gerçekte o aile için &#8221; hayır&#8221; olduğuna işaret ediliyor.<br />
Yolculuğun üçüncü merhalesi Kur&#8217;an&#8217;da söyle anlatılır:<br />
&#8221; Musa ve salih kul yollarına devam ettiler. Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler. Halk ise onları misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul, orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa: &#8221; İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın, dedi. Salih kul şöyle dedi: işte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin içyüzünü sana anlatacağım&#8221; (el-Kehf, 18/77,78).<br />
Evi, ücretsiz tamir etmesini salih kul (Hızır) söyle açıklar:<br />
&#8221; Bu ev, şehirde iki yetim çocuğun idi. Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların babaları salih bir kimseydi. Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunları kendiliğimden değil, Allâh&#8217;ın emriyle yaptım. işte, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur&#8221; (Kehf 18/82).<br />
Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir takım olayların, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bazen şer olarak görülen olayların arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde söyle buyurulur:<br />
&#8221; Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı. Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el Bakara, 2/216).<br />
&#8220;..Eğer karılarınızdan hoşlanmıyorsanız. olabilir ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin için çok hayır takdir etmiştir. &#8221; (en-Nîsâ, 4/19).<br />
Rasûlullah (s.a.s.), Hızır(a.s.)&#8217;in ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı söyle nakleder:<br />
&#8220;Bir serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa&#8217;ya göstererek şöyle dedi: Allah&#8217;ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, su serçenin denizden eksilttiği su kadar bir şeydir&#8221; (Buhârî, ilm, 44, (el-Enbiyâ, 27, Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 311, V, 118; bilgi için bk. Ibn Kesîr, Tefsîru&#8217;l-Kur&#8217;âni&#8217;l-Azîm, İstanbul 1985, V,172-185). </p>
<p>Kaynak 2:<br />
Velî veyâ peygamberdir. Rûhu, darda kalana yardım eder.<br />
HIZIR ALEYHİSSELÂM<br />
İbrâhim aleyhisselâmdan sonra yaşamış bir peygamber veya veli. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn aleyhisselâmın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebü&#8217;l-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh aleyhisselâmın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Bâzıları da Hızır aleyhisselâmın İsrâiloğullarından olduğunu söylemiştir. Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahih-i Buhâri&#8217;de bildirilen bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz; &#8221;Hızır (aleyhisselâm), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.&#8221; buyurdu. Mûsâ aleyhisselâmla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefâtından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp, gariblere yardım etmektedir.<br />
Hızır aleyhisselâm, Allahü teâlânın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefât etti. Ancak Allahü teâlâ onun rûhuna insan şeklinde görünmek ve kıyâmete kadar yardım isteyen Müslümanların imdâdına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğrenmek ve öğretmek özellikleri verdi. Bâzı âlimler &#8221;nebi&#8221; (peygamber), bâzı âlimler de&#8221;veli&#8221; dir dediler. Hızır aleyhisselâmda, yaşayan insanlarda görülen hâller bulunduğu için yaşıyor zannedilmektedir.<br />
Hızır aleyhisselâm, güzel ahlâk sahibi, cömert ve insanlara karşı çok şefkatliydi. Allahü teâlânın izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bildirdi. Hak teâlânın bildirmesiyle ledünni ilme sâhipti. Hızır aleyhisselâm Mûsâ aleyhisselâm ile buluşması, görüşmesi ve yolculuk yapması Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de Kehf sûresi 60 ve 80. âyetlerinde ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.<br />
Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâm ile Tebük Harbindeyken ikindi namazını kıldıktan sonra iki beyit işittiler. Fakat şiiri söyleyeni göremediler. Resûlullah efendimiz; &#8221;Bu iki beytin söyleyicisi kardeşim Hızır&#8217;dır. Sizi övüyor.&#8221; buyurdu. Hızır aleyhisselâm bir çok zâtın tasavvufta yetişmesinde rehberlik etmiş, feyz vermiştir. Hızır aleyhisselâmın tasavvufta yetiştirdiği en meşhûr âlim ve velilerden biri Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleridir.<br />
Hızır aleyhisselâm, İlyâs aleyhisselâmla birlikte peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vefâtında hâne-i saâdetlerine gelip Ehl-i beyt için sabır ve tavsiyesinde bulundu. Onların geldiklerini ve sabır tavsiye ettiklerini hazret-i Ebû Bekr, Ehl-i beyte bildirdi.</p>
<p style="text-align: center;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5554204140586400";
/* 336x280, oluşturulma 19.06.2009 */
google_ad_slot = "4680225849";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/hz-hizir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Harun</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/hz-harun/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/hz-harun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 12:44:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A'râf]]></category>
		<category><![CDATA[Furkan]]></category>
		<category><![CDATA[HARUN]]></category>
		<category><![CDATA[Hârûn aleyhisselâm]]></category>
		<category><![CDATA[Hârûn aleyhisselâmla]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Harun]]></category>
		<category><![CDATA[Kasas]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ân-ı kerim'in Mâide]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Saffât]]></category>
		<category><![CDATA[Şuarâ]]></category>
		<category><![CDATA[Tâha]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[YÛNUS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2716</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Harun Kimdir? Hz. Harun hayatı? Hz. Harun hakkında detaylı bilgileri sitemiz turbanliyiz.com da yayınladık buyrun ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Harun Kimdir? Hz. Harun hayatı? Hz. Harun hakkında detaylı bilgileri sitemiz turbanliyiz.com da yayınladık buyrun Hz. Harun (a.s) </p>
<p>Hz. Harûn (a.s), israilogullari peygamberlerinden, Hz. Musa (a.s)&#8217;in kardesi. Hz. Yusuf&#8217;un vefatindan sonra Misir&#8217;da yasayan israilogullari ve diger insanlar, bir müddet onun gösterdigi yoldan yürüdüler; ancak daha sonra hakikati unuttular. Bu arada Misir&#8217;in idaresi Kibtîlerin eline geçti. Kibtîler ise yildizlara ve putlara tapiyorlardi.<span id="more-2716"></span><br />
Kibtîler, israilogullarini hor görmeye basladilar. Onlari agir, zor islerde kullandilar.<br />
israilogullari çok kalabalik bir topluluk olup Hz. Yakub&#8217;un ogullarina nisbetle on iki kola ayriliyordu. Onlar Kibtîlerin zulmünden kurtulmak istiyorlardi. Dedelerinin ülkesi olan Kenân bölgesine gitmek için izin istemelerine ragmen onlara izin verilmemekteydi.<br />
Her dönemde oldugu gibi, o dönemin Firavun&#8217;u da zulmü temsil ediyor ve insanlari eziyet altinda inletiyordu.<br />
israilogullarinin çogalmasi Kibtîleri ve onlarin hükümdari Firavun&#8217;u endiselendiriyordu. Onlar, israilogullarinin isyan ederek kendilerine zarar vermesinden korkuyorlardi.<br />
Firavun, bir gün kâhinlerini yanina topladi. Gelecekle ilgili onlardan bilgi istedi. Kâhinlerden birisi Firavun&#8217;a israilogullarindan bir çocugun dogacagini ve saltanatina zarar verecegini bildirdi. Firavun, bunu duyar duymaz korktu ve tedbirler almaya basladi. Bunun için de israilogullarinin dogacak erkek çocuklarinin tamaminin öldürülmesini emretti.<br />
Hz. Musa, bu dönemde dogdu ve öldürülmesin diye bir sandigin içine birakilarak nehre atildi. Firavun&#8217;un sarayinda büyüdü. Allah diledi ve Musa&#8217;yi Firavun&#8217;un kucaginda büyüttü.<br />
Harun Peygamber, Hz. Musa&#8217;nin büyügüdür. israilogullarinin erkek çocuklarinin öldürülmeye baslanildigi dönemden önce dünyaya gelmistir.<br />
Hz. Hârun (a.s.); Musa (a.s.)&#8217;dan daha uzun boylu, daha etli, daha beyaz tenli, daha genis sirtli olup açik ve düzgün dilli, yumusak huylu idi. Alninda da bir ben vardi (Hâkim, el-Müstedrek, II, 577).<br />
Harun peygamberle ilgili Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;de pek fazla bilgi yoktur. Bir âyette Hz. Musa ile birlikte zikredilmektedir.<br />
Medyen&#8217;den dönerken Hz. Musa&#8217;ya Peygamberlik verildi. Peygamberlikle sereflendi.<br />
Yüce Allah Hz. Musa&#8217;ya emretti: &#8220;Firavun&#8217;a git, çünkü o azdi&#8221; (Tâhâ, 20/24).<br />
Musa Peygamber &#8220;Rabbim, beni yalanlamalarindan korkuyoruni&#8221; (es-suarâ, 26/ 12), &#8220;Kalbim *******, dilim açilmaz olur. Onun için Harun&#8217;a da Peygamberlik ver&#8221; (es-suarâ, 26/l3),<br />
&#8220;Bir de onlarin aleyhimde de bir kisas davalari var, bu sebeple beni öldürmelerinden korkarim&#8221; (es-suarâ, 26/14), &#8220;Bana ailemden bir vezir ver. Biraderim Harun&#8217;u. Onunla arkami kuvvellendir. Onu içimde ortak kil. Ta ki seni çok çok tesbih edelim ve seni çok çok zikredelim. süphesiz sen bizi hakkiyla görensin&#8221; (Tâhâ, 20/29-35) dedi.<br />
Cenâb-i Allah, Musa&#8217;nin bu duasini kabul etti. &#8220;Ey Musa! istedigin sana verildi&#8221; (Tâhâ, 20/36) buyuruldu. Böylece Harun&#8217;a da peygamberlik verildi. &#8220;Firavun&#8217;a gidin, biz âlemlerin Rabbinin Peygamberleriyiz, bizimle beraber israilogullarini gönder&#8221; deyin &#8221; (es-suarâ, 26/16-17) buyuruldu.<br />
Hz. Mûsa ve Hârun (a.s.) &#8220;Ey Rabbim! Dogrusu biz Firavun&#8217;un, bize karsi asiri gitmesinden, yahud taskinligini artirmasindan endise ediyoruz&#8221; diye Allahu Teâla&#8217;ya dua ettiler. Yüce Allah: &#8220;Korkmayiniz! Çünkü ben sizinle beraberim. Ben (her seyi) isitirim, görürüm! Hemen gidiniz ve ona söyle deyiniz. &#8220;Biz Rabbinin iki elçisiyiz, artik israilogullarini bizimle gönder. Onlara iskence etme! Biz sana Rabbinden, hakiki bir âyet getirdik selam (ve selamet) dogruya tâbi olanlaradir. Bize, su hakikat vahy olundu ki: hiç süphesiz azab yalanlayanlarin ve yüz çevirenlerin üzerinedir&#8221; (Tâhâ, 20/45, 48) buyurdu.<br />
Bunun üzerine, Hz. Musa ve Hârun geceleyin Firavun&#8217;un yanina gittiler. Kapiyi çaldilar. Firavun kapinin açilmasindan dehsete düstü. Hz. Musa ve Hârun, Firavun&#8217;a kendilerinin Rabbûlâlemin olan Allah&#8217;in elçileri olduklarini, kendisini dine davet etmek için geldiklerini söylediler. Firavun &#8220;Ben sizin en yüce Rabbinizim &#8221; (en-Nâziât, 79/24) diyerek onlari reddetti.<br />
Hz. Musa&#8217;ya vahyedildi. &#8220;Kullarimla geceleyin yola çik. Onlara denizde kuru bir yol aç. Size yetismelerinden korkma&#8221; (Tâhâ, 20/77) buyuruldu.<br />
Bu iki peygamber israilogullarini geceleyin yola çikardilar. Bu durumdan haberdar olan Firavun ve askerleri onlari izledi. Hz. Musa, Hârun ve israilogullari, denizi geçerek kurtuldular. Firavun ve askerleri de denizde boguldular.<br />
israilogullari Tih sahrasina geldiler. Rizik olarak kendilerine kudret helvasi, bildircin kusu verildi (el-Bakara, 2/57); onlar itirazlarini sürdürdüler.<br />
&#8220;Biz bir çesit yemege dayanamayiz. Bizim için Rabbina dua et de bize topragin bitirdigi sebzeden, acurdan, sarimsaktan, mercimekten ve sogandan çikarsin&#8221; (el-Bakara 2/61) dediler.<br />
Musa peygamber, onlara ögütler de bulundu. Tûr dagina çagirildiginda agabeyi Harun&#8217;u kendi yerine vekil birakti.<br />
israilogullari Misir&#8217;dan çikarken altinlarini, gümüslerini de yanlarina almislardi. Hz. Musa (a.s)&#8217;in Tur&#8217;a gitmesiyle israilogullarinin münafiklarindan Sâmiri bu altinlari topladi ve bir kapta eriterek bir buzagi yapti. Gönüllerinde yatan putçulugu bir türlü tepeleyemeyen bu kavim buzagiya tapmaya basladi.<br />
Hz. Hârun, onlara ögütlerde bulundu. &#8220;Ey kavmim! Bununla imtihan edildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman olan Allah&#8217;tir. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin&#8221; (Tâhâ, 20/90) buyurdu. israilogullari, Hz. Hârun&#8217;u dinlemediler. &#8220;Musa, bize dönüp gelinceye kadar, biz o buzagiya tapmaya devam edecegiz&#8221; (Tâhâ, 20/91) dediler.<br />
Hz. Musa (a.s), Tûr Dagi&#8217;ndan döndügünde kavminin buzagiya tapmakta oldugunu gördü. Buna çok üzüldü. Agabeyine kizdi. &#8220;Ey Hârun! Onlarin saptiklarini gördügün zaman hana uymaktan seni alikoyan nedir? Emrime isyan mi ettin?&#8221; (Tâhâ, 20/92-93) dedi. Hârun Peygamberin yakasina yapisti.<br />
Hârun Peygamber; Hz. Musa&#8217;ya israilogullarinin kendisini dinlemedigini anlatti. Musa peygamber öfkelendi ve Samiri&#8217;yi kovdu.<br />
Allahu Teâla, Musa (a.s)&#8217;ya Hârun (a.s)&#8217;u vefat ettirecegini, onu daga getirmesini bildirdi.<br />
Musa (a.s), Hârun (a.s)&#8217;un elinden tutarak daga çiktilar. Hârun (a.s)&#8217;un sibr ve sibbîr adindaki ogullari da yanlarindaydilar. Dagin üzerinde görülmemi:s güzellikte bir agaç, yapilmis bir ev, evin içinde bir sedir, ve sedirin üstündeki yataktan misk gibi bir koku geliyordu. Hz. Musa ile birlikte Hârun yatagin üstüne yattilar. Allahu Teâla Hârun (a.s)&#8217;un ruhunu bu halde iken aldi, sonra agaç kayboldu, ev ve sedir semâya yükseldi. Hz. Musa, Hârun (a.s)&#8217;un cenaze namazini orada kilarak onu daga defnetti. Yahudiler bu daga Tûr-u Hârun adini vermislerdir (Taberî, Tarih, I, 223).<br />
Hârun (a.s)&#8217;un Tih çölündeki bu dagda vefat ettiginde yüz on yedi, yüzyirmi veya yediyüzyirmiüç yasinda oldugu söylenir (Yâkubî, Tarih, I, 41).<br />
Hârun Peygamber uzun müddet yasadi. Musa Peygamberle birlikte kavmine ögütlerde bulundu, kavminin nankörlüklerine gögüs gerdi.<br />
Zaman geldi; Rabbine kavustu, o da ölümü tatti.</p>
<p>Kaynak2:</p>
<p>Mûsâ aleyhisselâmın âbisidir.<br />
HÂRÛN ALEYHİSSELÂM<br />
İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hazret-i Mûsâ&#8217;nın ana-baba bir büyük kardeşidir. Babasının ismi, İmrân bin Yasher&#8217;dir. Soy itibârıyla Yâkûb aleyhisselâmın oğullarından Lâvi&#8217;ye dayanır. Mısır&#8217;da doğdu. Mûsâ aleyhisselâmdan üç sene önce Tûr-i Sinâ&#8217;da vefât etti. Hârûn aleyhisselâm, isrâiloğulları üzerine firavun&#8217;un ve Kıbtilerin zulüm ve baskılarının arttığı sırada doğdu. Çocukluğu ve gençliği Mısır&#8217;da geçti. Mûsâ aleyhisselâma peygamberlik emri bildirildikten sonra, Hârûn aleyhisselâma da peygamberlik emri bildirildi. Mûsâ aleyhisselâmla birlikte Firavun&#8217;a gitmeleri, onu ve avânesini Allahü teâlâya imâna dâvet etmeleri emredildi. Hârûn aleyhisselâm, Mûsâ aleyhisselâmla birlikte Firavun&#8217;u ve adamlarını hak dine inanmaya dâvet ettiler. Kendisinin tanrı olduğunu iddiâ eden ve insanların kendisine secde etmelerini isteyen Firavun, Mûsâ ve Hârûn aleyhisselâmın dâvetini ve izahlarını kabul etmedi. İlk önce alay edip hakâret dolu sözler sarf etti. Mûsâ aleyhisselâma inananlara ve İsrâiloğullarına korkunç zulümler yaptırdı. İsrâiloğulları durumlarını Mûsâ ve Hârûn aleyhisselâma bildirip duâ istediler. Allahü teâlâ, Firavun ve kavmine ikâz olarak musibetler gönderdi. Mûsâ ve Hârûn aleyhisselâm, Allahü teâlânın emriyle İsrâiloğullarını Mısır&#8217;dan çıkarıp, Kızıldeniz&#8217;den yürüyerek Sinâ Yarımadasına geçtiler. Firavun ve ordusu da geçmek için denize yürüyünce, küfür ve azgınlıklarının cezâsı olarak, boğulup helâk oldular.<br />
Mûsâ aleyhisselâm, kavmiyle berâber Tih sahrasındayken Allahü teâlâdan gelen vahiyle Tevrât-ı şerif&#8217;i almak üzere Tûr Dağına gittiği sırada Hârûn aleyhisselâmı yerine vekil bıraktı. Mûsâ aleyhisselâm Tûr Dağındayken, İsrâiloğulları Hârûn aleyhisselâmı dinlemeyşp Sâmiri adında bir münâfığın hilelerine kapılarak, yaptıkları altın buzağı heykeline taptılar. Hârûn aleyhisselâm kavminin bu câhilce ve azgınca hareketi karşısında onlara nasihatlerde bulundu. Onları bu inanış ve hareketlerinden uzaklaştırmaya çalıştı. Onun nasihat ve uyarılarını bir kısmı kabul ettiyse de bir kısmı kabul etmedi. Hârûn aleyhisselâmı tehdit ettiler. Hârûn aleyhisselâm, kendisine tâbi olan 12.000 kişiyle birlikte onların içinden ayrılmak veya onlarla sert bir şekilde mücâdele etmek istedi. Fakat Mûsâ aleyhisselâmın, &#8221;İsrâiloğullarını parçaladın, birbirinden ayırdın!&#8221; diyeceğini düşünerek, bu işten vazgeçti. Mûsâ aleyhisselâmın Tûr&#8217;dan dönmesini bekledi.<br />
Mûsâ aleyhisselâm, Tûr Dağından dönüşünde kavminin altın buzağı heykeline taptığını görünce çok üzüldü. Bu hâlin sebebini Hârûn aleyhisselâma sordu. Hârûn aleyhisselâm da İsrâiloğullarının kendisini dinlemediklerini ve kendisini ölümle tehdit ettiklerini, Sâmiri adında bir münâfığa uyarak bu yola saptıklarını bildirdi. Mûsâ aleyhisselâm Sâmiri&#8217;ye bedduâ etti ve İsrâiloğullarının tövbe etmelerini bildirdi. İsrâiloğulları, Mûsâ aleyhisselâmın dediklerini kabul ettiler ve tövbe ettiler. Bu mücâdeleler sırasında Hârûn aleyhisselâm da Mûsâ aleyhisselâmla birlikte gayret etti. Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâma kavmini toplayıp, Arz-ı Mev&#8217;ût denilen bölgeye (Filistin ve Şam bölgesi) götürmesini ve puta tapan Amâlika kavmiyle harp etmesini emretti. İsrâiloğulları, o beldelerde zâlim ve kuvvetli hükümdârların bulunduğunu ileri sürerek harbe gitmediler. Allahü teâlâ bu isyânları sebebiyle İsrâiloğullarına kırk yıl müddetle Arz-ı Mev&#8217;ûd&#8217;a girmeyi haram kıldı. İsrâiloğulları bu kırk sene içinde Tih sahrâsında şaşkın ve perişan şekilde dolaştılar. Bu sırada Hârûn aleyhisselâm da Mûsâ aleyhisselâmla birlikte İsrâiloğullarının sıkıntılarına sabretti.<br />
Hârûn aleyhisselâm, İsrâiloğullarının nankörlükleri üzerine, cenâb-ı Hakk&#8217;ın kendilerini Tih çölünde kalmaya mahkûm ettiği kırk senenin sonlarına doğru, hazret-i Mûsâ&#8217;dan birkaç sene veya bir rivâyete göre üç sene evvel vefât etti. Kabrinin nerede olduğu husûsunda çeşitli rivâyetler vardır. Hârûn aleyhisselâmla ilgili olarak Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;in Mâide, A&#8217;râf, Yûnus, Tâha, Furkan, Şuarâ, Kasas, Saffât, sûrelerinde bilgi verilmektedir.</p>
<p>alıntı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/hz-harun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Şuayb</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/hz-suayb/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/hz-suayb/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 12:42:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[altı çeşit mûcizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cenab-ı Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Hazret-i Şuayb'ın duâsı]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[ŞUAYB]]></category>
		<category><![CDATA[Şuayb aleyhisselâmın]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrât'ta ismi Mikâil olarak bildirilmiştir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2714</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Şuayb kimdir? Hz. Şuayb hayatı? Hz. Şuayb hakkında detaylı bilgileri sitemize aktardık buyrun ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Şuayb kimdir? Hz. Şuayb hayatı? Hz. Şuayb hakkında detaylı bilgileri sitemize aktardık buyrun  Peygamberler Tarihi &#8211; Hz. Şuayb<br />
Hz. Şuayb</p>
<p>Kuran&#8217;da adı geçen peygamberlerden.<br />
Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderildi. Bu iki ülkede ayrı ayrı mücadelede bulundu. Bu iki toplumla yaptığı mücadelesi, çeşitli ayetlerde geçmektedir.<span id="more-2714"></span><br />
Medyen ve Eyke, dağlık ve ormanlık olan iki ülke idi. Medyen toprakları, Hicaz&#8217;ın kuzey batısın da, oradan Kızıldeniz&#8217;in doğu sahiline, güney Filistin&#8217;e, Akabe Körfezi&#8217;ne ve Sina Yarımadası&#8217;nın bir bölümüne kadar uzanan bölgelerde yer alır.<br />
Kur&#8217;an&#8217;ın Medyen halkı hakkında anlattıklarının önemini kavramak için, bu insanların, Hz. İbrahim&#8217;in üçüncü hanımı Katurah&#8217;tan olma oğlu Midyan&#8217;ın soyundan geldikleri iddialarina dikkat edilmelidir. Doğrudan doğruya onun neslinden gelmemiş oldukları halde, tümü onun soyundan olduklarını iddia etmişlerdir. Çünkü eski bir geleneğe göre, büyük bir zata bağlı olan herkes, daha sonra yavaş yavaş onun torunları arasında sayılmaya başlanırdı. Nitekim Hz. İsmail&#8217;in (a.s) soyundan gelmemesine rağmen bütün Araplara &#8220;İsmailoğulları&#8221; denmiştir. Hz. Yakub (a.s)&#8217;in soyu (israiloğulları) için de durum aynıdır. Ayni şekilde, Hz. İbrahim (a.s)&#8217;in çocuklarından biri olan Midyan&#8217;ın etkisi altına giren tüm bölge halkına Bena Medyen (Medyenogullari) ve onların oturduğu yerlere de, Medyen bölgesi dendi (ez-Zirikl, Kâmûsû&#8217;l-A&#8217;Iâm, VI, 4244; Yakut el-Hamev, Mu&#8217;cemü&#8217;l-Büldan, Beyrut 1956, V, 77).<br />
Şuayb (a.s), Hz. İbrahim&#8217;in torunlarından Mikâil&#8217;in oğludur. Annesi ise Hz. Lut&#8217;un kızıdır (et-Taber, Tarih, Misir 1326,I, 167; es-Sa&#8217;leb, el-Arâis, Mısır 1951, s. 164; M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Ankara 1990, I, 327).<br />
Yüce Allah&#8217;tan Şuayb (a.s)&#8217;a kitap veya sahife gönderilmedi. O, Âdem, Şit, İdris, Nuh ve İbrahim&#8217;e indirilen sahifeleri okudu ve onlarla tebliğde bulundu (Ibn Asakir, Tarih, Beyrut 1979, VI, 322).<br />
Şuayb (a.s) büyük bir hatipti. insanları güzel söz ve nasihatlarla aydınlatmaya çalıştı. Dolayısıyla ona peygamberler hatibi denilmiştir (ez-Zemahserî, el-Kessâf, Kahire 1977, II, 118).<br />
Şuayb (a.s) aynı zamanda Musa (a.s)&#8217;in kayınpederi idi. Kızı Safura&#8217;yı Musa (a.s) ile evlendirmişti (ibnü&#8217;l Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, 177).<br />
Şuayb (a.s)&#8217;in Peygamber olarak Medyen&#8217;e gönderilmesi ve Medyenlilerle mücadelesi, Kuran&#8217;da söyle bildirilir:<br />
&#8220;Medyen&#8217;e de kardeşleri Şuayb&#8217;ı (gönderdik). Dedi ki: &#8220;Ey kavmim, Allah&#8217;a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanan (insan)lar iseniz böylesi sizin için daha iyidir!&#8230; Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek insanları Allah yolundan çevirmeğe ve O (Allah yolu)nu eğriltmeye çalışmayın. Düşünün siz az idiniz, O sizi çogalttı ve bakın bozguncuların sonu nasıl oldu!&#8230; Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en iyisidir&#8221; (el-A&#8217;raf, 7/85,86,87).<br />
Görülüyor ki Şuayb (a.s) onları Allah&#8217;a kulluk etmeye, insan Haklarına saygılı olmaya, her türlü bozgunculuktan uzak durmaya ve bu yolda sabırla hareket etmeye davet ediyordu. Fakat Medyen halkı Şuayb (a.s)&#8217;in nasihatlerini dinlemediler ve kötü hareketlerinde daha ileri gittiler. Onların bu isyan ve sapkınlıkları, Kuran&#8217;da şöyle haber verilir.<br />
&#8220;Dediler ki: Ey Şuayb, senin söylediklerinden çoğunu anlamıyoruz, biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Kabilen olmasaydı, seni mutlaka taslarla(öldürür)dük! Senin bize karşı hiç bir üstünlüğün yoktur!&#8221; (Hd 11/91).<br />
Şuayb (a.s) onların bu taşkınlıklarına karsı nasihat ediyor ve onları büyük bir azap ile kokutuyordu:<br />
(Şuayb onlara de ki): Ey kavmim, size göre kabilem Allah&#8217;tan daha mı üstün ki, O&#8217;nu arkanıza atıp unuttunuz? şüphesiz Rabbim, yaptıklarınızı kuşatıcıdır. (Ondan bir şey gizli kalmaz.)<br />
Ey kavmim, olduğunuz yerde (yaptığınızı) yapın, ben de yapıyorum. Yakında kime azabın gelip kendisini rezil edeceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözetin, ben de sizinle beraber gözetmekteyim.&#8221;(Hd, 11/92-93)<br />
Her türlü mücadelede, tebliğ ve nasihate rağmen, Allah&#8217;ın emirlerini dinlemeyen, zulüm, taşkınlık ve kötülükte ısrar eden Medyen halkı, azabı hak etmişti: Derken o (müthiş) sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. Şuayb&#8217;ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Şuayb&#8217;ı yalanlayanlar&#8230; iste ziyana uğrayanlar, onlar oldular&#8221; (el-A&#8217;raf, 7/91-92).<br />
Medyen halkı, kafirlerin kaçınılmaz sonu olan azaba maruz kaldıktan sonra Şuayb (a.s) onlara acımıştı. Bu durum, Kuran&#8217;da söyle bildirilir:<br />
(Şuayb), onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!..&#8221; (el-A&#8217;raf, 7/93)<br />
Buna göre, Allah&#8217;ın emirlerini dinlememede ısrar eden ve bunun neticesinde Allah&#8217;ın azabı ile cezalandırılanlara acımamak gerekir. Çünkü bu cezayı hak etmiş oluyorlar.<br />
Şuayb (a.s) Medyenlilerle beraber, Eyke halkına da peygamber olarak gönderilmişti. Onlarla da önemli mücadelelerde bulundu. Onlarla olan mücadelesi ve onların isyankârlığı, Kuran&#8217;da şöyle özetlenmektedir.<br />
Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi&#8221; (el-Hasr, 15/78).<br />
Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı. Şuayb, onlara demişti ki: (Allah&#8217;ın azabından) korunmaz misiniz? Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim. Artık Allah&#8217;tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. insanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın, Sizi ve önceki nesilleri yaratan(Allah)tan korkun&#8221; (es-suar, 26/176,177,178,179,180,181,182,183,184).<br />
Eykeliler, Şuayb (a.s)&#8217;in telkinlerine karşı ters hareket ettiler. Söz dinlemeyip isyanda bulundular. Hatta, Şuayb (a.s)&#8217;a hakaret ettiler. Onların bu isyanı, Kuran&#8217;da söyle dile getirilir:<br />
&#8220;Dediler: Sen iyice büyülenmişlerdensin. Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz&#8221; (es-şuarâ, 26/185, 186) .<br />
Eykeliler bununla bile yetinmediler. Azab isteyecek kadar, ileri gittiler: &#8220;Eger doğrulardansan, o halde üzerimize gökten parçalar düşür&#8221; (es-şuarâ, 26/187) diyerek Şuayb (a.s)&#8217;a meydan okudular. Şuayb (a.s) onlara söyle cevap verdi: &#8220;Rabbim, yaptığınızı daha iyi bilir&#8221; (es-şuara, 26/188). Yüce Allah da, onlara verilen azabı, söyle haber veriyor: &#8220;O&#8217;nu yalanladılar. Nihâyet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi. Muhakkak ki, bunda bir ibret vardır. Ama yine çokları inanmazlar&#8221; (es-şuarâ, 26/189, 190).<br />
Ayette söz konusu olan &#8220;gölge gününün azabı&#8221; hakkında, müfessirler söyle bir açıklamada bulunuyorlar: Eykeliler azap isteyince, Güneş yedi gün müthiş bir sıcaklık yaydı. O sırada gökyüzünde bir bulut belirdi ve serin bir rüzgar esti. Eyke&#8217;liler bulutun gölgesinde toplandılar. Birden o buluttan bir ateş indi ve Eyke halkı yeryüzünden silindi (el-Beydav, Envaru&#8217;t-Tenzl, Misir 1955, II, 84).<br />
Medyen ve Eyke halkı Hz. Şuayb&#8217;ı dinlemediler ve bunun neticesinde, yukarıda sunulan âyetlerde ifâde edildiği gibi helâk oldular. Allah&#8217;ı dinlememenin, peygambere uymamanın ve yanlış yollara sapmanın cezasını buldular. Şuayb (a.s), kendisine uyanlarla birlikte Mekke&#8217;ye gidip yerleşti.<br />
Orta boylu, buğday benizli biri olan Şuayb (a.s), hayatinin sonuna doğru gözlerini kaybetmişti, amâ olarak yaşıyordu. Mekke&#8217;de vefât etti. Türbesinin, Kâbe&#8217;nin batısın da, Darünnedve ile Benu Semh kapısının arasında olduğu rivâyet edilir (et-Taberî, Tarih, Misir 1326, I, 167; Ibn Kuteybe, Kitabü&#8217;l-Maârif, Beyrut 1970, s. 19: Ibn Asakir, Tarih, Beyrut, 1979, VI, 322). </p>
<p>Kaynak2:<br />
Mûsâ aleyhisselâmın kayınpederidir.<br />
ŞUAYB ALEYHİSSELÂM<br />
Medyen ve Eyke ahâlisine gönderilen peygamber. İbrâhim aleyhisselâm veya Sâlih aleyhisselâmın neslindedir. Soyu anne tarafından Lût aleyhisselâmın kızına ulaştığı ve Eyyûb aleyhisselâmla teyze oğulları oldukları rivâyet edilmiştir. Mûsâ aleyhisselâmın kayınpederidir. Kavmine güzel söz söylemesi, tatlı ve tesirli hitâb etmesi sebebiyle kendisine Hatib-ül-enbiyâ (peygamberlerin hatibi) denildi. İnsanlara İbrâhim aleyhisselâma bildirilen dinin emir ve yasaklarını tebliğ etti.Arabistan Yarımadasının kuzeybatısında Hicâz&#8217;la Filistin arasında Kızıldeniz sâhilinde yer alan Akabe körfezinden Humus Vâdisine kadar uzanan Medyen bölgesinde doğup büyüyen Şuayb aleyhisselâm, o kavmin asil bir âilesine mensuptu. Gençliği, dedelerinden Medyen adlı bir şahsın etrâfında toplandıkları için bu adla anılan Medyen halkı arasında geçen Şuayb aleyhisselâm, azgın ve sapık kavmin kötülüklerinden yzak yaşar, babasından kalan koyunlarıyla meşgul olur ve namaz kılardı. Medyenliler atalarının doğru yolunda ayrılmışlar ve kötü yollara sapmışlardı. Allahü teâlâya imân ve ibâdet etmeyi bırakmışlar, kendi elleriyle yaptıkları putlara ve heykellere tapıyorlardı. Medyen, ticâret kervanlarının gelip geçtiği yollar üzerinde olduğundan ticâretle uğraşıyorlardı. Yaptıkları alış-verişte muhakkak hile yapıyorlardı. Yiyecek maddelerini alıp, stok yapıyorlar, pahalanınca fâhiş fiyatla satıyorlardı. Ölçü ve tartı için iki değişik ölçek kullanıyorlar, alırken büyük ölçekle alıyorlar, satarken küçük ölçekle veriyorlardı. İnsanların yollarını kesiyorlar, onların mallarına zorla el koyuyorlardı. Yol üstünde durup, bilhassa yabancı ve gariblerin mallarını çeşitli hilelere başvurarak ellerinden alıyorlardı. Ayrıca sâhip oldukları pekçok nimetin şükrünü yapmayıp, nankörlük ediyorlardı. Allahü teâlâ onlara, doğru yola dâvet etmek için Şuayb aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi. Şeayb aleyhisselâm onlara nasihatlerde bulunup, Allahü teâlâya şirk koşmamalarını ve yanlızca o&#8217;na ibâdet etmelerini, alış-verişte, ölçü ve tartıda haksızlık ve hile yapmamalarını, yeryüzünde bozgunculuk yapmamalarını söyledi. Kötülüklere devâm ettikleri takdirde azâba uğrayacaklarını, vazgeçtikleri takdirde mükâfâta kavuşacaklarını söyledi. Fakat azgın Medyen kavmi, Şuayb aleyhisselâmın sözlerini dinlemeyip, ona karşı çıktılar. Ona inananları tehdit ettiler. Şuayb aleyhisselâm, bütün sıkıntı, eziyet ve horlamalara rağmen, Medyenlileri doğru yola dâvete devâm etti. İbret olarak isyânları sebebiyle helâk edilen Nûh aleyhisselâmın gönderildiği kavmin, Hûd kavminin, Lût kavminin başına gelen azapları ve helâk olmalarını anlattı. İnkârdan vazgeçip imân etmelerini, mağfiret dilemelerini, aksi hâlde kendilerinin de isyân edip, helâk olan kavimler gibi azâba düşeceklerini ve helâk olacaklarını aöık bir lisanla anlattı. Onun peygamberliği Şam&#8217;a kadar duyulmuştu. Pekçok kimse gelerek Şuayb aleyhisselâma imân etmekle şereflendiler. Fakat Medyenliler yolda durup, Şuayb aleyhisselâma gelenlere mâni olmaya çalıştılar. Şuayb aleyhisselâmı ve ona inananları kendi sapık dinlerine dönmedikleri takdirde yurtlarından çıkaracaklarını söyleyip, tehdit ettiler. Şuayb aleyhisselâm azgın Medyen halkının, bütün nasihatlerine rağmen imâna gelmelerinden ümit kesince, onları Allahü teâlâya havâle etti. Şuayb aleyhisselâm Allahü teâlâya; &#8221;Yâ Rabbi! Bizimle kavmimiz arasında hak ile hüküm ver. Sen hükmedicilerin hayırlısısın.&#8221; diye duâ etti.<br />
Azgınlıklarına ve inananlara karşı düşmanlıklarına devâm eden Medyen halkı üzerine, Allahü teâlâ azâp gönderdi. Cebrâil aleyhisselâmın bir sayhası ve bir zelzeleyle onların hepsini helâk etti. Hepsi yok oldular. Sanki onlar o beldede yaşamaışlardı. Şuayb aleyhisselâm ve ona inananlar kurtulup Medyen&#8217;e yakın bir yerde, yeşillik, ağaçlık ve bolluk içinde bir şehir olan Eyke&#8217;ye giderek, oradaki insanlara doğru yolu göstermekle vazifelendirildi. Medyen halkının bütün husûsiyetlerini taşıyan Eyke halkı, parayı tartı ile alırlar, kenarlarından kırptıktan sonra, tâne ile verirlerdi. Alış-verişlerinde karşı tarafdakine muhakkak zarar verirler ve onu aldatırlardı. alırken ucuz ve fazla fazla alırlar, satarken pahalı ve eksik verirlerdi. Yolcuları soyarlar, putlara taparlardı. Şuayb aleyhisselâma inanmak için gelenleri vaz geçirmek için çalışırlar, Şuayb aleyhisselâma yalancı derlerdi. İstekleri olmazsa, tehditte bulunup, eziyet ederlerdi. Şuayb aleyhisselâm Eyke halkını Allahü teâlâya imân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Eyke halkı Şuayb aleyhisselâmdan mûcize istediler. Şuayb aleyhisselâm çevredeki putlara hitâp edip; &#8221;Rabbiniz kimdir? Ben kimim? Söyleyin!&#8221; dedi. Taş ve ağaçtan yapılmış cansız birer varlık olan putlar dile gelip; &#8221;Rabbimiz ve yaratıcımız Allahü teâlÂdır. Yâ Şuayb! sen ise Allahü teâlânın peygamberisin!&#8221; dediler ve kâidelerinden yere düşüp paramparça oldular. Bir mûcize karşısında bâzı kimseler imâna geldi. İnanmayanlar da azgınlıklarını daha da arttırdılar. Şuayb aleyhisselâm son defâ ikâz edip, puta tapmaktan vaz geçmelerini, Allah&#8217;a imân etmelerini ölçü ve tartıda adâletli olmalarını ve her türlü zulümden vazgeçip, kurtulmalarını söylediyse de inkâr edip inanmadılar. Alay ettiler, yalancısın, sihirbazsın, büyülenmişsin dediler. İmân etmeyeceklerini açıkca söyleyip; &#8221;Eğer sen doğru sözlüysen, bize gökten azap indir.&#8221; dediler. Şuayb aleyhisselâm bu azgın kavmi Allahü teâlâya havâle etti. Allahü teâla onlara isyanları sebebiyle şiddetli bir azap göndererek hepsini helâk ettiler. Önce ortalığı kasıp kavuran şiddetli bir sıcaklığa tutuldular. sular fokur fokur kaynadı. Susuzluktan kıvranıyorlar sıcak suları içtikçe içleri yanıyordu. Çâresizlikten gölge ve içecek su arıyorlar, bir tarafdan bir tarafa koşuyorlardı. Bu hâl yedi gün devâm etti. Sekizinci gün ufukta koyu gölgeli siyah bir bulut çıkıp yükseldi. Bunu gören Eykeliler serinlemek için koşup hepsi bulutun altında toplandılar. Onlar bulutun altına toplanır toplanmaz buluttan üzerlerine şiddetli bir ateş yağmaya başladı ve hepsi ateş altında helâk olup, gittiler. Eykelilerin helâl edildiği bugün, Kur&#8217;ân-ı kerimde (gölge günü) olarak bildirilmekte ve meâlen şöyle buyurulmaktadır: &#8221;O gölge (zılle) gününün azâbı onları yakalıyıverdi. Gerçekten o azap büyük bir günah azâbı idi.&#8221; (Şuarâ sûresi:189) Şuayb aleyhisselâm, Eyke ahâlisinin helâk olmasından sonra, inananlarla birlikte Medyen&#8217;e gidip yerleşti. İnananlardan birinin kızıyla evlendi. İki kızı oldu. Kızlar büyüdü. Kendisi iyice yaşlandı. Allah korkusundan çok göz yaşı döktü. Gözleri zayıfladı, vücudu kuvvetten düştü. bu sırada Mısır&#8217;dan çıkıp Medyen&#8217;e gelen Mûsâ aleyhisselâm, kuyu başında koyunlarını sulamak için bekleyen Şuayb aleyhisselâmın kızlarına yardım ederek, koyunlarını suladı. Şuayb aleyhisselâm ücret vermek için onu evine dâvet etti. Onu emin güvenilir bir kimse olarak görüp, koyunlarına çoban tuttu. Sekiz sene koyunlarını gütmesi şartıyla kızlarından birini ona nikâhladı. Mûsâ aleyhisselâm orada on sene kaldı. Çocukları oldu. Daha sonra Mısır&#8217;a göç etti. Sıhhati düzelip gözleri açılan Şuayb aleyhisselâm, her sene Medyen&#8217;den Mısır&#8217;a giderek kızı va damâdını ziyâret etti. Bir müddet sonra da orada vefât etti. Vefâtından 300 yaşında olduğu rivâyet edilmiştir.<br />
Şuayb aleyhisselâm çok namaz kılardı. Tevrât&#8217;ta ismi Mikâil olarak bildirilmiştir. Kur&#8217;ân-ı kerimde A&#8217;râf, Şuarâ, Hûd ve Ankebût sûrelerinde Şuayb aleyhisselâm, Medyen ve Eyke kavimleri hakkında âyet-i kerimeler mevcuttur. Şuayb aleyhisselâmın altı çeşit mûcizesi vardır. </p>
<p>Mûcizeleri:</p>
<p>1-Hazret-i Şuayb&#8217;ın duâsı bereketiyle, koyunlardan doğmuş siyah kuzuların hepsi beyaz olmuştur.<br />
2- Hazret-i Şuayb&#8217;ın duâsı bereketiyle taşlar toprak olmuştu. Şöyle ki: Medyen kasabası dağlık, taşlık bir yer olduğundan: &#8221;Hak peygamber iseniz, duâ ediniz, şu daplar kalkıp, yerimiz geniş olsun.&#8221; diye teklif etmişlerdi. Şuayb aleyhisselâm duâ edince, cenâb-ı hak duâsını kabul edip, elini o dağ ve taşlar üzerine koy, diye emreyledi. Elini koyunca hepsi toprak oluverdi.<br />
3-Şuayb aleyhisselâmın duâsı bereketiyle Medyen&#8217;de bâzı taşlar koyun olmuştur. Şöyle ki, kendilerinin hiç koyunu olmadığı için kavmi, bizim koyunlarımızı elimizden almak için Şuayb buraya gelmiştir diye söz etmişlerdi. Hazret-i Şuayb bunu işitince, çok üzülüp, kendinin de koyunu olması için cenâb-ı hakka duâ eyledi. Cenâb-ı Hak duâsını kabul edip, orada bulunan taşlara eliyle işâret etmesini emreyledi. Hazret-i Şuayb işâret ettiği anda o taşlar koyun oluverdi. Bu sûretle koyunları kavminin koyunundan birkaç misli fazla oldu. O koyunları sekiz, yâhut on sene hazret-i Mûsâ&#8217;ya güttürüp, kızını da ona verdiği meşhurdur.<br />
4-Hazret-i Şuayb, bir yerin taşları etrâfında dönünce, o taşlar hemen bakır olup, ahâli bununla pek zengin olmuştur<br />
5- Hazret-i Şuayb&#8217;ın duâsı bereketiyle kum tepeleri yerinden kalkmıştır.<br />
6-Hazret-i Şuayb, bir dağa çıkmak istediği zaman, dağ âdeta devenin oturup kalktığı gibi, Şuayb aleyhisselâm çıkıncaya kadar küçülür, çıktıktan sonra evvelki hâli gibi büyük bir dağ olurdu.</p>
<p>alıntı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/hz-suayb/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Eyyub</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/hz-eyyub/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/hz-eyyub/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 12:41:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[çok merhametliydi]]></category>
		<category><![CDATA[cömerd]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyub]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyûb aleyhisselâm]]></category>
		<category><![CDATA[güzel huylu]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2712</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Eyyub kimdir? Hz. Eyyub hayatı? Hz. Eyyub peygamberimiz hakkında detaylıbilgileri sitemize aktardık buyrun www.turbanliyiz.com ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Eyyub kimdir? Hz. Eyyub hayatı? Hz. Eyyub peygamberimiz hakkında detaylıbilgileri sitemize aktardık buyrun www.turbanliyiz.com </p>
<p>Hz. Eyyub (a.s) </p>
<p>Hz. Ibrahim soyundan gelen bir peygamber.<br />
Eyyûb (a.s.)&#8217;dan Kur&#8217;an&#8217;da dört yerde bahsedilir ve sabir örnegi olarak takdim edilir (en-Nisâ, 4/163; el-En&#8217;âm, 6/84; el-Enbiyâ, 21/83; Sâd, 38/41). Tevrat&#8217;ta da &#8220;Eyûb&#8221; adiyla müstakil bir kitap, Hz. Eyyûb&#8217;un kissasina tahsis edilmistir.<span id="more-2712"></span><br />
Islâm kaynaklarina göre Havrân bölgesinde yasayan ve çok zengin olup, sayisiz mali-mülkü, birçok oglu kizi bulunan Eyyûb (a.s.), kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmistir. Sabah-aksam ümmeti ve Allah&#8217;a ibâdetle mesgul olan Hz. Eyyûb, Rabbinin bir imtihânina mârûz kalmis, bütün servetini, çocuklarini kaybettigi gibi seytanin kendisine musallat olmasi neticesinde kalbi ve dili hâriç bütün vücudunda çibanlar çikmis, iltihapli yaralar açilmis, yaralarina kurtlar dolmus ve vücudu bozulup kokmaya baslamisti. Bu durumda kocasina hizmete sebât eden esi &#8220;Rahmet&#8221; hariç hiç kimse onun yanina yanasmadigindan cemiyetten çekilmek mecburiyetinde kalmis, fakat hiçbir zaman sabrini ve Cenâb-i Hakk&#8217;a bagliligini kaybetmemistir. Farkli rivâyetlere göre 3, 7, 13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sikintili dönemden sonra sabriyla imtihâni kazanan Eyyûb (a.s.) Cenâb-i Hakk&#8217;in lütfu ve emriyle ayagini yere vurmus, fiskiran su kaynagindan yikanip içerek eski sihhati ve güzelligine kavusmustur. Ayrica kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da ihsân edilmistir.<br />
Genellikle kabul edildigine göre bu imtihana ugradigi sirada yetmis yasinda olan Hz. Eyyûb, sifâ bulduktan sonra yirmi yil daha yasamis, diger bazi rivâyetlere göre ise hastaligindan önceki kadar daha ömür sürmüstür. Kendisinden sonra Bisr adindaki bir oglu, kavmine peygamberlik yapmistir.</p>
<p>Kaynak2 :<br />
Belâlara sabrı ile meşhurdur.<br />
EYYÛB ALEYHİSSELÂM<br />
İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden.Hazret-i İshâk&#8217;ın oğlu Iys&#8217;ın neslindendir.Kendisine yedi kişi îmân etti.Yüzkırk sene yaşadı.Sabrı ile insanlık tarihinde darbımeselle anılan Eyyûb aleyhisselâm,Kur&#8217;ân-ı kerîmde zikredilmiştir.</p>
<p>Eyyûb aleyhisselâmın çok mal ve serveti ile oğlu vardı.Sürü sürü hayvanları,bağları ve bahçeleri bulunuyordu.Şam civarında Beseniyye mevkiindeki çiftliklerinde binlerce insan çalışırdı.Fakat servetinin çokluğu onu Allah yolundan alıkoymadı.Eyyûb aleyhisselâm Şam civarında yaşayan insanlara peygamber olarak gönderildi.Onları Allahü teâlâya îmân ve ibadet etmeye çağırdı.Bu uğurda pek çok zahmet çekti.Sonra malı,evladı ve bedeni ile imtihan edildi.Eyyûb aleyhisselâm çok büyük sıkıntılara göğüs gerdi.Sabrı,kullukta kusur etmeyip şikâyette bulunmayışı ve başka güzel vasıfları ile ibadet ehline ve akıl sahiplerine örnek oldu.</p>
<p>Allahü teâlâ hazret-i Eyyûb&#8217;u imtihan etmeyi murâd etti.Onun malarını çeşitli vesilelerle elinden aldı.Koyunları sel,ekinleri ise rüzgar ile telef oldu.Şeytan çoban suretinde ağlayarak Eyyûb aleyhisselâmın yanına geldi.O sırada insanlara vaaz nasihatte bulunan Eyyûb aleyhisselâma mallarının ve servetinin telef olduğunu söyledi.Hezret-i Eyyûb bu heber kerşısında hiç şikayette bulunmayarak Allahü teâlâya hamd ve şükürde bulundu ve &#8220;Üzülme! Omalı mülkü bana Rabbim vermişti.Şimdi de aldı.Çünkü sahibi O&#8217;dur.&#8221; dedi.Bu sözleri ve hareketi karşısında şeytan perişan olup,geri gitti.</p>
<p>Sonra Allahü teâlâ Eyyûb aleyhisselâmın,hocaları ile ders okuyan çocuklarının da zelzeleyle ruhlarını aldı.Bu defa hoca şekline giren şeytan feryâd ve figân ederek Eyyûb aleyhisselâmın yanına geldi;&#8221;Ey Eyyûb!Allahü teâlâ evini zelzele ile yıktı.Çocukların öldü.Her biri parça parça oldular.&#8221; dedi.Çocuklarına olan şefkatından dolayı gözlerinden yaşlar gelen Eyyûb aleyhisselâm sabır ve tevekkül ederek,Allahü teâlâya teslimiyetini bildirdi.Şeytana da:&#8221;Ey mel&#8217;ûn!Sen İblissin.Beni Rabbime isyana teşvik etmek istiyorsun.Şunu bil ki,evladım bir emanet idi.Rabbime niçin inciniyim.Rabbime hamd ederim.&#8221; buyurdu.Bundan sonra Allahü teâlâ Eyyûb aleyhisselâmın vücuduna hastalık verdi.Hazret-i Eyyûb&#8217;un hastalığı gün geçtikçe şiddetlendi.Akrabaları,komşuları ve başkaları yanına uğramaz oldu.Yalnız hanımı Rahîme Hatûn onu terk etmedi.Ona hizmetine devam edip,ihtiyaç için neyi varsa sarf etti.Hazret-i Eyyûb bu halinde de şikâyet ve feryâdda bulunmayıp,hamd etti ve sabır gösterdi.Bu defa şeytan Eyyûb aleyhisselâmın bulunduğu şehir halkına vesvese vererek;&#8221; Onun hastalığı size geçer,onu şehrinizden çıkarın.&#8221; dedi.Şehir halkı Eyyûb aleyhisselâmı ve hanımı Rahîme&#8217;yi şehirden dışarı çıkardılar.Rahîme Hâtun şehrin dışında bir yerde hazret-i Eyyûb&#8217;a hizmete devam etti.Hazret-i Eyyûb,yedi yıl dert ve bela içinde kaldı.Hâlinden hiç şikâyet etmedi.Şeytan,bu defa insan suretinde Rahîme Hâtunun karşısına çıkıp onu Eyyûb aleyhisselâmın hizmetinden alıkoymaya çalıştı.Ona;&#8221; Kendine yazık ediyorsun.Hastalığı sana geçer.&#8221; dedi.Rahîme Hâtun ise,şeytana;&#8221; Onun üzerimdeki hakkı çoktur,ödeyemem.Nîmet ve rahat vaktinde onunla yaşadım.Bu hastalık hâlinde onu bırakamam.&#8221; dedi.Dönüşte,onları hazret-i Eyyûb&#8217;a anlattı.Eyyûb aleyhisselâm da onun iblîs yani şeytan olduğunu ve onun vesvesesinden sakınmasını söyledi.Şeytan daha sonra da Rahîme Hâtunun karşısına çıkarak,vesvese vermeye çalıştıysa da aldırış etmedi.</p>
<p>Hazret-i Eyyûb&#8217;un hastalığı gittikçe şiddetlendi.Onun bu hâli beden,kalp ve lisanıyla yaptığı kulluk ve peygamberlik vazifelerini iyice zorlaştırdı.O zaman Allahü teâlâya duâ ve niyazda bulundu:&#8221; Bana gerçekten hastalık isabet etti.Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.&#8221; dedi.Allahü teâlâ onun duâ ve niyâzını kabûl etti.Birgün Eyyûb aleyhisselâmın hanımı Rahîme Hâtun yiyecek aramaya çıkmıştı.İkindi vakti Allahü teâlânın lütuf ve müjdesi ulaştı.Cebrâil aleyhisselâm gelerek Allahü teâlâdan;Ey Eyyûb!Belâ verdim sabrettin.Şimdi ben sihhat ve nîmet vereceğim.&#8221; haberini getirdi.Allahü teâlâ;&#8221;(Ey Eyyûb!) Ayağını yere vur.Çıkan sudan gusleyle ve soğuğundan iç.&#8221; (Sâd sûresi:42) buyurdu.Bu emr-i ilâhî üzerine Eyyûb aleyhisselâm ayağını yere vurdu.Biri sıcak,biri soğuk,iki pınar fışkırdı.Sıcak sudan gusl edince bedenindeki,soğuk sudan içince içindeki hastalıklardan kurtuldu ve sıhhate kavuştu.Kuvveti geri geldi.Taze bir genç oldu.Elinden alınmış olan mallarını Allahü teâlâ geri iâde etti.Çok sayıda evlâd ihsân etti veya bir rivâyette ölmüş olan oğullarını diriltti.Yüz çeviren dostları kendisine muhabbetle yöneldiler.</p>
<p>Eyyûb aleyhisselâmın hastalığı afiyet haline dönüşünce,o gece seher vaktinde bir âh eyledi.Sebebini sorduklarında;&#8221; Her gece seher vaktinde <Ey bizim hastamız nasılsın?> diye ses duyardım.Şimdi o vakit geldi; <Ey sihhatli kulumuz nasılsın?> sesini duyamadım.Onun için ağlıyorum.&#8221; buyurdu.</p>
<p>Eyyûb aleyhisselâm ömrünün sonunda en olgun evladı olan Havmel&#8217;i vâsi tâyin etti.Tehiz ve tekfin işlerini ona ısmarladı.Yüzkırk sene ömür sürdükten sonra vefât etti.Bişr isimli bir oğlunun peygamberliğinde ihtilâf olunmuştur.Onun yaşıyla ilgili başka rivâyetler de vardır.Hazret-i Eyyûb&#8217;un kabri Şam&#8217;da Beseniyye denilen yerdedir.</p>
<p>Mucizeleri:Eyyûb aleyhisselâm Allahü teâlânın emirlerini tebliğ ederken biçok mûcizeler gösterdi.Bunlardan bazıları şöyledir.</p>
<p>1.Eyyûb aleyhisselâmın duâsı bereketi ile koyunların yünleri ibrişim olurdu.<br />
2.Eyyûb aleyhisselâm kavminin hâkimini îmâna dâvet ettiği vakit o da;&#8221; Evimdeki direklerin kalkarak havada durmasını senden mûcize olarak isterim.&#8221; demişti.Hazret-i Eyyûb duâ etti.Nihayet evin direkleri düştü ve ev havada kaldı.Hâkim bu mûcizeyi gördüğü hâlde îmân etmedi.<br />
3. Eyyûb aleyhisselâmın duâsıyla çöldeki seraplar ve dumanlar su olurdu.</p>
<p>Eyyûb aleyhisselâm güzel huylu,cömerd ve çok merhametliydi.Fakirlere,misafirlere,yetimlere çok yerdım ederdi.Bedenine,<br />
malına ve evlâdına gelen musibetlere sabredip ilahî takdire rızâ gösterirdi.Bundan dolayı insanlık tarihinde, &#8220;Eyyûb aleyhisselâmın sabrı gibi&#8221; darbımeseliyle anıldı.Allahü teâlâ onu bu güzel vasıfları sebebiyle Kur&#8217;ân-ı kerîmde şöyle mehd ü senâ buyurdu:&#8221; Biz onu (belâlara) hakikaten sabırlı bulduk.O ne güzel kuldu.Şüphe yok ki o tamamen Allah&#8217;a dönen (bir zât) idi.&#8221; (Sâd sûresi:44) Eyyûb aleyhisselâmla ilgili olarak Kur&#8217;ân-ı kerîmin En&#8217;âm,Nısâ,Sâd ve Enbiyâ sûrelerinde bilgi verilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/hz-eyyub/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>eşarp baglama şekilleri</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/esarp-baglama-sekilleri/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/esarp-baglama-sekilleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 11:17:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serxun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşarp Bağlama Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[baglama]]></category>
		<category><![CDATA[esarp]]></category>
		<category><![CDATA[şekilleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2709</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://guzelkadinlar.mevsimlergibi.com/wp-content/uploads/2009/05/basortusu-turban-basortusu-esarp-baglama-sekilleri-turban-basortusu-susleme-baglama-modelleri.jpg" border="0" alt="" width="457" height="477" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/esarp-baglama-sekilleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>eşarp örnekleri</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/esarp-ornekleri/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/esarp-ornekleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 11:16:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serxun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşarp Bağlama Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[esarp]]></category>
		<category><![CDATA[örneklerı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2707</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img488.imageshack.us/img488/5614/poumhe5.png" border="0" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/esarp-ornekleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>eşarp baglama</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/esarp-baglama-4/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/esarp-baglama-4/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 11:15:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serxun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşarp Bağlama Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[baglama]]></category>
		<category><![CDATA[esarp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2705</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img404.imageshack.us/img404/6669/beril4knj5.jpg" border="0" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/esarp-baglama-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Yusuf</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/hz-yusuf/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/hz-yusuf/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 10:43:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz yusuf peygamberler tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[hz yusufun hayati]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler tarihi hz yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf peygamberin hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf | hz yusuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2700</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Yusuf kimdir? Hz. Yusuf hayatı? Hz. Yusuf peygamberimiz hakkında detaylı bilgileri sitemize aktardık buyrun]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Yusuf kimdir? Hz. Yusuf hayatı? Hz. Yusuf peygamberimiz hakkında detaylı bilgileri sitemize aktardık buyrun Hz. Yusuf</p>
<p>Kurân&#8217;da adı geçen Beni İsrail peygamberlerinden biri.<br />
Hz. Yûsuf Kurân&#8217;da adi geçen peygamberlerden birisi olup, Yakub Peygamberin oğludur. Nesebi Hz. İbrahim&#8217;e kadar varır (Kamil Miras, Tecrit Tercümesi, IX, 139).<span id="more-2700"></span><br />
Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de kendi adını taşıyan bir sûre vardır. Tamamı 111 âyet olan bu sûrenin 98 âyeti (4-101) Hz. Yûsuf&#8217;tan bahseder. Bu âyetlerde anlatıldığına göre Hz. Yûsuf&#8217;un hayat hikâyesi özetle şöyledir:<br />
Hz. Yûsuf&#8217;un on bir tane erkek kardeşi vardı. Yûsuf fevkalâde güzel ve son derece zekî idi. Babaları Hz. Yakub en çok Yûsuf&#8217;u seviyordu. Bu sevgiyi ağabeyleri kıskanıyorlardı.<br />
Yûsuf (a.s) bir gece rüyasında on bir yıldızın, Güneş ve ayin kendisine secde ettiklerini gördü. Bu rüyayı babasına anlattı. Babası rüyanın, Hz. Yûsuf&#8217;un büyük bir adam olacağına işaret olduğunu anladı ve Yûsuf&#8217;a rüyasını ağabeylerine anlatmamasını tembihledi. Ancak, ağabeyleri bundan haberdar oldular ve Yûsuf&#8217;u öldürüp bir yere atmayı plânladılar. Babalarından izin alarak, gezip eğlenmek bahanesiyle Yûsuf&#8217;u alıp kırlara,götürdüler. Onu bir kuyuya attılar, gömleğini da kana bulayarak, &#8220;Yûsuf&#8217;u kurt kaptı&#8221; diye babalarına yalan söylediler.<br />
Kuyunun yanından geçmekten olan bir kafile Yûsuf&#8217;u buldu ve köle olarak satmak üzere alıp, Mısır&#8217;a götürdüler. Orada az bir fiyatla onu Azîz (maliye bakanı)&#8217;e sattılar.<br />
Azz&#8217;in hanımı Yûsuf&#8217;a göz koydu. Onu kendisiyle beraber olmaya çagırdı. Yûsuf (a.s) bunu kabul etmeyince, ona iftira edip kocasına şikayet etti ve hapse attırdı.<br />
Hz. Yûsuf senelerce hapiste kaldı. Orada hükümdarın şerbetçisi ve aşçısı ile tanıştı. Onların gördükleri rüyaların yorumunu yaptı. Birisinin, kurtulup efendisinin hizmetine devam edeceğini, diğerinin ise öldüreceğini söyledi. Sonunda dediği çıktı. Hz. Yûsuf, kurtulana, kendisini efendisinin yanında anmasını istedi.<br />
Hükümdar bir gece rüyasında yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak gördü. Bu rüyanın yorumunu yaptırmak istedi. Hz. Yûsuf&#8217;un rüya yorumu yaptığını örgendi ve onu hapisten çıkarıp, rüyasını anlattı. Hz. Yûsuf, yedi sene bolluk olacağını, peşinden gelen yedi senenin ise kıtlıkla geçeceğini söyledi. Bunun üzerine hükümdar, Hz. Yûsuf&#8217;u maliye bakanlığına getirdi. Yûsuf (a.s) bolluk yıllarında bütün ambarları zahire ile doldurttu; kıtlık yılları gelince bu zahireyi halka dağıtmaya başladı. Ayni kıtlık, Hz. Yûsuf un babasının memleketi olan Ken&#8217;an diyarında da yaşandı.<br />
Yûsuf (a.s)&#8217;un kardeşleri de zahire almak için iki kez Ken&#8217;an ilinden Mısır&#8217;a geldi. Sonunda Yûsuf (a.s) kardeşlerine kendini tanıttı ve onları affettiğini belirterek, &#8220;Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar, o merhametlilerin merhametlisidir&#8221; (Yûsuf, 92) dedi. Yûsuf (a.s), babası, annesi ve kardeşlerinin tamamını Mısır&#8217;a davet etti.<br />
Ailesi Mısır&#8217;a vardığında Yûsuf (a.s) anne ve babasını tahta oturttu; diğer on bir kardeşi ise Hz. Yûsuf&#8217;un önünde eğildiler. O zaman Yûsuf (a.s);<br />
&#8220;Babacığım, işte bu vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim, bana pek çok iyiliklerde bulundu. Doğrusu Rabbim, dilediğine lütufkârdır. O şüphesiz, bilendir, hâkimdir.&#8221; (Yûsuf,100) dedi. Bu şekilde İsrail oğulları, Filistin&#8217;den Mısır&#8217;a gelip yerleşmiş oldu. Bir süre sonra Yakub (a.s) vefat etti. Yûsuf (a.s), Allah Teâlâ&#8217;ya söyle münacatta bulundu:<br />
&#8220;Rabbim, bana hükümdarlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı! Dünya ve âhirette koruyanım sensin! Benim canımı, Müslüman olarak al! Ve beni iyilere kat!&#8221; (Yûsuf, 101).<br />
Yûsuf (a.s)&#8217;un hayat hikayesi Kur&#8217;ânı Kerîm&#8217;de &#8220;Ahsenü&#8217;l-Kasas, Kıssaların en güzeli&#8221; ünvanını aldı. Pek çok olayları içeren bu hayat hikâyesi için Allah Teâlâ söyle buyurdu:<br />
&#8221; Ândolsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice ibretler vardır.&#8221; (Yûsuf, 7).<br />
Yûsuf (a.s)&#8217;un defnedildiği yer, rivâyetlere göre, İbrahim (a.s)&#8217;in medfun bulunduğu Kudüs yakınlarında Halilü&#8217;r-Rahman kasabasındadır.</p>
<p>Kaynak2:</p>
<p>Köle olarak satıldı. Sabretti, sultan oldu.<br />
YÛSUF ALEYHİSSELÂM<br />
Mısır ahâlisine gönderilen peygamber. Yâkûb aleyhisselâmın oğludur. Annesinin ismi Râhil&#8217;dir. İsrâiloğullarından (Yâkûb aleyhisselâmın neslinden) gönderilen ilk peygamberdir. Küçük yaştayken annesi vefât eden Yûsuf aleyhisselâmı ve küçük kardeşi Bünyâmin&#8217;i babaları olan Yâkub aleyhisselâm şefkâtle bakıp büyütüyordu. Çünkü onlar anne şefkatinden mahrum kalmışlardı. Annesinin vefâtından sonra Yûsuf aleyhisselâm halasının yanında kaldı. Halasının vefâtından sonra tekrar babasının yanına döndü. Yi rüyâsında gördü. Bu rüyâsını babasına anlattı. Oğlu Yûsuf&#8217;un anlattıklarını dinleyen Yâkub aleyhisselâm onâkub aleyhisselâmın diğer hanımlarından olan Rabil, Şem&#8217;un, Lâvi, Yehûda, İsâhar, Zablun, Dân, Neftâli, Câd ve Âşir adlı oğulları Yûsuf ve kardeşi Bünyamin&#8217;i babalarının daha çok sevmesini kıskanıyorlardı. Yûsuf aleyhisselâm yedi veya on iki yaşlarındayken on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettiklerin bir yıldızın diğer oğulları güneşin kendisi, ayın da hanımı olduğu şeklinde tâbir etti. İleride hazret-i Yûsuf&#8217;un büyük nimetlere kavuşacağını ve ona peygamberlik verileceğini anladı. Bu rüyâyı duydukları takdirde kardeşlerinin kendisini daha çok kıskanacaklarını ve şeytanın vesvesiyle ona bir kötülük yapabileceklerini düşünerek rüyâsını kardeşlerine anlatmamasını hazret-i Yûsuf&#8217;a söyledi. Yâkub aleyhisselâmın oğlu hazret-i Yûsuf&#8217;u kendilerinden daha çok sevmesi sebebiyle kıskançlıkları iyice artan diğer oğulları toplanıp aralarında konuştular. Yûsuf&#8217;u babalarından uzaklaştırmaya karar verdiler. Bunun için de iki yol düşündüler. &#8221;Ya öldürürüz veya onu babamıza ulaşamayacağı bir yere bırakırız. Böylece babamızın sevgisini kendimize çekeriz.&#8221; dediler. İçlerinden biri (Rabil veya Yehûda); &#8221;Eğer benim sözümü tutarsanız, Yûsuf&#8217;u öldürmeyin. Onu büyük bir kuyunun dibine bırakın ki, oraya uğrayan yolculardan biri çıkarıp başka bir yere götürür. Böylece Yûsuf babamızdan uzaklaştırılmış olur.&#8221; dedi. Diğerleri de bu görüşü benimseyip hazret-i Yûsuf&#8217;u kuyuya atmaya karar verdiler..<br />
Ertesi gün hep birlikte Yâkub aleyhisselâma giden oğulları koyunlarını otlatmak için kıra gideceklerini, kardeşleri Yûsuf&#8217;u da çok sevdikleri için, yanlarında götürmek istediklerini söylediler. Kardeşlerinin Yûsuf&#8217;a birşey yapacaklarından çekinen Yâkub aleyhisselâm:&#8221;Onu götürmeniz beni mahzûn eder, siz ondan habersizken onu kurt yemesinden korkarım.&#8221; dedi. Oğulları babalarına karşı yemin ederek; &#8221;Biz kuvvetli bir toplulukken, onu kurt yerse âciz ve güçsüz kimseler olmuş oluruz.&#8221; diyerek hile ile hazret-i Yûsuf&#8217;u babalarından aldılar. Yâkup aleyhisselâm oğullarının ısrârı ve hazret-i Yûsuf&#8217;un da onlarla gitmek istemesi karşısında takdire râzı oldu. Kardeşleri babalarından uzaklaşınca Yûsuf&#8217;a eziyet etmeye başladılar. Bir müddet sonra atmayı kararlaştırdıkları kuyunun başına vardılar. Kardeşleri Yûsuf aleyhisselâmın elbiselerini soydular. İpe bağlayıp kuyuya sarkıttılar. Kuyunun yarısına kadar varınca da ipi kestiler. Yûsuf aleyhisselâm suyun içine düştüğü sırada şu duâyı okudu: &#8221;Ey gâib olmayan şâhit! Ey uzak olmayan Karib! Ey mağlup olmayan Gâlip! Beni bu musibetten kurtar. Bunun için bana bir çıkış yolu nasip et!&#8221; Yûsuf aleyhisselâm kuyuda duâ edip Allahü teâlâyı zikretmeye başladı. Yûsuf aleyhisselâmın zikrini duyan melekler onun etrâfına toplanıp, teselli ettiler. Cebrâil aleyhisselâm da gelip ona arkadaşlık etti. Yûsuf aleyhisselâmın kardeşleri de, onun sırtından çıkardıkları gömleği kestikleri bir hayvanın kanına buladılar ve babaları Yâkub aleyhisselâma götürdüler. &#8221;Ey bizim babamız, hakikaten biz gittik. Yarış edecektik. Yûsuf&#8217;u da eşyâlarımızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş.&#8221; dediler. Kesmiş oldukları hayvanın kanına buladıkları gömleği getirdiler. Yâkub aleyhisselâm onların yalan söylediklerini anlayarak; &#8221;Hayır nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen sabr-ı cemildir. Sizin bu yaptıklarınız üzerine sabrımla Allahü teâlâdan yardım isterim.&#8221; dedi. Yûsuf aleyhisselâmın kana bulanmış gömleğini yüzüne gözüne sürdü. Gömleğin hiç yırtılmamış olduğunu görüp; &#8221;O kurdun Yûsuf&#8217;uma karşı şefkati sizden fazlaymış. Vallâhi bugüne kadar bu kurt gibi yumuşak huylusunu görmedim. Oğlumu yemiş de, sırtındaki gömleğini bile yırtmamış.&#8221; dedi ve takdire râzı olup sabr-ı cemilin kendisi için en güzel yol olduğunu söyledi. Yûsuf aleyhisselâm kuyuya atıldıktan bir müddet sonra Medyen&#8217;den gelip Mısır&#8217;a gitmekte olan bir kervan kuyunun yanında konakladı. Su almak için vazifeli bir kişi kovasını kuyuya saldığı zaman Yûsuf aleyhisselâm kovaya sarıldı. Kova yukarı çekilince Yûsuf aleyhisselâm da kovayla berâber dışarıya çıktı. Kovayı çeken kişi güzel yüzlü bir çocuğunda kovanın ipine tutunup çıktığını görünce şaşırdı. Onu yanına alıp, kâfidekilere götürdü. Böylece Yûsuf aleyhisselâm kuyudan çıkıp kurtuldu. Bu sırada hazret-i Yûsuf&#8217;u kuyuya atan kardeşlerinden biri ona yiyecek vermek üzere attıkları kuyunun yanına gelmişti. Onun kervancılar tarafından kuyudan çıkarılmış olduğunu görünce diğer kardeşlerine haber verdi. Kervancıların yanına gelen kardeşleri; &#8221;Bu bizim kölemizdi, kaçtı. İsterseniz onu satın alıp başka bir memlekete götürün.&#8221; dediler. Yûsuf aleyhisselâma da; &#8221;Bizi yalancı çıkarma, seni öldürürüz.&#8221; diye korkuttular.Kervancılar paralarını mala yatırdıklarını, yanlarında bulunan birkaç dirhemi verebileceklerini söylediler. Asıl maksatları Yûsuf aleyhisselâmı satmak olmayıp, babalarından uzaklaştırmak olan kardeşleri, kervancıların verdiği birkaç dirheme râzı olup onu sattılar.<br />
Kervancılar hazret-i Yûsuf&#8217;u Mısır&#8217;a götürüp pazara çıkardılar. birçok kimse onu satın almak isteyince fiyatı yükseldi. O sırada Mısır Azizi, yâni Mâliye Nâzırı (Bakanı) olan Kıtfir( veya İzfir) Yûsuf aleyhisselâmı kervancılardan çok yüksek bir fiyata satın aldı. Eve varınca da hanımına, ona iyi muâmele etmesini ileride kendilerine faydalı olabileceğini söyledi. Yûsuf aleyhisselâmı satın alan Mısır Azizi&#8217;in hanımı Zelihâ (veya Züleyha) idi ve çocukları olmamıştı. Bu yüzden Aziz, Yûsuf aleyhisselâmı evlâd edinmeyi düşündü. Yûsuf aleyhisselâm Aziz&#8217;in evinde gâyet rahattı. Aziz&#8217;in hanımı genç ve güzel bir kadındı. Aziz ise, ınnin, yâni iktidarsız idi. Yûsuf aleyhisselâm ise, akıllara durgunluk verecek derecede güzeldi. Yüzünde parlayan nübüvvet (peygamberlik) nûru herkesi hayran bırakırdı. Bu hal Züleyhâ&#8217;nın ona âşık olmasına sebep oldu. Yûsuf aleyhisselâma karşı süslenip onu kendine çekmek için çalıştı. Fakat Yûsuf aleyhisselâm Allahü teâlânın yardımıyla ona hiç itimar etmedi. Züleyhâ sonunda kapıları kapadı ve ondan murâd almak istedi. Yûsuf aleyhisselâm: &#8221;Efendim (Kıtfir) iyi bakman için beni sana bıraktı. Bunun karşılığında onun haremine hıyânet etmekten Allah&#8217;a sığınırım.&#8221; dedi. Yûsuf aleyhisselâmın kendisine itibar etmediğini gören Züleyhâ ona iftira etti. Züleyhâ&#8217;nın Yûsuf aleyhisselâma yaptıkları bir müddet sonra Mısır ahâlisi tarafından duyuldu. Haber sarayda vazifeli kimselerin hanımları tarafından da duyulunca, kadınlar: &#8221;Züleyhâ, Ken&#8217;anlı kölesi Yûsuf&#8217;un nefsinden murâd almak istiyormuş. O gencin sevgisi onun yüreğine işlemiş, onu deli etmiş. Azizin hanımı olduğu halde, Züleyhâ&#8217;nın bir köleye gönül vermesini açık bir hatâ olarak görüyoruz.&#8221; dediler. Züleyhâ Mısırlı kadınların kendisi hakkındaki sözlerini işitti. O kadınların da Yûsuf aleyhisselâmı görmesi için bir ziyâfet tertip etti. Kendisini ayıplayan kadınlarla berâber şehir eşrâfından kırk kadar hanımı dâvet etti Onlar için bıçakla kesilerek yenecek yiyecekler de hazırlattı. MisÂfirler gelip kendileri için hazırlanan yemekleri yemeye başladılar. Züleyhâ, başka bir odada bulunan Yûsuf aleyhisselâmın kadınlara görünmesini istedi. Yûsuf aleyhisselâm Züleyhâ&#8217;dan çekindiği için, emrine karşı gelmeyip kadınlara göründü. Kadınlar Yûsuf aleyhisselâmı görünce cemâlinin heybetinden yüzünün güzelliğinden kendilerini unuttular. Meyve yerine hiç acı duymadan ellerini kestiler. Onun güzelliğini ve cemâlinin heybetini hiçbir insanda görmemişlerdi. Böylece, onun melek olmedığını bildikleri halde; &#8221;Bu bir melektir.&#8221; demekten kendilerini alamadılar. Onların bu hâlini seyreden Züleyhâ; &#8221;İşte gördünüz mü? Siz benden daha çok kınanmaya, ayıplanmaya lâyıksınız. Çünkü onu bir defâ görmekle kendinizi kaybedip ellerinizi kestiğinizin bile farkında olmadınız. Ben ise, uzun zamandır onunla birlikteyim. Fakat hiç bir vakit sizin bu hâlinize düşüp, hayranlığımdan dolayı kendimden geçmedim. Şimdi gördüğünüzü önceden görseydiniz, beni kınamazdınız.&#8221; dedi. Sonra da onlara; &#8221;Duyduğunuz gibi ben ondan bu iş için talepte bulundum. O ise, bu husustaki teklifimi kabul etmedi. Eğer ona emrettiğim şeyi yapmazsa muhakkak zindanlarda sürünür.&#8221; dedi. Misâfir gelen kadınlar Yûsuf aleyhisselâmın etrâfına toplanıp; &#8221;Azizin hanımının emrine karşı gelmen sana bir fayda getirmez.&#8221; diye Züleyhâ&#8217;nın arzusuna uymaya teşvik ettiler. Yûsuf aleyhisselâm kadınların fuhşu güzel gösteren hileleri ve sözleri karşısında Allahü teâlâya sığınıp duâ etti. Başına gelen bu musibetten korunmasını niyâz etti:<br />
Ey Rabbim! Zindan bana bu (Mısırlı) kadınların beni dâvet ettikleri şeyden daha sevimlidir.Eğer sen onların hilelerini benden çevirmezsen (beni ismet üzere sâbit kılmak sûretiyle korumazsan, ben ihtiyâri olmayan tabii bir meyl ile) onlara meyleder, böylece sefihler zümresine dâhil olurum. Bunu üzerine Rabbi onun duâsını kabul etti. Kadınların hilelerini, şerlerini ondan çevirdi. Çünkü O (Allahü teâlâ, kendine tazarrû ve ilticâ edenlerin duâlarını) işitici ve (hallerini) bilicidir. (Yûsuf sûresi:33) Züleyhâ&#8217;nın kocası Aziz, Yûsuf aleyhisselâmın yapılan soruşturma neticesinde suçsuzluğunu anlamış olduğu için herhangi bir cezâ vermeye lüzum görmemişti. Fakat yayılan dedikoduları kesmek i.in ve Züleyhâ&#8217;nın baskılarına boyun eğerek Yûsuf aleyhisselâmın hapsedilmesine karar verdi. Böylece hazret-i Yûsuf zindana atıldı. Uzun zaman zindanda kaldı. Zindanda ne kadar kaldığı kesin olarak bilinmemektedir. Yûsuf aleyhisselâmla birlikte Mısır Firavununun ekmekçisi ve şerbetçisi de hapishânedeydiler. Yûsuf aleyhisselâm zindandayken hastaları ziyâret eder, geceleri dâima namaz kılar, Rabbini zikrederdi. Kendisine Allahü teâlâ rüya tâbiri ilmini öğretti. Yûsuf aleyhisselâm Firavun&#8217;un ekmekçisi ve şerbetçisinin görmüş oldukları rüyâyı tâbir etti. Birisi rüyâsında üzüm sıktığını, diğeri de başının üzerinde ekmek taşıdığını ve bu ekmekten kuşların yediğini görmüştü. Yûsuf aleyhisselâm rüyâsında üzüm sıkanın serbest bırakılacağını, ekmek taşıyanın ise idâm edileceğini söyledi. O kimselerin rüyâları, yorumladığı gibi çıktı. Şerbetçi serbest bırakılıp eski vazifesine döndü, ekmekçi de asıldı ve başının etini kuşlar yedi. Yûsuf aleyhisselâm zindandayken Mısır hükümdarı bir rüyâ görmüştü. Dehşetle uykusundan uyanıp; &#8221;Ben rüyâmda yedi semiz ineğin yedi zayıf ineği yediğini ve yedi yeşil başak, yedi de kurumuş başak gördüm. Ey ileri gelenler, eğer rüyâ tâbiri biliyorsanız, bu rüyâmı yorumlayın.&#8221; dedi. Onlar &#8221;Biz böyle rüyâların yorumunu bilmeyiz.&#8221; dediler Bu sırada daha önce Yûsuf aleyhisselâm ile zindanda kalan şerbetçi kendi rüyâsını tâbir ettirdiğini hatırlayarak; &#8221;Ben bu rüyânın yorumunu yaptıracağım. Beni Yûsuf&#8217;un (aleyhisselâm) bulunduğu zindana götürüp onunla görüştürün&#8221; dedi. Şerbetçiyi Yûsuf aleyhisselâmın yanına götürdüler. O da Mısır hükümdârının rüyâsını anlatıp yorumunu istedi. Allahü teâlâ Yûsuf aleyhisselâma zindandayken peygamberlik emrini bildirdi. Yûsuf aleyhisselâm Mısır hükümdârının rüyâsını tâbir etmeden önce Allahü teâlânın peygamberi olduğunu söyleyip, mûcize gösterdi. Gelecek yemekler daha gelmeden önce cinsini ve tadını haber verdi. Peygamber âilesinden geldiğini, baba ve dedelerinin peygamber olduğunu bildirdi. Zindandayken insanları tevhid inancına dâvet etmeye başladı. Zindandakilere; &#8221;Ey zindan arkadaşlarım! Çok sayıdaki putlarınız mı hayırlı, yoksa (zâtında ve sıfatlarında) tek ve her şeye galip olan Allahü teâlâ mı?&#8221; dedi. Arkadaşlarına tevhid inancını, inanmanın gerekli olduğunu ve hak dinin emir ve yasaklarını anlattı.<br />
Yûsuf aleyhisselâm hükümdarın rüyâsını yorumlayıp; &#8221;Yedi sene bolluk, sonra yedi sene kıtlık olacak. bollukta saklayın, kıtlıkta bunları yersiniz.&#8221; buyurdu. Hükümdar, tâbiri duyunca Yûsuf aleyhisselâmı istedi. Yûsuf aleyhisselâm Mısır hükümdârının elçisine; &#8221;Efendine dön de ellerini kesen o kadınların zoru (hâli) neydi? kendisine sor. Benim Rabbim onların hilelerinin ne olduğunu (ne söylediklerini, ne yaptıklarını) elbette bilir.&#8221; dedi. Elçi, hükümdarın yanına dönüp Yûsuf aleyhisselâmın isteğini arz etti. Meseleyi araştıran hükümdar, o kadınları yanına getirtip; &#8221;Yûsuf&#8221;un nefsinden murâd almak istediğiniz vakit ne halde idiniz? Onu Züleyhâ&#8217;nın emrine itâat etmeye teşvik ederken size karşı bir meylini hissettiniz mi? kendisinde bir kötülük, şüphe götürür bir hareket gördiniz mü?&#8221; dedi. Kadınlar &#8221;Hâşâ! Biz onun hiçbir kötü hâline, hiçbir günahına muttali olmadık.&#8221; dediler. O mecliste bulunan Azizin hanımı Züleyhâ da ; &#8221;Şimdi hak (doğru) ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murâd almak istemiştim. O ise şüphesiz doğru söyleyenlerdendir.&#8221; dedi. Böylece Yûsuf aleyhisselâmın suçsuzluğu ve senelerdir zindanda suçsuz olarak kalmış olduğu ortaya çıktı. Mısır hükümdârı Yûsuf aleyhisselâma tekrar elçi gönderip; Onu bana getirin, kendisini has müsteşâr edinip işlerimi ona bırakayım.&#8221; dedi. Hükümdârın dâvetini kabul eden Yûsuf aleyhisselâm zindandan çıktı. Zindanın kapısına da; &#8221;Burası belâ, musibet ve hüzün evi, dirilerin kabri, düşmanların sevinç, dostların recrübe yeridir.&#8221; diye yazdı. Yûsuf aleyhisselâm hükümdârın sarayına varınca, hükümdâr ona çok iltifatta bulundu. Hükümdâr görmüş olduğu rüyâ ile ilgili ne gibi tedbirler alınması gerektiğini sordu. Yûsuf aleyhisselâm; &#8221;Bolluk senelerinde çok ekip, ekinleri sapları ile berâber, başaklarıyla ambarlara koymalısın. Bu şekilde ekinler bozulmadan kalır, hem de saplar hayvanlarınız için yem olur. Halka da, ekinlerinden ihtiyaçları kadarını yemelerini, geriye kalanını saklayıp korumalarını emretmelisin. Bu yiyecekler kıtlık senelerinde sizin ve çevredeki insanların ihtiyaçlarını karşılayacaktır.&#8221; dedi. Yûsuf aleyhisselâmın tavsiyeleri çok hoşuna giden hükümdâr; &#8221;Bu işleri yapmakta bana kim yardım eder?&#8221; dedi. Yûsuf aleyhisselâm ona; &#8221;Arzın (Mısır&#8217;ın) hazinelerinin idâre işini bana bırak. Ben onu korumaya muktedirim. Tasarruf yollarını bilirim, bu işi ben yaparım.&#8221; buyurdu. Yûsuf aleyhisselâmın teklifinden bir sene sonra Mısır Azizi (Mâliye Nâzırı) öldü. Hükümdar hazret-i Yûsuf&#8217;u onun yerine Mâliye Nâzırı yaptı. Mücevherlerle süslü taht ve tâclarla birlikte hazinelerin anahtarlarını ona teslim etti. Hükümdar bütün yetkilerini de ona verdi. Memleketin her tarafında Yûsuf aleyhisselâmın emri geçer oldu. Yûsuf aleyhisselâm, Azizin ölümünden sonra sarayı terk edip perişân hâle gelen ve Allahü teâlâya imân etmiş olan Züleyhâ&#8217;yı Allahü teâlânın emriyle kendine nikâhlayıp onunla evlendi. Yûsuf aleyhisselâm Züleyhâ&#8217;ya: &#8221;Bu senin istemiş olduğundan hayırlı değil mi?&#8221; dedi. Züleyhâ da ona: &#8221;Ey Sıddik! Beni kınama. Bildiğin gibi ben, mal, mülk, güzellik gibi dünyâ nimetlerine sâhip bir kadındım. Ancak kocam kadınlara yaklaşmaktan mahrumdu. Sen de benim gördüğüm en güzel kimseydin.&#8221; diye cevap verdi. Yûsuf aleyhisselâmın Züleyhâ&#8217;dan iki oğlu ile Rahmet adında bir kızı oldu. Yûsuf aleyhisselâm yetkileri eline alınca kıtlık senelerinin geleceğini düşünerek gerekli tedbirleri aldı. Gerekli gıdâ stoklarını yaptırdı. Bu stoklar için büyük depolar yaptırıp topladığı yiyecekleri buralarda depoladı. İnsanlara da çok iyilik ve ihsânlarda bulundu. Yedi sene olan bolluk seneleri geçip, peşinde bütün şiddetiyle kıtlık başgösterdi. Kıtlığın ilk senesinde insanlar hazırladıkları yiyecekleri bitirdiler. Yûsuf aleyhisselâmdan para ile yiyecek satın almaya başladılar. </p>
<p>Yûsuf aleyhisselâm kim olursa olsun, kimseyi kayırmadan yiyecek almaya gelene bir deve yükünden fazla yiyecek vermezdi. Bu hususta adâletten asla ayrılmazdı. Mısır hükümdarı ve pek çok kimse onun adâleti ve güzel huyları sebebiyle Allahü teâlâya inanmışlardı. Mısır&#8217;dan ve çevre ülkelerden olan insanlar akın akın gelip Yûsuf aleyhisselâmdan yiyecek alıyorlardı. Babası Yâkub aleyhisselâmın ve kardeşlerinin yaşadığı Ken&#8217;an diyârında da kıtlık baş gösterdiğinden Yâkup aleyhisselâm, Yûsuf aleyhisselâmın anne-baba bir kardeşi olan Bünyamin hâricindeki on oğlunu Mısır&#8217;a erzak almak üzere gönderdi. Yâkub aleyhisselâmın oğulları Mısır&#8217;a varınca hazret-i Yûsuf onları tanıdı. Onlar ise, hazret-i Yûsuf&#8217;u tanıyamadılar. Fakat, hazret-i Yûsuf onların kim olduklarını,nereden geldiklerini sordu. Onlar dediler ki: &#8221;Biz Ken&#8217;an vilâyetindeniz. İhtiyar bir babanın on evlâdıyız. Babamiziı ismi Yâkub&#8217;dur. Beldemizde kıtlık var. Babamız bizi buraya erzak almaya gönderdi.&#8221; dediler. Yûsuf aleyhisselâm; &#8221;Şimdi babanız nerede ve kiminle berâberdir?&#8221; deyince, onlar da; &#8221;Ken&#8217;an ilinde bizim en küçük kardeşimizle berâber kaldı. Babamızın küçük kardeşimizle aynı anadan olan çok sevdiği bir oğlu daha vardı. Kırda telef oldu. Onun derdinden Bünyamin adındaki küçük oğlunu yanından hiç ayırmaz. Oğlu Yûsuf&#8217;a üzüntüsünden dolayı gözleri görmez oldu.&#8221; dediler. Yûsuf aleyhisselâm her bir kardeşi için birer deve yükü erzak hazırlattı. Onlardan almış olduğu paralarını da gizlice tekrar yüklerinin içine bıraktırdı. Gelecek sefere diğer kardeşlerini de getirmelerini istedi. Getirmedikleri takdirde erzak vermeyeceğini bildirdi. Yâkup aleyhisselâmın oğulları Mısır&#8217;a varınca babalarına, Mısır Mâliye Nâzırı tarafından büyük ihsân ve iltifat gördüklerini anlattılar. Mısır Mâliye Nâzırının bir daha Mısır&#8217;a gittiklerinde kardeşleri Bünyamin&#8217;i de getirmelerini istediğini, aksi hâlde erzak vermeyeceğini söylediğini bildirdiler. Yâkup aleyhisselâm Bünyamin&#8217;i göndermek istemedi. Yüklerini açtıkları zaman da paralarının ihsân olarak yüklerinin içine konulduğunu gördüler. Bunun üzerine babalarına; &#8221;Ey babamız! daha ne istiyoruz, işte sermâyemiz de bize iâde edilmiş. Biz onunla tekrar âilemize zahire getiririz. Kardeşimizi de koruruz. Kardeşimizi götürmekle bir deve yükü zahire de fazla alırız. Bu seferki aldığımız zahire az bir ölçektir, bizi idâre etmez.&#8221; dediler.Bünyamin&#8217;i getireceklerine dâir söz aldıktan sonra onlarla birlikte tekrar Mısır&#8217;a gönderdi. Onlara da; &#8221;Daha önce Yûsuf&#8217;a olanı biliyorsunuz. Fakat Allahü teâlâ en iyi koruyucudur. Merhametlilerin en merhametlisidir.&#8221; dedi. Yâkub aleyhisselâmın oğulları ikinci defâ Mısır&#8217;a gittiler. Bünyamin&#8217;i Yûsuf aleyhisselâmın yanına getirdiler. Yûsuf aleyhisselâm kardeşlerine ikram ve ihsânlarda bulundu. Diğer kardeşlerinden ayrı olduğu sırada kardeşi Bünyamin&#8217;e kendisini tanıttı. Bir tedbirle onu göndermeyeceğini bildirdi. Her bir kardeşi için bir deve yükü erzak hazırlattı. Kardeşi Bünyamin&#8217;in yükünün içine Mısır hükümdârının altından yapılmış su tasını koydurdu. Yâkub aleyhisselâmın oğullarının yükleri hazırlanıp yola çıkacakları sırada saraydan bir vazifeli gelerek; &#8221;Ey kâfile ehli! Durun! Muhakkak siz hırsızlarsınız.&#8221; dedi. Yûsuf aleyhisselâmın kardeşleri geri dönerek; &#8221;Ne kayboldu. Aradığınız nedir? diye sordular. Vazifeli; &#8221;Hükümdârın tası kayboldu. Onu getirene bir deve yükü zahire var. Ben de buna kefilim.&#8221; dedi. Yûsuf aleyhisselâmın kardeşleri; &#8221;Vallahi muhakkak siz de bilirsiniz ki, biz buraya fesâd çıkarmak için gelmedik. Biz hırsız da değiliz.&#8221; dediler. Yâkup aleyhisselâmın oğulları; &#8221;Su kabının çalanın cezâsı kimin yükünde bulunursa, çalan kimse, mal sâhibinin kölesi olur. Biz hırsızlık yapanları böyle cezâlandırırız.&#8221; dediler. Saray vazifelileri Yâkup aleyhisselâmın oğullarının yüklerini aradılar. Su tası en son aradıkları Bünyamin&#8217;in yükünde çıktı. Bunun üzerine Yâkub aleyhisselâmın bildirdiği dinin hükümlerine göre Bünyamin Mısır&#8217;da alıkonuldu. Yâkub aleyhisselâmın oğulları:<br />
&#8221;Ey Aziz! Hakikat, onun (Bünyamin&#8217;in) ihtiyar ve çok muhterem bir babası var. Kaybolan kardeşimizin acısını onunla unutur. Onu bizden çok sever. Onun yerine birimizi alıp onu serbest bırak. Biz muhakkak seni ihsân edenlerden görüyoruz. Bu ihsânını tamamla.&#8221; dediler. Yûsuf aleyhisselâm: &#8221;Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allahü teâlâya sığınırız. Çünkü bu takdirde (dininize uygun olarak verdiğiniz fetvâya göre) biz de elbette zâlimlerden oluruz.&#8221; dedi. Yâkub aleyhisselâmın büyük oğlu ve Şem&#8217;un da, babam bana izin verinceye kadar gelmem, deyip Mısır&#8217;dan ayrılıp unutarak ve sıkılarak babalarına geldiler; &#8221; Ey babamız! Muhakkakki oğlun Bünyâmin hırsızlık yaptı. Biz ancak gördüğümüze şâhitlik ederiz. Su kabını Bünyamin&#8217;in yükünden çıktığını gördük. Biz gaybı, yâni onun gerçekten çaldı mı, yoksa onun haberi olmadan eşyâsı arasına mı kondu? bilmeyiz. Eğer bize inanmazsan içinde bulunduğumuz (kendisinde döndüğümüz) şehre (Mısır halkına) da aralarında geldiğimiz kervana da sor. Biz hakikatten doğru söyleyicileriz.&#8221; dediler. Yâkub aleyhisselâm bu habere çok üzülüp, anlatınlara inanmadı. Fakat; &#8221; artık bana düşen sabr-ı cemildir. Umulurki Allahü teâlâ oğullarımı bana getire. Şüphesiz Allahü teâlâ Alimdir, Hakimdir. &#8221; dedi. Allahü teâlânın kendisine bu sıkıntıdan yakında kurtaracağına inanan Yâkub aleyhisselâm son derece üzüntülü ve kederli olmasına rağmen, hâlini Allahü teâlâdan başkasına arz etmedi. Başına gelen musibetlere rağmen, dâimâ sabırlı oldu. Bir gün oğullarına kavuşacağını ümit eden Yâkub aleyhisselâm; &#8221;Ey oğullarım! Mısır&#8217;a gidin, Yûsuf ile kardeşlerinden haber sorun. Allahü teâlânın fadl ve ihsânından ümit kesmeyin. Çünkü hakikat, kâfirler gürûhundan başkası Allahü teâlânın fadl ve rahmetinden ümit kesmez. &#8221; dedi. Yâhub aleyhisselâmın oğulları babalarının tavsiyesi üzerine üçüncü defâ Mısır&#8217;a geldiler. Yûsuf aleyhisselâmın huzûruna varıp; &#8221;Ey Aziz! bize ve âilemize darlık, kıtlık, fakirlik ve açlık isâbet etti. Çok az ve ehemmiyetsiz bir sermâye ile geldik. Bize daha önce tam bedelle verdiğin gibi tam ölçek ver. Sermâyemizden eksik olan bu miktara karşılık olan zahireyi vermekle veya kardeşimizi iâde etmek sûretiyle hakkımızda ayrıca tasaddukta bulun. Zirâ Allahü teâlâ sadaka verenleri mükâfatlandırır. Yûsuf aleyhisselâm onlara: &#8221;Siz sonunun nereye varacağını bilmeden Yûsuf&#8217;a ve kardeşine yaptığınız işin kötülüğünü anlayıp ondan tövbe ettiniz mi?&#8221; dedi. Bu sözler üzerine onlar bu kimsenin, kardeşleri Yûsuf olabileceğini düşündüler. Ona Yûsuf olup olmadığını sordular. Onların yalvarışlarını, çâresiz kaldıklarını görünce, kalbi inceldi. Merhametinden dolatı, kendisinin kardeşleri Yûsuf olduğunu açıkladı. Kardeşleri; &#8221;Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?&#8221; dediler. Yûsuf aleyhisselâm; &#8221;Evet, ben Yûsuf&#8217;um ve bu kardeşim Bünyamin&#8217;dir. Allahü teâlâ birbirimize kavuşturmakla bize ihsânda bulundu.&#8221; dedi. Kardeşleri Yûsuf aleyhisselâmın üstünlüğü ve ona yaptıklarından dolayı günâhkar olduklarını kabul ettiler. Yûsuf aleyhisselâm onlara; &#8221;Bugön size bir kınama ve ayıplama yoktur.&#8221; dedi.<br />
Kardeşlerine çok izzet ve ikrâmda bulundu. Babası Yâkub aleyhisselâmın hâlini, kendisinin yokluğundan sonra ne durumda olduğunu sordu. Onlar da; &#8221;Senin için çok üzüldü, ağladı. Bu sebeple gözleri görmez oldu.&#8221; dediler. Bunun üzerine Yûsuf aleyhisselâm gömleğini çıkarıp onlara verdi ve; &#8221;Şu gömleğimi babama götürün ve yüzüne sürsün. O artık rahatlık görmeye başlar. Sonra bütün âilenizi bana getirin.&#8221; dedi. Yûsuf aleyhisselâm kardeşlerinin yol hazırlıklarını yaptırdı. Babası Yâkub aleyhisselâma verilmek üzere bütün hânedânı ve akrâbası ile birlikte Mısır&#8217;a gelmelerini isteyen bir mektup da verdi. Yâkub aleyhisselâm, oğulları Mısır&#8217;dan yola çıktıktan sonra oğlu hazret-i Yûsuf&#8217;un kokusunu aldığını söyledi. Fakat yanındakiler, Yûsuf aleyhisselâma duyduğu aşırı muhabbetten dolayı böyle bir koku duyduğunu zannedebileceğini söylediler. Nihâyet Yâkub aleyhisselâmın oğulları Ken&#8217;an diyârına yaklaşınca, onlardan birisi müjdeci olarak gelip Yûsuf aleyhisselâmın gömleğini babasına verdi. Yâkub aleyhisselâm gömleği alıp yüzüne, gözüne sürdü. Gözleri açılıverdi. Yâkub aleyhisselâm, bütün oğulları ve akrâbasıyla birlikte Ken&#8217;an diyârında Mısır&#8217;a gitmek üzere yola çıktı. Yûsuf aleyhisselâm Mısır hükümdârı ve halkıyla birlikte Yâkub aleyhisselâmı ve berâberindekileri karşıladı. Babasını sarayına götürdü. Babasını ve üvey annesini tahtının üzerine çıkarıp oturttu. Hepsi (babsı, üvey annesi ve kardeşleri ona kavuştukları için) secde (şükür secdesi) ettiler. Yûsuf aleyhisselâm babasına; &#8221;Ey babam! İşte bu evvelce gördüğüm rüyânın tevili (yorumu) dur. Hakikaten Rabbim o rüyâyı tahakkuk ettirdi. Beni zindandan çıkarıp mülk ihsân etti. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını (hased ile) açtıktan sonra, Allahü teâlâ sizi çölden (Ken&#8217;an diyârından) getirdi. Muhakkak ki, Rabbim dilediği şeyleri hakkıyla bilen herşeyi hikmetinin icâb ettirği vakit ve şekilde yapan odur.&#8221; dedi. Kardeşlerini affettiğini bildirdi. Yâkub aleyhisselâm Yûsuf aleyhisselâmla birlikte on seneden fazla yaşadıktan sonra vefât etti. Vasiyeti üzerine Kudüs yakınlarındaki Halilürrâhman denilen yere defnedildi. Yûsuf aleyhisselâm kendi mahallesine defnetmek istiyordu. İş kavgaya kadar vardı. Sonunda mermer bir sandukaya koyup Nil Nehri kıyısına (veya Nil Nehrinin ortasına) defnetmekte anlaştılar. Bir rivâyete göre ondan dört yüz sene sonra, gelen Mûsâ aleyhisselâm kabrini bulup, mübârek cesedini oradan alarak Yâkub aleyhisselâmın da medfûn bulunduğu Halilürrahmân&#8217;da defnedildi. Yûsuf aleyhisselâmın güzelliği fevkalâdeydi. Âdem aleyhisselâma çok benzerdi. Mısır sokaklarında gezerken yüzünün pırıltısı güneş ışıklarının yansıması gibi duvarlara aksederdi. Bir kimse onun yüzüne bakmak isterse hemen gözlerini çevirmek zorunda kalırdı. Bütün bunlara rağmen Yûsuf aleyhisselâma güzelliklerinden sâdece bir parça verilmişti. Muhammed aleyhisselâma ise tamâmı verilmişti. Eshâb-ı kirâm peygamber efendimize, siz mi güzeldiniz, Yûsuf aleyhisselâm mı güzeldi? diye sorunca peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; &#8221;Kardeşim Yûsuf benden sabih (güzel), ben ondan melihim (sevimliyim). O&#8217;nun görünen güzelliği benim görünen güzelliğimden çoktur.&#8221; buyurdu. Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) görünmeyen güzelliği gösterilseydi, kimse bakmaya tâkat getiremezdi. Eshâb-ı kirâmın gençleri, hazret-i Âişe vâlidemizden peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) güzelliğini sorduklarında hazret-i Âişe şu şiiri söylemiştir.<br />
Ve lev semia ehlü Mısre evsâfe haddihi,<br />
Lemâ bezelû fi sevmi Yûsüfe min nakdin.<br />
Levima Zelihâ lev reeyne cebinehû,<br />
Le âserne bilkat&#8217;il kulûbi alel eydi.<br />
Mısırdakiler, onun yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı, Yûsuf aleyhisselâmın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Yâni, bütün mallarını, onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zelihâ&#8217;yı kötüleyen kadınlar, onun parlak alnını görselerdi, ellerinin yerine kalplerini keserlerdi (de acısını duymazlardı) . Yûsuf aleyhisselâm güzel ahlâk sâhibi olup, Mısır Azizinin hakkını gözeterek Züleyhâ&#8217;nın tekliflerini reddetti ve iyilik gördüğü kimseye ihânet etmedi. Hiçbir menfâat ve zarar onun doğruyu söylemesine mâni olamadı. Allahü teâlâ onu Kur&#8217;ân-ı kerimde &#8221;Sıddik= Çok doğru sözlü&#8221; olarak mehd etti. Kendisine hıyânet ve zulmedenleri affediciydi. İnsanların rüyâlarını doğru olarak tâbir ederdi. İnsanlara hizmet eder ve onların ihtiyaçlarını tedârik ederdi. Yûsuf aleyhisselâm iffet sâhibi, olup iffetini korumakta gayretliydi. Mısır kadınları ile arasında geçen hâdise meşhurdur.</p>
<p>Mûcizeleri:</p>
<p>1- Hazret-i Yûsuf&#8217;un konuşması pek şirin, çok tatlı olduğu için, herkesin kalbi ona meylederdi. Onun tatlı sözleri karşısında imân eden pekçoktu. </p>
<p>2-Hazret-i Yûsuf&#8217;un yüzü güneş gibi nûrluydu. Hâtta bir kimse yüzüne bakmak istese, hemen gözlerini çevirmeye mecbur olurdu. Bu nûrun tesiriyle, yâni başkasına sirâyetiyle huzûruna getirilen âmânın hemen gözleri görmeye başlamıştı. </p>
<p>3- Yûsuf aleyhisselâmın duâsı bereketiyle ağaçların yapraklarından güzel kumaş olmuştu. Huzûruna bir büyük kişi gelmiş, şu gördüğümüz ağaçların yaprakları birbiriyle birleşip güzel kumaş olsun, diye mûcize teklifinde bulunmuştu. Hazret-i Yûsuf öyle duâ edince, kıymet biçilmez bir kumaş olmuştur.<br />
Yûsuf aleyhisselâm hayâtı, başından geçenler ve hikmetleri Kur&#8217;ân-ı kerimde Ahsen-ül-Kasas (kıssaların en güzeli) diye medh edilen Yûsuf sûresinde bildirilmiştir. Bu sûrede Yûsuf aleyhisselâmın başına gelenlerle, kavuştuğu ihsânlardan bahsedilir. Hasedin noksanlık ve Allahü teâlânın yardımından mahrum kalmaya, sabrın ise sıkıntı ve gamlardan kurtulmaya sebep olduğu; Yâkub aleyhisselâmın sabrettiği için maksâdına kavuştuğu; Yûsuf aleyhisselâmın sabrı ve doğruluğu anlatılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/hz-yusuf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Sâlih</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/hz-salih/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/hz-salih/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 10:41:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hz salih mucizeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz.salih]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyete gore hz salih]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[salih]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi | hz salih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2698</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Sâlih kimdir? Hz. Sâlih ? Hz. Sâlihpeygamberimiz hakkında ayrıntılı bilgileri sitemizden bulabilirsiniz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Sâlih kimdir? Hz. Sâlih ? Hz. Sâlihpeygamberimiz hakkında ayrıntılı bilgileri sitemizden bulabilirsiniz Hz. Salih (a.s)</p>
<p>Sâlih Peygamber Semud kavmine gönderilen peygamber olup Nuh aleyhisselamin ogullarindan Sam&#8217;in neslinden olup Hz.Âdem&#8217;in 19. kusaktan torunudur. Âd kavmi helâk olduktan sonra felaketten kurtulanlardan Semud, Sam ile Hicaz arasindaki Hicr denilen yere yerlesti. Semud&#8217;un torunlari Ad&#8217;in helâk oldugu yere gidip yerlestiler.Reisleri de Cenda bin Amr isminde birisi idi. Zamanla bolluga kavusup Ad kavmi gibi azdilar. Taslardan yaptiklari putlara taptilar.<span id="more-2698"></span> Iste bu diyarda Hz. Sâlih dogup büyüdü. Kücük yastan itibaren putlara tapmazdi, ve ileride kendisinin Semûd&#8217;e lâzim olabilecegi icin ona kimse birsey diyemezdi. Azginliklarindan dolayi Allahü Teâlâ onlara Sâlih aleyhisselami peygamber olarak gönderdi : « Biz Semûd kavmine kardesleri Salih&#8217;i (gönderdik) » . Hz.Sâlih onlari putlara tapmaktan men&#8217;edip azginliklarindan sakindirdi. Onlari imâna davet edip Hz. Nuh&#8217;un dinini teblig etti. Bircok kavim gibi Semud&#8217;un cogu Sâlih peygambere isyan, azi imân etti : «Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmis birisin! Sen de ancak bizim gibi bir insansin » . Bütün hakaretlere ragmen Hz.Sâlih onlari tatli dille imâna cagirdi ise de Semud peygamberini büyülenmis yalanci ve büyüklenen diye itham etmeyi birakmadi. Yüce Allah taskinliklarindan dolayi Semud&#8217;un kadinlarini kisir birakti. Agaclar kuruyup meyve vermedi, hayvanlar yavrulamaz oldu. Bu durum karsisinda Sâlih âleyhisselama hâkâret edip onu ölümle tehdit ettiler. Peygamberliginin kaniti icin ondan bir mucize isteyip, mucize gösterdigi takdirce ona inanacaklarina söz verdiler. Kayadan bir deve meydana gelmesini istediler. Deve olmasini istedikleri kaya büyüyüp gebe bir deve sekline döndü. Deve&#8217;nin yavrulamasi üzerine bazilari imân etti. Devenin memesinden akan sütten Semudlular kaplarini doldurdular. Sâlih aleyhisselam devenin kayadan cikmasi üzerine kavmine: « Ey kâvmim, Allah&#8217;a kulluk ediniz! O Allah ki, sizin icin O&#8217;ndan baska ibâdet edecek hic bir ilâh yoktur. Onu kendi hâline birakiniz! Sakin ona bir fenalik etmeyiniz! Sonra sizi cok elemli bir azap yakalar. Iste su deve peygamberligimin dogruluguna bir delildir. Bu kuyunun suyunu nöbetle muayyen bir gün devenin icme hakki vardir. Muayyen bir gün de sizin icme hakkiniz vardir. Sakin bu deveye fenâlik dokundurmayiniz! Sonra sizi büyük bir günün azâbi yakalar » . Ama Semudlular bunu dinlemeyip devenin ayaklarini kesip öldürdüler: «Buna ragmen onlar deveyi kestiler; ama pisman da oldular» . Bu &#8211; igrenc &#8211; isi baslarinin Kudar bin Sâlif isimli 9 kisilik bir grup yapti . Hz.Sâlih ile alay edip:&#8217;Eger hakikaten peygamber isen bize vâd ettigin azâbi getir&#8217; dediler : « Büyüklük taslayanlar dediler ki: &#8216;Biz de sizin inandiginizi inkar edenlerdeniz. Derken o disi deveyi ayaklarini keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden disari ciktilar da: Ey Sâlih! Eger sen gercekten peygamberdensen bizi tehditettigin azabi bize getir, dediler» . Devenin bastigi yerden kan fiskirdigini, agaclarin yapraklarinin kizardigini, kuyulardaki suyun kan kirmizisi, yüzlerinin sapsari oldugunu gördüler ve birbirlerine haber verdiler. Allahü Teâlâ Sâlih âleyhisselama o beldeyi terk etmelerini ve bir siddetli azabin gelecegini vahyetmesi üzerine Hz.Sâlih ve kendisine imân eden 4000 kisi ile birlikte orayi terk ettiler. Semudlularin yüzleri ise kana boyanmis gibi kipkirmizi, daha sonra da simsiyah oldu. Cebrail aleyhisselam onlari bir sabah vakti sayha ile azablandirdi. Semud&#8217;un muhkem binalari bile kendilerini kurtarmadi ve onlar sayhanin siddetinden hepsinin ödleri patlayarak helâk oldu: «(Bu azginlara) azabim ve uyarilarim nasil oldu! Biz onlarin üzerlerine korkunc bir ses gönderdik. Hemen hayvan agilina konan kuru ot gibi oldular » . Ancak birisi sayha&#8217;dan kurtulmustu. Bunun ismi Ebû Rigâl isminde birisi idi. Ebû Rigâl Semûd&#8217;un helâk oldugu sirada Mekke-i Mükerremede Harem-Serif&#8217;de idi. Bu sebepten dolayi ona musibetten bir sey isâbet etmedi. Günlerden bir gün Harem&#8217;den ciktiginda gökten bir tas düsüp onu öldürdü. Resulallah Hicr&#8217;e ugradigi vakit buyurdu ki: « Mucize istemeyiniz. Muhakkak ki Sâlih&#8217;in kavmi mucize istedi de, Allahü Teâlâ onlara deve gönderdi. Deve bu yoldan suya gider, su taraftan giderdi. Sonra onlar, Rablerinin emrinden (hak sözden) dönüp haddi astilar. Allah&#8217;in hareminde olan bir kisi disinda (ve imân edenler müstesna) Semûd kavminden herkesi helâk eden bir sayha onlari yakalayiverdi» Bunun kim oldugu sorusuna:« Ebû Rigâl&#8217;dir. Harem&#8217;den ciktiginda isâbet eden azâb ona da isâbet etti» dedi. Sâlih peygamber bundan sonra imân edenlerle birlikte Mekke veya Sam taraflarina gitti (Elmaliya göre ise Filistine gitti) , Remle&#8217;de yerlesti. Mekke&#8217;de vefat edip Kâbe-i Muazzama yaninda defn edildi. Hz. Sâlih&#8217;in deve mucizesinden hâric baska mucizeleri sunlardi: -Sâlih peygamberin duasi üzerine- meyvesiz agaclarin meyve vermesi, tastan su cikmasi ve bir Semûd&#8217;lunun Hz.Sâlih&#8217;in cadirini yakmasi üzerine onun yanmamasi. </p>
<p>Kaynak2:</p>
<p>Semud kavmine gönderilmiştir.<br />
SÂLİH ALEYHİSSELÂM<br />
Semûd kavmine gönderilen peygamber. Hazret-i Âdem&#8217;in on dokuzuncu batından torunudur. Hûd aleyhisselâmın peygamber olarak gönderildiği Ad kavmi, isyânları sebebiyle büyük bir azaba düşüp, helâk olmuştu. İmân ettikleri için bu azabtan kurtulan insanlar ise kendilerine yeni yurtlar kurmak üzere çeşitli bölgelere dağıldılar. Bu dağılan insanlardan bir kısmı Semûd denilen kimsenin evlatlarıdır. Semûd kavmi, Şam ile Hicaz arasındaki Hicr denilen bölgede yerleşmişti. Bu sebeble &#8221;Eshâb-ül-Hicr&#8221; de denilen bu kavim, gün geçtikçe çoğalıp büyüdü. Dokuz kabileden meydana geldi. Çok çalışıp, bağlar, bahçeler yetiştirdi. Çöllerin kuru sıcağından kurtulup, dağları oyarak tepelere saraylar, ovalara köşkler kurdular. Sanatta ve servette iyice ilerlediler. Ancak, zevk ve safâya düşüp daha önce kendilerine Hûd aleyhisselâm tarafından bildirilen, hak dinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Kabile reislerinin de zulme ve haksızlığa başlamaları üzerine, gittikçe çözülen, Semûd kavmi, nihâyet ağaçtan ve taştan putlar yapıp tapmaya başladılar. Saptıkları kötü yolda sürüklenerek, tevhid esâsından, Allahü teâlâya imân etmekten tamâmen uzaklaştılar. Câhil ve azgın bir kavim oldular. Sâlih aleyhisselâm, bu kavim arasında herkesle iyi geçinen, fakirlere yardım eden, zayıfları koruyan ve üstün ahlâkıyla sevilen bir zâttı. Kırk yaşlarına geldiği sırada, Allahü teâlâ onu Semûd kavmine, doğru yolu göstermek üzere peygamber olarak gönderdi. Sâlih aleyhisselâm kavmini imâna dâvet edip, putlara tapmaktan, zulümden ve diğer bütün kötülüklerden uzak durmalarını ısrarla söyledi. Kavmine; &#8221;Gerçekten ben size gönderilen güvenilir bir peygamberim. Artık Allah&#8217;tan korkun, bana itâat edin.&#8221; diyerek dâvetini açıkladı.Sâlih aleyhisselâmın bu dâveti karşısında pek az kimse imân etti. Kavmin çoğunluğu imân etmemekte direndi. Servetlerine güvenen, zevk ve safâ içinde kendinden geçip, zulme başvuran inkârcılar, Sâlih aleyhisselâma; &#8221;Sen de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin!&#8221; diyorlar, onu, &#8221;büyülenmiş, yalancı&#8221; sayıyorlardı. Sâlih aleyhisselâm ise kavmini imâna davet etmeye devam ediyor ve şöyle diyordu:<br />
Ey Semûd kavmi! Sizin içinde bulunduğunuz bu güzel bağ ve bahçelerde, bu yemyeşil ekinler, altın başaklarla, güzel hurmalarla ve çağlayan sularla berâber ebdi olarak burada kalacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu evleri kim yaptı. Şimdi kim oturuyor, hiç düşünüyor musunuz? Bu bağların ve bahçelerin ilk sâhibleri kimlerdi, şimdi kim oturuyor? Belki onlar da sizin kendilerini burada ebedi kalacak zannediyorlardı. Fakat hepsi ölüp gittiler. Siz de gelip geçenler gibi öleceksiniz. Bunlar size kalmayacak. Âhirette, yaptıklarınızdan birer birer hesâba çekileceksiniz. Henüz fırsat eldeyken bana tâbi olun. Şunu iyi bilin ki, bugün sizi aldatıp, Allah&#8217;a isyân ettirenler, ilâhi azâbtan kendilerini de sizi de kurtaramayacaklardır. Çünkü onlar da sizin gibi âciz insanlardır.&#8221; Allahü teâlâ, Semûd kavmine isyân ve taşkınlıktan vaz geçmeleri için, kadınlarını kısır bıraktı. Ağaçlar kuruyup meyve vermedi. Semûdluların bir kuyu hâricindeki bütün suları kurudu. Sâlih aleyhisselâma kin ve öfkeyle gelen Semûdlular: &#8221;Ey Sâlih! Aramıza fesâd karıştırdın. Mallarımıza, çoluk-çocuğumuza, bize zarar verdin. Buradan çekil git. Yoksa seni öldürürüz.&#8221; dediler. Sâlih aleyhisselâm bir müddet onlardan ayrılıp tenhâ yerlere gitti. Bir müddet sonra tekrar dönüp Semûdluları imâna dâvet etti. Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselâmdan mûcize göstermesini istedi. Ancak mûcizeleri gördükleri hâlde yine imân etmediler. Yine bir gün Sâlih aleyhisselâma gelip: &#8221;Eğer doğru söylüyorsan, şu dağdaki sarp kayalardan kızıl tüylü ve doğurmak üzere olan bir dişi deve çıksın. O zaman sana imân ederiz.&#8221; dediler. Bunu istemekten maksatları akıllara durgunluk verecek, insanları şaşırtacak bir iş isteyip, yapmamasını ve mahcup olmasını düşündüler. Sâlih aleyhisselâm; &#8221;Allahü teâlâ her şeye kâdirdir, böyle bir mûcize görürseniz, dağdan akan pınar suyunun bir gün deveye, bir gün size âit olmasına râzı mısınız?&#8221; dedi. Semûd kavmi böyle bir şey olamayacağını düşünerek: &#8221;Bu şartı da kabul ediyoruz.&#8221; dediler.<br />
Sâlih aleyhisselâmın bu şarttan maksâdı; dağdan gelen pınar suyunun az olması ve zagın insanların sâhiplenmesi sebebiyle zor durumda kalan kimselere yardımcı olup, devenin hissesi olan suyu fakir ve zayıflara vermekti. Sâlih aleyhisselâm onlara; &#8221;Benimle sözleştiğinizi unutmayın, şâyet deve çıkınca ona bir zarar verirseniz ve verdiğiniz sözlerde durmazsanız acı bir azâba uğrarsınız.&#8221; dedi. Semûd kavmi; &#8221;Sen deveyi çıkar, her istediğini kabul edeceğiz. Aksine bir iş yaparsak azâbı da kabul ediyoruz.&#8221; dediler. Nihâyet devenin çıkmasını istedikleri dağın kayalıkları önünde toplanıp, beklemeye başladılar. Sâlih aleyhisselâm böyle bir mûcize vermesi için Allahü teâlâya duâ etti ve duâsı kabul oldu. Kaya yarılıp, arasından istedikleri gibi bir deve çıktı. Deve, iki yana dizilip hayret ve şaşkınlıktan donakalan Semûd kavmi arasından salına salına yürümeye başladı. Sonra da bir yavru doğurdu. Bu mûcizeyi görenlerden bir kısmı imân etti. Diğer bir kısmı ise menfaatlerinin ve zulümlerinin ortadan kalkacağını görerek bir türlü imân etmediler. Sâlih aleyhisselâm onlara sözlerinde durmalarını, aksi takdirde ağır bir azâba düşeceklerini söyledi. Fakat inad ve inkârdan vazgeçmediler. Suyun taksimi işi de kendilerine ağır gelip kendilerine göre çâreler aramaya başladılar. Mûcize olarak kayadan çıkan deve, yavrusuyla birlikte her tarafı dolaşıyor, su içme nöbeti olduğu gün de suyun başına gelip suyu tamâmen içiyordu. Su içmesi de ayrı bir mûcize olup tonlarca su içiyor, su vücûdunda kayboluyordu. Suyu içip bitirince, su çıkan yerde oturuyordu. İmân edenler, ondan bir kabiliye yetecek kadar bol süt sağıyorlar, sütten içeyor ve yiyecekler yapıyorlardı. Böylece inananların imânı kuvvetlenir, inkârcıların kinleri artardı. Bu mûcize karşısında âciz kalan Semûd kavmi deveyi öldürmeyi plânlıyordu. Nitekim, Sâlih aleyhisselâmın nasihat edip, imân etmeye çağırdığı bir sırada, onlar, su içmekte olan deveyi göstererek; &#8221;Güyâ şu deveyi öldürsek biz helâk olacakmışız! Onu öldürelim de gör!&#8221; dediler. Nihâyet çeşitli plânlar kurarak deveyi öldürdüler. Sonra da Sâlih aleyhisselâma; &#8221;İşte deveyi öldürdük. Eğer sözledişin gibi bir peygambersen sözlediğin azâbı getir.&#8221; dediler. Sâlih aleyhisselâm bu azgın kavme şefkat ve merhâmetle nasihat edip; &#8221;Ey kavmim! Nedir bu yaptığınız? Sizin için bir imtihan vesilesi olan deveyi de öldürdünüz. İnkârda ve günâhkarlıkta ısrar ettiniz. Buna rağmen tövbe kapısı açıktır. Neden azâbın gelmesini istiyorsunuz, tövbe ediniz!&#8221; dedi. Bu son dâvete de sert cevaplar veren Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselâmı, âilesini ve imân edenleride öldürmeyi plânlamaya başladılar.<br />
Sâlih aleyhisselâm bu azgın kavme şöyle dedi: &#8221;Yurdunuzda üç gün daha kalın, birinci gün yüzünüz sararacak, ikici gün kızaracak, üçüncü gün siyahlaşacak, dördüncü gün ise üzerinize azâb gelerek sizi helâk edecektir!&#8221; Sâlih aleyhisselâmın söylediği bu günler gelip çattı. Bu sırada Semûd kavmi Sâlih aleyhisselâmı ve inananları öldürme teşebbüsüne giriştiler. Onlar harekete geçmeden, Cebrâil aleyhisselâm gelip, durumu Sâlih aleyhisselâma bildirdi. Sâlih aleyhisselâm da imân edenlerle birlikte oradan uzaklaşıp gitti. Birinci günde bâzı hâller zuhûr etti. Devenin bastığı yerlerde kanfışkırdığı, ağaçların yapraklarının kızardığı, kuyu suyunun kan renginde ve insanların yüzlerinin sapsarı olduğu görüldü.İkinci gün de Semûdluların yüzleri kana boyanmış gibi kıpkırmızı oldu. Bu belirtileri gören Semûdlular azâbın geleceğini kanâat getirip feryât ettiler. Yüzlerinin siyahlaştığı üçüncü gün, evini sarıp hücum ettikleri Sâlih aleyhisselâmın, şehirden çıkıp gittiğini anladılar. O gün, gece yarısından sonra, sabaha karşı şiddetli bir sarsıntı ve dağlardan fışkıran ateş ile Semûd kavminin yurdu altüst oldu. Sayhanın (sarsıntının) şiddetinden hepsinin ödleri patladı. Hepsi helâk olup gittiler. Bundan sonra da yurtları hiç mâmur edilmedi. Sanki hiç insan yaşamamış bir yer hâlini aldı. Semûd kavmi helâk edildikten sonra Sâlih aleyhisselâm, imân edenlerle birlikte gelip, yerle bir edilen şehre ibretle bakarak; &#8221;Ey kavmim! Sizden hiçbir ücret istemeden, sizi sâdece Allahü teâlâ imân etmeye dâvet ettim ve bunu size nice nasihatlar yaptım. Fakat siz dinlemediniz. Sonra bu azâba uğradınız!&#8221; dedi.Sâlih aleyhisselâm, kavminin helâkinden sonra kendisine imân edenlerle birlikte Mekke&#8217;ye veya Şam taraflarına gitti. Remle kasabasına yerleşti. Hadramût tarafına gittiğine dâir rivâyetler de vardır. Kur&#8217;ân-ı kerimin değişik âyet-i kerimelerinde Sâlih aleyhisselâmdan ve kavminden bahsedilmekte olup, Semûd kavminin helâk edilişi meâlen şöyle bildirilmektedir. Semûd kavmine gelince: Biz onlara doğru yolu gösterdik de onlar, körlüğü (câhillik ve sapıklığı) hidâyete tercih ettiler. Bunun üzerine onları, kazandıkları (işledikleri) günâh yüzünden şiddetli azap yıldırımı yakalayıverdi. İmân edip de azâbımızdan korkanları ise kurtardık. (Fussilet sûresi: 17- 18)</p>
<p>MÛCİZELERİ:</p>
<p>1- Kayadan deve çıkartması.<br />
2- Sâlih aleyhisselâmın kavminin bulundukları yerde hamt denilen meyvesiz ağaçlardan başka ağaç yoktu. &#8221;Hak peygambersen, bu ağaçlar meyve versin!&#8221; diye kendisine mûcize teklifinde bulundular. Sâlih aleyhisselâm duâ edince, bu ağaçların hepsi çeşit çeşit meyveler verdi.<br />
3- Sâlih aleyhisselâmın duâsı bereketiyle büyük taştan su çıkmıştır.<br />
4- Sâlih aleyhisselâmın çadırına ateş tesir etmemiştir. Şöyle ki, kavmi koyuncu idi. Senenin bâzı aylarını sahralarda, yaylalarda çadır kurarak geçirirlerdi. İmân etmeyenlerden biri, gizlice Sâlih aleyhisselâmın çadırını ateşe verince, çadır yanmağa başladı. Bunun üzerine kavminden kâfir olanlar; &#8221;Hak peygamber isen, çadırındaki yangını söndür!&#8221; diye alay etmeye, eğlenmeye başladılar. Hazret-i Sâlih, yangının sönmesi için duâ edince, kendi çadırı kurtulup, ateş kâfirlerin çadırlarına geçti ve hiçbir çadır kalmayıp, içindeki eşyâlarla berâber, yanıp kül oldu.<br />
 alıntı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/hz-salih/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Lut</title>
		<link>http://www.turbanliyiz.com/hz-lut/</link>
		<comments>http://www.turbanliyiz.com/hz-lut/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 10:40:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Lut]]></category>
		<category><![CDATA[LÛT]]></category>
		<category><![CDATA[lut kavmi tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[lut kavminin hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[lut kavminin tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[lut peygamberin oykusu]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler tarihi hz lut]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi | hz lut peygamber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turbanliyiz.com/?p=2696</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Lut Kimdir? Hz. Lut hayatı? Hz. Lut peygamberimiz hakkında detaylı bilgileri sitemize aktardık ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Lut Kimdir? Hz. Lut hayatı? Hz. Lut peygamberimiz hakkında detaylı bilgileri sitemize aktardık  Hz. Lut</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerimde bildirilen peygamberlerden olan Hz. Lut, İbrahim aleyhisselamın kardeşi Haran&#8217;ın oğludur. Halilallahla birlikte Nemrut&#8217;un memleketinden hicret edip Şam&#8217;a geldikten sonra (bkz. Hz. İbrahim), Lut gölü yakınındaki Sedum şehri halkına peygamber olarak gönderildi.<span id="more-2696"></span> İnsanlara İbrahim aleyhisselamın dinini tebliğ etti.<br />
Hz. Lut ailesini toplayıp İbrahim aleyhisselamla Şam&#8217;a hicret ettikten sonra Allah tarafından Lut gölünün güney-batı tarafında bulunan Sedum şehrinin halkına peygamber olarak gönderiliyor. Bu kavim çok azgındı ve erkeklerle münâsebeti âdet haline getirerek livata fiilini isliyordu. Bu is için de bilhassa genç delikanlılar üzerinde kötü emel besliyorlardı. Hz. Lut kavmine tebliğe başladı:<br />
« (Allah&#8217;a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız ? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah&#8217;a kârşı çıkmaktan sakının ve bana itaat edin. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz ? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz ».<br />
Fakat onlar dinlemediler ve;<br />
« Ey Lut ! (bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın ! » dediler.<br />
Lut aleyhisselam onları azaptan korkuttuğu halde onlar inanmadılar ve sapıklıklarına devam ettiler ve böylece Allah&#8217;ın azabını hak ettiler.<br />
Allah&#8217;ın elçileri Cibril, Mikail ve İsrafil İbrahim aleyhisselama müjde (bkz. Hz. İbrahim) ile geldiler ve ona Lut kavmini helak edeceklerini bildirdiler. Onun da Lut aleyhisselamdan korkmasına karşılık;<br />
&#8221; Her halde onu ve ehlini kurtaracağız. Ancak karısı öteki zalimler zümresinden &#8221; diye cevap verdiler. Hz İbrahim&#8217;den ayrıldıktan sonra genç delikanlı olarak Lut aleyhisselama misafir oldular. Hz. Lut onları evine aldı. Kavmi güzel ve genç delikanlıları görünce pis olan hisleri hortladı ve Lut peygamberin kapısına dayandılar ve ondan kendilerine bu delikanlıları teslim etmelerini istediler:<br />
«Lut&#8217;un kavmi, koşarak yanına geldiler. Daha önce de kötü işleri yapmaktaydılar. (Lut):&#8221; Ey kavmim ! işte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allah&#8217;tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin ! İçinizde aklı başında bir adam yok mu ! &#8221; dedi ».<br />
Fakat onlar dinlemediler ve;<br />
« Dediler ki; Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin ».<br />
Lut aleyhisselamın savunması üzerine;<br />
«(Melekler) dediler ki: Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü. Karından başka hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helak) zamanı, sabah vaktidir » . Sedum kavminin helaki sabah vakti geldiği zaman gercekleşti. O şehir&#8217;in altı üstüne geçirildi ve üzerlerine taşlar yağdırıldı. Lut aleyhisselamla olanlar kurtarıldı, karısı ise belasını buldu. Hz. Lut daha sonra Hicaz havalisine gitmekle emrolundu ve vefatına kadar orada kaldı.<br />
Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki:<br />
« On şey vardır ki, Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helak edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar livata, findik gibi tasları sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def çalmak, içki içmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emr edilenden fazla) bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, (erkekler için) ipek gömlek giymek, bir tane de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münâsebette bulunmaktır » ( Râmuz).<br />
Başka bir hadis-i şerifinde de iki cihan serveri peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) buyurmuştur ki:<br />
« Benden sonra en korktuğum şey ümmetimin Lut kavminin yaptığını yapmalarıdır » (Tirmizi, Ibn-i Mâce).<br />
Kitab-i Mukaddes&#8217;teki çok ve pis yalanlarla dolu Lut aleyhisselamın hikayesi Tesniye bölümünün 13. bâbının 1-13 noktalarında ve 19. babında okunabilir&#8230; </p>
<p>Kaynak2:</p>
<p>Ürdün ile Filistin arasındaki kavme peygamber gönderilmiştir.<br />
LÛT ALEYHİSSELÂM<br />
Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de ismi bildirilen peygamberlerden. İbrâhim aleyhisselâmın kardeşinin oğludur. İbrâhim aleyhisselâm ve ona inananlarla birlikte Nemrûd&#8217;un memleketinden hicret edip Şam&#8217;a geldikten sonra, Lût gölü yakınındaki Sedûm şehri halkına peygamber gönderildi. İnsanlara İbrâhim aleyhisselâmın dinini tebliğ etti. İbrâhim aleyhisselâmla birlikte Bâbil&#8217;den hicret edip, Şam diyârına geldikleri zaman Cebrâil aleyhisselâm gelerek Lût gölü civÂrındaki Sedûm bölgesi ahâlisine peygamber olarak gönderildiğini bildirdi. İbrâhim aleyhisselâmdab ayrılarak Sedûm bölgesine gitti. Bu bölgede ahlâksız ve sapık bir millet türemişti. Putlara tapıyorlar, soygun yapıyorlar, zayıfları eziyorlardı. İğrenç olan livata (homoseksüellik; bugün tedâvisi mümkün olmayan AIDS hastalığına sebep olan cinsi sapıklık) yapıyorlardı. Lût aleyhisselâm onları çirkin işlerden menedip, doğru yola dâvet etti. Bu husus Kur&#8217;ân-ı kerimde Şuarâ sûresi 161- 164. âyetlerde meâlen şöyle bildirilmektedir.: &#8221;Kardeşleri Lût onlara: Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş emin, güvenilir bir peygamberim. Artık Allah&#8217;tan korkun ve bana itâat edin! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine âittir, dedi.&#8221; Sedum halkı hazret-i Lût&#8217;un dâvetine uymadılar. İsyân edenler arasında kendi hanımı da vardı. O da kocası hazret-i Lût&#8217;a inanmamıştı. Kâfirlerle bir olup, ona ihânet etmişti. Bu azgın ve cinsi sapıklıkla uğraşan kavim, imân etmedikleri gibi hazret-i Lût&#8217;u ve ona inananları memleketlerinde kovmaya kalkıştılar. Lût aleyhisselâm bu kavme nasihat edip, doğru yola dönmezlerse Allahü teâlânın azâbına uğrayacaklarını bildirdi. Buna rağmen isyândan ve fuhuştan vazgeçmediler. Hattâ hazret-i Lût&#8217;a &#8221;Doğru sözlü isen bahsettiğin azâbı getir de görelim&#8221; dediler. Sapık kavmin isyânının gittikçe artması üzerine Allahü teâlâ onları cezâlandırmak için melekler görevlendirdi. Bu melekler Cebrâil, Mikâil, Azrâil aleyhisselâm bir rivâyete göre de Cebrâil aleyhisselâm ile birlikte on iki melekti. Melekler önce İbrâhim aleyhisselâma uğrayıp, kendisine bir oğlan evlâdı (hazret-i İshâk) verileceğini müjdelediler ve azgın Sedum halkını helâk etmek üzere geldiklerini söyleyip ayrıldılar. Öğle veya akşam vakti Sedum beldesine gidip hazret-i Lût&#8217;u buldular. Melekler nûr yüzlü genç delikanlı sûretinde hazret-i Lût&#8217;un evine gelince hazret-i Lût&#8217;un isyankâr hanımı, durumu azgın Sedum halkına bildirdi. Azgın Sedum halkı hazret-i Lût&#8217;un evinin etrâfını sarıp misâfirlerini bize teslim et diyerek musallat olmaya kalkıştılar. Hazret-i Lût onlara nasihat ettiyse de dinlemeyip kapıyı zorladılar. Bunun üzerine melekler: &#8221;Ey Lût! Gerçekten biz Rabbinin elçileriyiz. Kalbini onlardan gelecek bir korku ve zarar ile meşgul etme. Onlar sana aslâ dokunamazlar. Cebrâil aleyhisselâm dedi ki, hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık git veiçimizden hiçbiri geri kalmasın, ancak hanımın hâriç, çünkü kavmine isâbet edecek azâb ona da gelecektir. Onların helâk zamânı sabah vaktidir.&#8221;<br />
Azgın kavim içeri girmek için kapıyı kırınca Cebrâil aleyhisselâm; &#8221;Ey Lût kapıyı aç ve geriye çekil gelsinler dedi. Lût aleyhisselâm kapıyı açıp geri çekildi. Cebrâil aleyhisselâm kanadını önlerine gerdi ve içeriye hücum eden azgınların gözleri âniden kör oldu, bunun üzerine şaşkın şaşkın kaçışmaya başladılar. Bu husus Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de Kamer sûresi 44. âyette meâlen şöyle bildirilmektedir: &#8221;Lût&#8217;tan kavmi, misâfir melekleri istediler! Hemen biz onların gözlerini kör ettik. (Anadan doğma gibi kör oldular) işte azâbımı ve tehditlerimin âkıbetini tadın dedik.&#8221; Lût aleyhisselâm kendine tâbi olanlarla geceleyin Sedum beldesinden ayrılıp Sa&#8217;r şehrine gitti. Cebrâil aleyhisselâm Sedum beldesini kanadıyla alt üst etti. Üzerlerine şiddetli taş yağmaya başladı, nihâyet hepsi helâk olup gitti. Bu hususta Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;in Kamer sûresi 38. âyet-i kerimesinde meâlen; &#8221;Celâlim hakkı için, bir sabah vakti devamlı bir azâb onları bastırıverdi.&#8221; Ve Hicr sûresi 73- 74- 75. âyetlerde de; &#8221;Nihâyet onları güneşin doğma vaktinde korkunç gürültü yakalayıverdi. Hemen şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taş yağdırdık. Elbette bunda keskin anlayışlar için ibret alâmetleri var.&#8221; buyrulmaktadır. Lût&#8217;un aleyhisselâm kavminin yaşadığı ve helâk oldukları topraklar Kur&#8217;ân-ı kerimde alt-üst olan memleket mânâsına gelen &#8221;El-mü&#8217;tefikât&#8221; şeklinde zikredilmiştir. Sedum beldesi alt-üst olduktan sonra kaynarsular fışkırıp göl hâline geldi. Bu gün bu bölge, Lût Gölü adıyla anılmaktadır. Yahûdi kaynaklarında ise bu belde (sodom) ismiyle geçmektedir. Lût aleyhisselâm, kavminin helâkınden sonra, Şam bölgesine gidip, amcası İbrâhim&#8217;in (aleyhisselâm) yanında yedi sene kaldı. Sonra Hicâz&#8217;a gidip, seksen yaşında iken orada vefât etti. Kabrinin, İbrâhim aleyhisselâmın kabrinin de bulunduğu Filistin&#8217;deki Halilürrahmân&#8217;da veya Mekke-i mükerremede Kâbe yanında Hatim denilen yerde olduğu rivâyet edilir. Kur&#8217;ân-ı kerim&#8217;de yirmi yedi âyette Lût aleyhisselâmdan bahsedilmektedir.</p>
<p>Mûcizeleri:</p>
<p>1-Bulutsuz yağmur yağdırmıştır. Kavmini doğru yola dâvet ettiği vakit, mûcize olarak bulutsuz yağmur yağdırmasını istediler. Duâsı kabul olunup, elleriyle göğe işâret etmesi vahyedildi. Göğe işâret edince yağmur yağmaya başladı.<br />
2-Duâsı bereketiyle otsuz bir dağda ot bitmiştir. Kavmi Lût aleyhisselâmın koyunlarını otsuz bir dağa toplayıp başka yere salmadılar. Hayvanlar açlıktan telef olmaya başlamıştı. Hazret-i Lût kuruyan dağda ot bitmesi için duâ etti ve yemyeşil otlar bitti. Azgın kavmin koyunları o dağdan otlasa hemen ölürdü. Bu mûcizesi ile kırk kişi imân etmiştir.<br />
3- Taşlar, çakıllar ve kum tâneleri, Lût aleyhisselâm ile konuşmuşlardır. Kavmininisyânı üzerine taş parçaları dile gelip, &#8221;Kavminin imân etmiyeceği sizce muhakkak ise cenâb-ı Hakk&#8217;a duâ et, onları yakmak için bizi ateş eylesin.&#8221; dediler.<br />
4-Kavmi, ona eziyet vermek için üzerine ufak taşlar atardı. Allahü teâlânın koruması ile hiçbiri ona dokunmazdı.<br />
5- Üzerine yattığı taşlar döşek gibi yumuşak olmuştur. Kavmi, kendisini öldürmek için karar verince ilâhi emre uyarak onlardan uzaklaşıp bir dağa gitti. Çok yorulduğundan bir yerde uyuyup kalmıştı. Peşinden gelen yedi kişi, onu gördüklerinde sırt üstü yatmış, altında bulunan taşlar döşek gibi yumuşayıp çukurlaşmıştı. Onu tâkip eden yedi kişi bu hâli görünce imân etmiştir. </p>
<p>6-Lût aleyhisselâm çok uzak yerlerde olan şeyleri görüp haber verirdi. Çocuğu kaybolan biri gelip, nerede olduğunu sorunca duâ etti. Allahü teâlâ da ona bildirdi. O da, çocuğun olduğu yeri söyledi.<br />
Ahmed bin Hanbel ve ibn-i Mâce&#8217;nin bildirdikleri hadis-ü şeriflerde, peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Lût kavmi hakkında buyurdu ki: On şet vardır ki Lût kavmi onları yapmış ve o yüzden helâk edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar; livâta (erkek erkeğe münâsebet), fındık gibi taşları sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def çalmak, (kadınlar için düğünlerde ruhsat vardır) içki içmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emredilenden fazla) bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, (erkekler için) ipek gömlek giymek bir tâne de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münâsebette bulunmaktır. Lû kavminin işini (livâta) yapan mel&#8217;undur. Benden sonra ümmetim hakkında en korktuğum şey Lût kavminin yaptığını yapmalarıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turbanliyiz.com/hz-lut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
