İmam Nikâhı - 1
Adına dinî nikah veya imam nikahı denilen nikahı yaptırmanın birden fazla sebebi ve saiki vardır:
a) İki tarafın da niyeti evlenmektir, bunu hemen gerçekleÅŸtirmeye engeller vardır, bu arada iki arkadaÅŸ gibi görüşme isteÄŸi mevcuttur, bu arkadaÅŸlar birbirini sevdiÄŸi ve evlenmek istedikleri için birbirlerine kardeÅŸ gibi bakmaları mümkün deÄŸildir, böyle olunca da günah iÅŸleme (ÅŸehvetle bakma, elle dokunma, baÅŸbaÅŸa kalma, birlikte seyahat etme, muhtemelen ileri derecede olmasa da seviÅŸme…) ihtimali vardır, bu tehlikeyi (günah iÅŸleme ihtimalini) ortadan kaldırmak için dinî nikah yapılmaktadır.
b) Taraflar henüz evlenmeye karar vermemişlerdir, biraz birbirini tanımak istemektedirler, bu esnada günah işlememek için dinî nikah yaptırmaktadırlar.
c) Tarafların evlenip aile kurmak ve devamlı olarak aile birliği içinde yaşamak gibi bir niyetleri yoktur, bir müddet karı-koca olarak yaşamak -mesela öğrencilik, gurbet hayatı vb. den- sonra ayrılmak istemektedirler. Bu arada cinsî ilişkileri meşrû sınırlar içinde olsun diye dinî nikah yaptırmaktadırlar.
d) Ülkemizde birden fazla eş ile evlenmek yasaktır. Buna rağmen ikinci bir hanımla evlenmek isteyenler, çoğu defa birinci hanımı da duymadan ikinci hanımı ile dinî nikah yaparak evlenip bu hayatı yaşamaktadırlar.
e) Bazıları karılarını üç defa boşadıktan sonra tekrar evlenmek istemekte, buna şeriat -kadın başka bir erkekle evlenip boşanmadıkça- izin vermediği için kadın, başka bir erkekle dinî nikah yaptırıp evlenmekte, sonra boşanıp birinci kocası ile yeniden evlenmektedir.
f) Bazı kimseler resmi nikahı, rejim sebebiyle geçersiz saymakta, bunun için zifaftan önce bir de dinî nikah yaptırmaktadırlar.
Muhtemelen bundan başka sebep ve saikler de vardır.
Bunların sırayla ÅŸer’i hükümlerini ve iyi-kötü taraflarını açıklayalım:
a) Tarafların niyetleri iyi, ana-babaları da durumu bilmekte ve razı olmaktadırlar; bu şıkta hiçbir sakınca görmüyorum. Yalnız bu nikah -ve diÄŸerleri- sun’i, ÅŸakadan, yarı muteber… bir nikah olmadığı, bütün sonuçları doÄŸuran bir evlenme akdi mahiyetinde bulunduÄŸu için taraflardan biri haklarını talep edince karşıdakinin direnmesi, hayır demesi manevi sorumluluk doÄŸurur.
b) Bu evlenme akdi meÅŸrûdur, taraflar evlenmiÅŸ sayılır, haklar doÄŸmuÅŸtur, ancak kafalarında “anlaÅŸamaz, kaynaÅŸamaz isek ayrılırız, fiilen evlenme safhasına geçmeyiz” niyeti bulunduÄŸu için ve fiilen de böyle olabildiÄŸi için her iki tarafın boÅŸama hakkının bulunmasında fayda vardır. Erkekte bu hak zaten mevcuttur, kız da akdi yaparken eÅŸinden bu hakkı talep edip almalıdır; çünkü ileride kız ayrılmak isteyip erkek bunu istemediÄŸinde problem doÄŸmakta, istenmeyen olaylar vukubulmaktadır.
c) Müt’a nikahı, muvakkat nikah (cinsî iliÅŸki için veya bir müddet evlilik hayatı yaÅŸamak üzere) yapılan nikah (evlenme akdi) normal hallerde, sünnilere göre caiz ve geçerli deÄŸildir. Normal dışı hallerde, mesela devamlı evlilik yapmanın mümkün olmadığı veya zor olduÄŸu durumda kiÅŸi, evlenmediÄŸi takdirde zina yapmaktan korkuyorsa, cinsî baskı onu bu fiile zorluyorsa, harama düşmemek için geçici evlenme yapması bir iki sünni müctehide (dört mezhebde deÄŸil) ve genellikle ÅŸi’aya göre caizdir. Åži’a, bazı kayıtlarla normal hallerde de geçici evlenmeyi caiz görmektedir.
d) Birinci eşine haber versin vermesin bir erkeğin, ikinci bir eşle evlenme hakkı -ilke olarak- mevcuttur. Ancak bu hakkın kullanılması bazı şartlara bağlanmıştır; bu şartların bir kısmı hukukî, bir kısmı ise ahlâkîdir. Birinci eşe bilgi verilmezse ahlâkî bakımdan sakınca vardır, iki yüzlülük, ahde vefasızlık, bir sürü yalanlar, tertipler söz konusu olacaktır. Bilgi verilmesi halinde ilk hanımın, bütün haklarını alarak boşanma hakkı vardır. İkinci eşle evliliğin, iki tarafın ailesine ve çocuklara etkisi hesaba katılmalıdır; özellikle bu işin nadir olduğu zaman ve zeminlerde etkisi olumsuz olacağından, bunca olumsuzlukları hiçe saymanın -şehveti tatmin dışında- geçerli sebepleri, saikleri bulunmalıdır. İkinci eşle yapılan dinî nikah geçerli -ilişkilerde haramlığı ortadan kaldırıcı- olmakla beraber, şeriatın uygulandığı yerlerde, kötüye kullanılması, aileye ve topluma zarar vermesi gibi hallerde yönetici tarafından -danışma yapılarak- yasaklanabilir; bu takdirde ikinci eşle evlilik hukuken (kazaen) geçerli olmaz.
e) Üç talak ile boÅŸamaların çoÄŸu usulüne uygun yapılmadığı için geçersiz olmasına raÄŸmen bazı ictihadlar bunları geçerli saydığı ve taklitçi fıkıhçılar da buna göre fetva verdikleri için taraflar sıkıntıya düşmekte, evlilik hayatına dönmek istediklerinde kendilerine, hülle adı verilen “baÅŸka bir erkekle evlenme ÅŸartı” dayatılmaktadır.
Hülle nikahı (üç kere boÅŸanmış kadını, boÅŸayan kocasına helal kılmak için bir baÅŸkası ile geçici olarak evlendirme, sonra boÅŸandırma ve sonra ilk eÅŸi ile evlendirme iÅŸlemi) bir rezilliktir ve İslâma iftiradır, İslâmda böyle bir iÅŸlem yoktur. Bir kere kocanın her aklına geldiÄŸinde ve psikolojik durumu ne olursa olsun karısına “boÅŸsun” demesi ile kadın boÅŸ olmaz; kadın, bir temizlik içinde (iki hayız arasında) ancak bir talak ile boÅŸanır, kaç sayı zikredilirse zikredilsin bir talak ile boÅŸanmış olur, boÅŸama temizlik baÅŸlayınca cinsî birleÅŸme yapılmadan vuku bulacaktır, aksi halde geçersiz olur. Koca boÅŸarken serbest iradesi ile (zora gelmeden) bu tasarrufta bulunacaktır, akıl ve ruh dengesi yerinde olacaktır, öfkeye kapılmış bulunmayacaktır.
Bu şartlar dahilinde karısını üç kere boşamak bir anda olamaz, aylar içinde gerçekleşir, bu şartlara rağmen usulüne göre ve uzun sürede karısını üç kere boşamış bir erkek, onunla hemen yeniden evlenmek istemez. İstediği takdirde de -bunu karşı taraf da istiyorsa- birinci eş istedi diye ve ona dönmek için ikinci eş ile evlenme yapılamaz. İslâmda evlenme devamlı yaşamak için yapılır ve bunun da hukukî, sosyal, psikolojik, ahlâkî şartları, gerekleri vardır.
İşte bütün bu şart ve gereklere uygun olarak ikinci evliliğini yapmış bulunan bir hanım, ikinci eşinin kendisini boşaması veya vefat etmesi halinde, iki taraf da istiyorsa birinci eşi ile tekrar evlenebilir. Bu imkan, bütün boşanan kadınlar için de mevcuttur; yani ilk kocası üç kere değil de bir veya iki kere boşamış, kadın da onunla yeniden evlenmeyip bir başka koca ile evlenmiş, bu ikinci koca da onu boşamış veya ölmüş olursa bu hanım, istediği takdirde birinci kocası ile yeniden evlenebilir. İşin gerçeği budur, gerisi hızlandırılmış filimdir, oyundur, rezilliktir, günahtır.
f) Rejim ne olursa olsun, müslümanlar hangi çeÅŸit yönetim altında bulunurlarsa bulunsunlar yaptıkları ve kendilerine uygulanan hukukî iÅŸlemlere ÅŸeriat (İslâm hukuku) açısından bakarlar. Bu bakımdan meÅŸrû ve geçerli ise bunu geçerli sayar ve uygularlar, eÄŸer ÅŸer’î bakımdan eksiklikler ve sakatlıklar varsa bunu, kendi sistemlerine göre yeni baÅŸtan yapar veya düzeltir, ondan sonra uygularlar. Mesela ülkemizde, sistemin noterlik kurumu vardır, müslümanlar da bu kuruma gider, çeÅŸitli anlaÅŸmalar, vekaletler, akitler yapar, bunları tescil ettirirler; kurum sistemin ve rejimin kurumu diye -kendi inançlarına göre de doÄŸru ve meÅŸrû olan- hukukî iÅŸlemler geçersiz olmaz, sakatlanmaz. Tıpkı bunun gibi muhtarlıkta, belediyede, konsoloslukta -ki bunlar da rejimin kurumlarıdır- yapılan nikah, ÅŸer’i bakımdan bir eksiklik taşımıyorsa geçerlidir. Esasen nikah akdini yapan, sayılan kurumlar deÄŸildir, akdin iki tarafıdır, erkek ile kadındır. Kurum yalnızca tescil ve ilan iÅŸini gerçekleÅŸtirmektedir. İmdi müslüman kadın ile erkek, ÅŸahitler huzurunda, dinin geçerli saydığı bir nikah akdi yaptıklarında; yani dinî bakımdan gerekli bulunan ÅŸartlara uygun bir akit yaptıklarında bu akit niçin geçerli olmasın, niçin baÅŸka bir akde (imam nikahına) ihtiyaç bulunsun? Nikah birdir, tektir; bu da İslâmın gerekli gördüğü ÅŸartlara uygun olarak yapılan nikahtır, nikahın yerine veya merasimi yönetene göre “belediye, imam vb.” diye isim vermek sonucu deÄŸiÅŸtirmez; imam huzurunda olsun, belediyede olsun nikah, ÅŸartlara uygun yapıldığında geçerli olur, yapılmadığında geçersiz olur vesselam.
Hanefiler, ergenlik çağına gelmiÅŸ ve aklı başında bir kızın, nikah akdinde bizzat kendini temsil edebileceÄŸini, velisine gerek bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. Ancak yine Hanefilere göre, dengi ile evlilik yapmamış bir kızın velilerine, mahkemeye baÅŸvurarak akdin feshini talep hakkı verilmiÅŸtir. Zamanımızda, daha doÄŸrusu ülkemizde velilerin böyle bir hakları yoktur, ÅŸer’i bakımdan bu haklarını kullanmak için baÅŸvuracakları dinî bir merci (kaza yetkisini haiz bir makam) de mevcut deÄŸildir. Åžu halde veliler bu durumda nikahın feshini saÄŸlama imkanından mahrum bulunmaktadırlar.
İmam Nikâhı - 2
GeçtiÄŸimiz günlerde vuku bulan bir ev basma olayı sayesinde vatandaÅŸlarımız fıkıh (İslam Hukuku) ile ilgili hayli bilgi aldılar, ancak bilgiler bir heyecan ve tartışma ortamında alındığı ve açıklamalar çeliÅŸik ve çatışık olduÄŸu için kafaları da iyiden iyiye karıştı. Aslında müslümanların bu gibi konuları öğrenmek veya tartışmak, var ise problemleri çözüme kavuÅŸturmak için baÅŸkalarının/ötekilerin tertip ve tahriklerini beklememeleri gerekir. SoÄŸukkanlı ve saÄŸlıklı bir zeminde ehli tarafından konular açıklanmalı, tartışılmalı ve problemler çözümlenmelidir. Halihazırda olan, karşı tarafın (ÅŸeriata, onların deyiÅŸiyle köktendinciliÄŸe, siyasî İslama… karşı olanların) tertibi ile bir araya gelen bazı müslümanların (konu ile ilgili ÅŸahıslar ile hocaların), yine onların yönlendirmeleri ile çekiÅŸmeleri, baÄŸrışıp çaÄŸrışmaları, birilerinin kına yakmalarına sebep olmalarıdır. Bu olup bitenlerden dahi dinin ve ümmetin hayrına sonuçlar çıkmasını diledikten sonra bazı noktalara farklı yönlerden yaklaÅŸmak ve bakmakta fayda görüyoruz:
1. Medyanın konuya gösterdiÄŸi ilginin birinci sebebi seyirci toplayıp para kazanmak, ikinci sebebi ise bazı müslümanların hatalarından istifade ederek İslam’ı karalamak, ÅŸeriatı gözden düşürmek, kendi inanç ve yaÅŸantılarına meÅŸruiyet kazandırmaktır. Maksatları bu olmasaydı konuya bu kadar deÄŸil, gerektiÄŸi kadar yer verirler, sorularını tarafsız ve bütüncü (kendi kusurlarını da içeren) bir bakış açısından yöneltirler, İslam’ın ve deÄŸerlerin yıpranması için deÄŸil, yanlışların ortadan kalkması için gayret ederlerdi. Öteki cepheden olup da medyada çalışan ve bu konuya karışanların ifadelerine bakılırsa kendileri de müslümandır ve maksatları zulmü, ahlaksızlığı, istismarı, kötülüğü teÅŸhir etmek ve ortadan kalkmasını saÄŸlamaktır. EÄŸer bu beyan doÄŸru ise Türkiye’de kadının cinsî bir araç gibi kullanılması, genç kızların çeÅŸitli zaaf ve ihtiyaçlarından faydalanılarak -bazen patronları ve amirleri tarafından- iÄŸfal edilmeleri, namus ve iffetlerini kaybetmeleri, para karşılığında namuslarının peÅŸkeÅŸ çekilmesi, fuhÅŸa sürüklenmeleri… yeni bir olay mıdır, bu hafta mı ortaya çıkmıştır? Genelevleri, randevu evlerini, patronları tarafından iÄŸfal edilen, baskı veya kandırma yoluyla ırzlarına geçilen kızları, kadınları duymadılar mı, görmediler mi? Görmedilerse görmek için neden zenaatlerini kullanmadılar? Yoksa onların hedefleri zina ve fuhuÅŸ deÄŸil de dinî nikâh mı? İmam nikâhı ile evlenip evlilik hayatı yaÅŸayan müslümanlar mı? EÄŸer bunlar da müslüman iseler medyada, evli olmadıkları halde evli gibi yaÅŸayan farklı cinsten veya aynı cinsten çiftleri, ayıp günah demeden, kınamadan, hatta imrenerek ve imrendirerek nasıl verebiliyor, iliÅŸkilerini nasıl tabii ve meÅŸru bir iliÅŸki imiÅŸ gibi sunabiliyorlar?
2. Nasreddin Hoca merhumun evine hırsız girmiÅŸ, hoca durumu öğrenip ah vah etmeye baÅŸlayınca komÅŸuları etrafına toplanmış ve her biri bir cihetten hocayı tenkit etmeye, tedbirsizliÄŸini ortaya koymaya giriÅŸmiÅŸler, sonunda canı sıkılan hoca, “İnsaf edin yahu, hırsızın hiç mi suçu yok!” deyivermiÅŸ.
Kıssadan hisseye gelince: Mevcut hukuk sistemi, halkının yüzde doksan dokuzu müslüman olan bir ülkede zinayı serbest bırakıyor da evlenmeyi yasaklıyor; evet yanlış yazmadım, aynen böyle yapıyor. Siz böyle yaptığını neden mi farketmediniz? Söyleyelim: Kelimeleri ve kavramları deÄŸiÅŸtirdiÄŸi, deÄŸerleri altüst ettiÄŸi için. Bir müslüman, dininin hukukuna göre evleniyor (mesela ikinci bir hanımla nikâh yapıyor, bu evlilikten çocukları oluyor). İslam’a göre bu evlilik -ÅŸartlarını taşıyor ise- sahihtir, çocuk da babanın meÅŸru çocuÄŸudur, nesebi sahihtir. Halbuki bu ülkenin hukukuna göre örneÄŸimizdeki müslümanın yaptığı zinadır, çocuÄŸu da veled-i zinadır (nesebi belli ve sahih deÄŸildir). Öte yandan reÅŸid olmuÅŸ bekâr bir erkek ile bekâr veya dul bir kadın birbirlerini sevdikleri için nikâhsız olarak cinsî temas yapsalar İslam’a göre bu zinadır ve cezası vardır, halbuki bu ülke kanunlarına göre mezkûr fiil zina ve fuhuÅŸ deÄŸildir. Dinleri, inançları ve gelenekleri ile bu derecede tutarsız, uyumsuz ve çeliÅŸen bir hukuk sistemi içinde müslümanların yanlış yapmaları bazen kaçınılmaz hale gelebilir. Bu yanlışlıkların ve hukuk ihlallerinin olmaması isteniyorsa kanunlar yapılırken halkın inancı ve geleneÄŸi kaale alınmalı, hesaba katılmalıdır.
Bu yazıda karşı tarafa vuruldu, onların eksikleri, kusurları ve kötü maksatları üzerinde duruldu. Peki müslümanların hiç mi kusuru, eksiği, sui istimali yok? Olmaz mı, kul kusursuz olur mu? Bunları aşağıda ele alacağız.
İmam Nikâhı - 3
Müslümanın bir nikâhı vardır; o nikâh, dünya hayatını da düzenleyen dininin, meÅŸru ve makbul gördüğü, ilgili kaynaklarda tanımladığı, unsur ve ÅŸartlarını açıkladığı nikâhtır. Bu ÅŸartlar ve unsurlar arasında imam yoktur, nikâhı imamın kıyması yalnızca bir gelenektir, bu geleneÄŸin oluÅŸma sebebi de nikâh gibi önemli bir konuda bir hatanın, bir kusurun bulunmasını, günaha girilmesini, bir bilenin kontrolü ile engellemek olmalıdır. Åžu halde imam nikâhından deÄŸil, İslam’a göre muteber olan ve olmayan nikâhtan (evlenme akdinden) söz etmek gerekir.
Evlenme akdi dinî, hukukî ve ahlakî birçok hükümler getiren, sonuçlar doğuran bir akittir. Bu sonuçları doğurmayacak bir evlenme akdi -muhtemelen zina şaibesini ve günahını ortadan kaldırsa bile- eksiktir, veballidir, uluorta uygulanmaması gerekir.
Müslümanların toplumdan gizleyerek, hukukî sonuçlarının uygulanmayacağını bilerek nikâh yapmalarının sistemden ve toplumdan kaynaklanan sebepleri de vardır. Üniversitede okuyan bir genç, etrafında meÅŸru veya gayri meÅŸru iliÅŸkiler içinde bulunan çiftleri görmekte, basın, medya ve sanat tarafından da durmadan cinsî duyguları tahrik edilmektedir. Güçlü iradesiyle, oruç, zikir, güzel ve eÄŸitici dostluklar ile kendini frenleyebilen gençler yanında bunu yapamayanlar da vardır. İşte bu ikinci sınıf gençlerin önünde iki yoldan biri açık hale geliyor. Ya evlenecek yahut da birçok arkadaşının yaptığı gibi zina yapacaktır. İnançlı ve iffetli bir genç zina yapamayacağına göre yolun biri daha kapanmış, geriye evlenme yolu kalmıştır. Toplum evlenmeyi elinden geldiÄŸi kadar güçleÅŸtirmiÅŸtir; genel kabule göre hem erkeÄŸin aile geçimini temin etmesi gerekiyor, hem de evlenmeyi gerçekleÅŸtirmek için neredeyse bir servet harcaması icab ediyor. Hz. Peygamber (s.a.) evlenmeyi kolaylaÅŸtırdığı, Kur’an-ı Kerim “…eÄŸer onlar yoksul iseler Allah onları lütfu ile zenginleÅŸtirir” (Nur: 24/32) buyurduÄŸu halde toplumun çalıyı tersine sürümesi evliliÄŸin kâmil manada oluÅŸma yolunu da tıkamış ve geriye ya zina yahut da -eksikleri bulunsa bile- bir yanıyla kitabına uyan nikâh kalmaktadır. Bunu kâmil hale getirmek yalnızca nasihatle, medyada tartışmakla olmaz; dinî, ahlâkî, sosyo-ekonomik tedbirler gerekir.
İslam’dan önce Arabistan’da birçok evlilik çeÅŸidi ve bir çok kadınla bir arada evlenme imkânı vardı. İslam evlenme akdini bildiÄŸimiz ÅŸekle (meÅŸru tek evlenme çeÅŸidine) indirdi. Birden fazla kadınla evlenmeyi de en fazla dört adet ile sınırladı, ayrıca bunu da ihtiyaç ve adalet ÅŸartlarına baÄŸlayarak ÅŸartlara riayet edilmeme ihtimali, tehlikesi, korkusu var ise bir kadınla yetinilmesini istedi (Nisa: 4/3). Öte yandan kadınlara, evlenme akdini yaparken “kocasının üzerine ikinci bir kadınla evlenmemesi ÅŸartını koÅŸma” imkânını verdi. Yüklü bir mehir koyan ve bu ÅŸartı da koÅŸan kadının üzerine evlenmek her babayiÄŸidin harcı olmayacaktır. Birinci kadının rıza gösterdiÄŸi, her iki kadının da maÄŸdur edilmediÄŸi, ihtiyaçtan ve zaruretten kaynaklanan birden fazla kadınla evlenmeye de kimsenin bir diyeceÄŸi olmamalıdır.
Cihadsız dinî-ahlakî hayat olmaz; en büyük cihad nefse, nefsanî arzulara karşı, bu arzuları dengede tutmak ve meÅŸru sınırlar içinde karşılamak için verilen cihaddır, çabadır, mücadeledir, direniÅŸtir. Bu cihadı kolaylaÅŸtırmanın, saÄŸlıklı yürütmenin yolu Allah’a, Resulullah’a, Allah’ın sevdiklerine yönelik aÅŸktır, sevgidir, düşüncedir, hizmettir. Âlimler ve eÄŸitimciler çevrelerinde toplanan insanlara yenecek kuzu gözüyle bakmazlar, onları hizmete (Allah’ın razı olduÄŸu inanç ve hayata yöneltmek üzere çaba göstermeye) layık Allah’ın kulları, manevî sermaye olarak görürler, görmelidirler.
Bütün müslümanlar dinin mübah kıldığı (mecbur tutmayıp serbest bıraktığı) alanlarda yapıp edeceklerinin kendilerine, ailelerine, dine ve ümmete ne getirip ne götüreceÄŸini iyi hesap ederek davranmalıdırlar. Sırf ÅŸehveti (cinsî arzuyu) daha ziyade doyurmak için etrafı kırıp geçirerek, insanlara gözyaşı döktürerek, aileyi dağıtarak, kinler ve nefretler oluÅŸturarak, yüzlerce yalan ve hileye baÅŸvurarak… yapılan gizli-açık evlilikleri İslam adına savunmak mümkün deÄŸildir. İzinler, cevazlar kullanılırken ÅŸartlar gözönüne alınmalıdır. Hz. Ali’nin, eÅŸi Fatıma üzerine evlenmek istemesine Hz. Peygamber’in (s.a.) karşı çıktığını ve “kızımın günaha girmesine (fitneye) sebep olabilir” diyerek bunu önlediÄŸini biliyoruz. İslam izin verdiÄŸi halde gayr-i müslim kadınlarla evlenmeye -müslüman kadınların aleyhine olabilir diye- Hz. Ömer’in karşı çıktığını biliyoruz.
Bugün kötü örneklerin ve uygulamanın İslam’a zarar verdiÄŸini de biliyoruz. Biz biliyoruz da bazı mukaddeslerin arkasına sığınarak bedelini ödemeden nimetini yemeye kalkışanlar biliyorlar mı, bu konuda kuÅŸkuluyuz!