islam Hakkında Genel Konular | Seite 4

iNadına Türbanlıyız

Baş Örtüsü & Eşarp ve Türban - Güzellik - Cinsellik ve Bakım & islami Kadın Dünyası ve Gelinlikler & islam ve Estetik & Dini bilgiler & islami Bilgiler



Mübarek gecelerle ilgili çeşitli sorular

Mübarek gecelerle ilgili çeşitli sorular
Sual: Peygamberin doğumunu yani Mevlid kandilini kutlamak, mübarek geceler ihdas etmek bid�attir. Hatta bazı İslam ülkelerinde de böyle bilinir. Çoğunluğa uymak lazım.
CEVAP
İfade tarzınız bir mezhepsizden ziyade bir misyonerin ifade tarzına çok benziyor. Yoksa mezhepsizler bilmeden misyonerlerin kuklaları mı oldu? Bir müslüman böyle soramaz. Peygamber efendimizin… der. Böyle diyorlar, doğrusu nasıldır, gibi sorular sorar. Siz ise Peygamber, Peygamberin… diyorsunuz. İfadelerinizden o yüce Peygambere inanmadığınız şüphesi hasıl oluyor. Biz yine sizin müslüman olduğunuza inanarak, buna göre cevap verelim.
Vehhabiler ve onlara uyan diğer mezhepsiz ülkeler elbette Peygamber efendimize olan düşmanlıklarından dolayı mevlide hücum ederler. Allahü teâlânın o mübarek günlere kıymet verdiği hadis-i şeriflerle sabit. İnsanlar hiç kıymet vermese ne önemi var? Dünyada müslümanlar çok azınlıktadır. Müslümanların içinde tesettürlü olanlar da azınlıktadır. Az olduğu için, insanlar değer vermediği için kapanmaya Allah da değer vermiyor mu demektir? Çoğunluğa uymak lazım sözü cahillerin uydurmasıdır. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İnsanların çoğuna uyarsan, seni Allah�ın yolundan saptırırlar.) [Enam 116]

Sual: Mübarek gecelerde özel ibadetler yapmak Kur�anın emrine aykırıdır, bid�attir. Hatta küfür ve şirktir.
CEVAP
Mevlid geceleri Kur�anın emrine aykırı olarak ne yapılıyor ki? Kur�an okunuyor, Resulullah övülüyor, salevat-ı şerife getiriliyor. Bunlar Kur�anın hangi âyetine aykırıdır?

Her gece mevlid okunsa yine mahzuru olmaz. Çünkü ibadet etmek, mevlid okumak, salevat getirmek yasak edilmiş değil ki. Bid�at, dinin emretmediği şeyi ibadet olarak yapmaktır. Dinimiz, Kur�an okumayı, mevlid gibi ilahileri okumayı bid�at mı kabul ediyor da bid�at damgasını basabiliyorsunuz?

Mevlide bid�at diyen sadece vehhabiler ve onların izinden giden mezhepsizlerdir. Hiçbir ehl-i sünnet âlimi mübarek gecelerde ibadet etmeye bid�at dememiştir. Bir tane bile gösterilemez. Peygamber efendimiz de zaten bu gecelerde ibadet etmeyi övmüştür. Peygamberimize uymayı da Allahü teâlâ bildirmiştir. Resulüme uyun buyurmuştur. Resulünün emrine uymaya küfür ve şirk demek vehhabilikten başka bir şey değildir.

Sual: Peygamber Din�e eklenen her şey merduddur demiyor mu?
CEVAP
Siz hadis-i şeriflere de mi inanıyordunuz? Yoksa işinize gelen hadislere evet, işinize gelmeyene hayır mı diyorsunuz?

Elbette dine eklenen her şey bid�attir. Bid�at aleyhine yazdığımız yazılar birkaç cilt olacak kadar çoktur. Çünkü hadis-i şerifte (Her bid�at dalalettir, sapıklıktır) buyuruluyor. Biz de sapıkların, mezhepsizlerin vehhabilerin işledikleri bid�atleri açıklıyoruz. Dine aykırı olmayan şeye bid�at denmez. Dinin haram kılmadığı şeye haram denmez. Din bir şeye haram dememişse o mubahtır. Mübarek gecelerde ibadet etmeyi hangi âyet, hangi hadis yasaklamıştır? O geceler çok ibadet edilse ne olur ki?

Sual: Allah, kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet vermiş diyorsunuz. Allah acımaz (acı, elem duymaktır yani bir nevi zaaftır. Allah ise zaaftan münezzehtir. Niye böyle söylüyorsunuz?
CEVAP
Demek siz dinden tamamen habersizsiniz. Bismillahirrahmanirrahim bir âyettir. Bu âyetteki Rahman ve Rahim kelimeleri esma-i hüsnadandır.
Rahman, dünyadaki her mahluka acıyan,
Rahim, ahirette yalnız müminlere acıyan demektir. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Merhamet etmeyene Allahü teâlâ merhamet etmez, acımayana acımaz.) [Buhari]

Kur�anda mealen buyuruluyor ki:
(Acıyıp tevbeleri kabul eden ancak Odur. (Allah�tır) [Bekara 54]
Yine esma-i hüsnadan olan, Rauf ismi, çok merhamet eden, çok acıyan demektir. Hâşâ siz Allahü teâlâyı merhametsiz acımasız mı sanıyorsunuz, o ne biçim inanış ki öyle?

Sual: Allah neyi kabul edip etmeyeceğini bize Kur�anda bildirmiş. Kadir gecesi hariç hangi gece Kur�anda var? Biz müslümanlar için her gece dua, ibadet, tevbe, istiğfar var. Öyle değil mi?
CEVAP
Allahü teâlâ neyi kabul edip etmeyeceğini elbette Kur�anda bildiriyor.
İşte âyet-i kerime mealleri:
(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]

(O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]

(Resule itaat eden, Allah�a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(Allah�a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36]

(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]

(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah�tan [Kur�andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]

(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]

(Aralarında hüküm verilmek üzere Allah�a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: �İşittik, itaat ettik� demek, ancak müminlerin sözüdür, işte kurtuluşa erenler onlardır.) [Nur 51]

(Allah�a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah�ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfal 13]

(Allah�a ve Resulüne itaat edin! [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]

(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]

Kur�anda, (yalnız Kur�ana uyun) denmiyor, (Allah�a ve Resulüne uyun) deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kur�anın açıklaması olan hadisleri delil saymayan, Kur�anın ifadesi ile kâfir olur.

(Her gece dua, ibadet, tevbe, istiğfar var, öyle değil mi?) diyorsunuz. Öyle ise hâşâ Allahü teâlâ, Kadir gecesini niye faziletli kılmıştır, niye bin aydan daha faziletli demiştir? Demek ki müminlere ikram olsun diye bunu yapmıştır. Onu yapan Allahü teâlâ, Ramazan gecelerine de Cuma gecelerine de değer vermiştir, Berat gecesine de bayram gecelerine de değer vermiştir. Resulün getirdiklerini alın, yasak ettiklerinden sakının buyurmuştur. Ona itaat bana itaattir buyurmuştur. Peygamber efendimiz de mübarek gecelerin faziletlerini hadis-i şerifleriyle açıklamıştır. Kur�anı al, Peygamberi devre dışı bırak. Bu nasıl Müslümanlık?

Sual: Şu anki güya müslümanlar bütün yıl İslam�dan bihaber olup böyle gecelerde camileri doldurur. Hocalar da efsaneler üfürüp onları hoooop Cennete bilet satar değil mi?
CEVAP
Bütün yıl dua etsin kim karışıyor ki? Allahü teâlâ hangi gece daha çok ibadet etmeyi yasaklıyor ki? Cuma, bayram geceleri çok ibadet etmeyin mi diyor da mübarek gecelerde fazla ibadet etmek bid�at olsun?

Hocalara niye hücum ediyorsunuz? Hangi hoca efsane üfürüyor? Bu hocalara iftira değil mi? Hocalar dini bilmiyorsa siz nereden biliyorsunuz? Cennete bilet satmak ateist tabiridir, hiçbir hoca Cennete bilet satmaz.

Sual: Allah�ın o mübarek günlere kıymet verdiği hadis-i şeriflerle sabit diyorsunuz. Kur�anın ruhuna aykırı hadis de olsa kabul etmem.
CEVAP
Bu nasıl Müslümanlık? Buna Kur�anın ifadesiyle kâfirlik denir. Dinimizde kudsi hadis diye bir şey var. Söz Allah�ın, kelimeler Resulünün. Siz hadis-i kudsileri de mi inkâr ediyorsunuz? Resulullah namazı Allah�ın vahyettiği şekilde mi kıldı, yoksa kendi mi uydurdu? Namaz nasıl kılınır, rekat sayıları nedir, vacipleri nedir, sünnetleri nedir, mekruhları nedir, namazı bozanlar nedir? Bunlar açıkça Kur�anda bildirilmedi. Allahü teâlâ bunların hepsini Resulüne bildirdi. O da bize açıkladı. Eğer Kur�anı herkes anlasa idi, Peygambere lüzum kalmazdı, Allah bir kitap gönderir alın bununla amel edin derdi.

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
Nahl suresinin 44. âyetinde, (İnsanlara indirdiğimi onlara beyan eyle) buyuruldu. Beyan etmek, açıklamak demektir. Âlimler açıklayabilselerdi ve Kur’an-ı kerimden ahkam çıkarabilselerdi, Allahü teâlâ Resulüne, sana vahiy olunanları tebliğ et der, beyan etmesini emretmezdi. (Mizan-ül kübra)

Kur�anda yemin kefareti bildirilmiş, fakat oruç kefareti bildirilmemiştir, onu Resulullah bildirmiştir. Resulünün bildirdiği her şeyi inkâr mı edeceğiz?

Mübarek gecelerden Kadir gecesinin fazileti Kur�anda bildirilmiş, diğer geceleri ise Resulü bildirmiştir. Resulünün bildirdiklerini böyle inkâr ederseniz ortada din mi kalır?

Namazı nasıl kılacağız, orucu nasıl tutacağız, zekatı kaçta kaç vereceğiz? Bunları Resulü, Nahl suresinin 44. âyetindeki emir gereği açıklamıştır. Siz Allah�ın bu âyetine inanmazsanız ve Resulünün açıklamasını kabul etmezseniz, Kadir gecesinden başka mübarek gece yok derseniz, Resulullahı ve Onun vârisleri olan İslam âlimlerinin hepsini yalanlarsanız o zaman sizinle nasıl konuşabiliriz ki?

Siz Allah Resulünü ölçü almıyor musunuz? Sizin âlimlere itimadınız yok mu? Sizin inandığınız bir mezhep veya bir âlim var mı? Açıkça konuşun. Biz istisnasız ehl-i sünnet âlimlerinin hepsini kabul ediyoruz. Dört mezhebi de hak biliyoruz. Siz neye inanıyorsunuz? Ölçünüz ne?

Kur�andan sizin anladığınız ölçü oluyorsa, niye İmam-ı a�zam hazretlerinin anladığı ölçü olmasın?

Sizin anladığınız din oluyor da, dört mezhep imamının anladığı niye din olmuyor?
Siz kimsiniz?

Reşat Halife denilen ve peygamber olduğunu açıklayan bir zındık, bir 19 hurafesi buluyor ve 19 un katına uydurabilmek için Tevbe suresinin son iki âyetini inkâr etme cüretini gösteriyor.

Bir ateist ve bir misyoner, Kur�an Allah kelamı değildir ve Kur�anı Allah korumamıştır, Kur�an değişmiştir dedi. Sonradan (Biz Kur�anı indirdik onu koruyacak olan da biziz) diye bir âyet uydurmuşlardır dedi. Sahabeler Kur�anı değiştirdi dedi.

Aslında siz de bunlar gibi demek istiyorsunuz. Çünkü eshab-ı kiramın ittifakla bildirdikleri hadisleri inkâr edince, onlara itimat etmeyince, onların ittifakla topladığı Kur�ana nasıl inanırsınız ki? Misyonerin bana sorduğu soruyu soruyorum: Sahabenin Kur�anı tam olarak topladığını bana nasıl ispat edersiniz?

Eshaba itimat etmezseniz hadisleri de inkâr etmeniz doğaldır. Hadis-i kudsi diye bir şey yok diyebilirsiniz. O zaman Kur�ana da otomatikman şüphe ile bakmanız gerekir. Aynı insanların topladığı Kur�ana inanıyorsunuz da hadislere niye inanmıyorsunuz? Onlar Kur�anı bildirdikleri gibi, hadisleri de bildirdiler. Kur�anı inkâr, tevatürü inkâr olacağı için küfürdür, hadislerin de tevatür olanlarını inkâr küfür olur.

Benim size sorum:
Siz niye Resulullaha ve Onun sahabesinin bildirdiklerine inanmıyorsunuz da yalnız Kur�an diyorsunuz? Resulullah, (Allah böyle buyurdu) diye birçok hadis bildiriyor, (bu âyet) diyor (bu da kudsi hadis) diyor. Biz onun kudsi hadis dediklerine inanmazsak, âyet dediklerine niye inanacağız ki? Hâşâ kudsi hadis konusunda yalan söylerse, âyette de söyler.

Siz bu zihniyet ile 1400 seneden beri gelen âlimleri bir kalemde sıfırlıyorsunuz. Milyonlarca hadisten inandığınız tek hadis var mı? Resulullah size göre 23 sene hiç konuşmadı mı? Hep sustu mu? Allah�ın emri olan Kur�anı açıkla âyetine rağmen emrini dinlemedi mi? Açıkladı ise nerede bu açıklamalar? Siz niye bu açıklamalara inanmıyorsunuz? Ve O açıklıyor ki mübarek geceler şunlardır diyor. Bunu inkâr etmekle elinize ne geçecek? Resulullaha düşmanlık yapmakla ne kazanacaksınız, siz bir misyoner misiniz, ateist misiniz? Yoksa Kur�ana inanan insan böyle şeyler konuşamaz. Çünkü Kur�anın birçok âyetinde Resulüme uyun, O kendiliğinden konuşmaz, Onun her sözü vahye dayanır buyuruluyor. Sizin Kur�ana inanmadığınız pek açık, inansanız Resulünkilere de inanmanız gerekir.

Sual: Allah, kullarına bildirdiğini sadece Kur�an ile bildirir. Kur�an dışılıklarla uğraşmamak gerekir. Öyle değil mi?
CEVAP
Gördünüz işte, bakın, Allah (açıkla) diye emrediyor, Peygamberi açıklıyor, siz buna Kur�an dışı diyorsunuz, açıkça Allah�ın açıkla âyetini inkâr ediyorsunuz. (Resulüme uyun) âyetini inkâr ediyorsunuz. Sizin gibi münkirlere cevap vermek yersizdir. Ancak bu mailler sitelere konacağı için yazıyoruz. Yoksa Ebu Cehilin mucizeleri inkâr ettiği gibi siz de, Kütüb-i sitteyi bir kalemde Kur�an dışılıkla suçluyorsunuz. Bizim size sözümüz yoktur, bizim sözümüz Kur�ana ve ona inanan insanlaradır.

Sual: Peygamberi inkâr veya aşağılama tehlikeli olduğu gibi aşırı derecede yüceltme, olduğundan öte ulaşılamayacak bir varlık gibi göstermek de o kadar tehlikeli değil mi?
CEVAP
Hangi müslüman Onu olduğundan daha daha fazla göstermiştir ki? Onda görülen mucizeleri anlatmak küfür müdür? Elbette mucizeye hiç kimse erişemez, o erişilemez insan idi, Peygamber idi. Peygambere erişilir mi? Siz Onu sıradan bir insan gibi görüyorsunuz. Allah�ın izni ile bir anda yedi kat semaya gidip geldi, buna kim ulaşabilir? Allahü teâlâ Ona öyle ulaşılamayacak vasıflar vermiş ki bütün Peygamberler bile gıpta ediyor ve sizin gibiler de Onu o kadar yüceltmeyin kâfir olursunuz diyor.

Sual: Ben hadisi inkâr edebilirim ama bu benim dinden çıkmamı gerektirmez. Çünkü Peygamberin gerçekten dediğini nerden biliyoruz?
CEVAP
O zaman hiçbir hadis-i şerife inanmayın. Peki Kur’ana ilave veya çıkarma yapılmadığını nereden biliyorsunuz? Allah�ın dediğini gerçekten bilmiyorsunuz. Sahabeler ittifak etti diye kabul ediyorsunuz. Ama kimi de sizin hadis mantığını ölçü alarak biz Kur’anın tamamının yazıldığını nereden bilelim, keçi yemiştir, yanmıştır, yırtılmıştır diyorlar. Tevbe suresinde de eksiklik var diyorlar. Peygamberin söylediğini bilmiyorsunuz da Allah�ın söylediğini nereden biliyorsunuz? Sahabeler derseniz hadisi de sahabeler bildirdi. Birine inanıp ötekine inanmamak akıl işi değildir.

Sual: Kur�an varken mezhebe de lüzum yok. Hadislere değil, Kur’ana uymak gerekir. Böyle değilse aksini ispat edin bakalım?
CEVAP
Hadisler, Kur�andan ayrı değildir. Kuran-ı kerimin açıklamasıdır. Allahü teâlâ buyurdu ki:

(Resule itaat eden, Allah�a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiklerinden sakının!) [Haşr 7]

(İndirdiğimi insanlara açıkla!) [Nahl 44]

Âlimler de, âyetleri açıklayıp Kur’an-ı kerimden hüküm çıkarabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, (Sadece sana vahiy olunanları tebliğ et) derdi. Ayrıca açıklamasını emretmezdi. Resulullah, Kur’an-ı kerimde, kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur’an-ı kerim kapalı kalırdı. Hadis-i şerifler olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, rüku ve secdede okunacak tesbihler, cenaze ve bayram namazlarının kılınış şekli, zekat nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinmezdi. Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. Mezhep imamları, hadis-i şerifleri açıklamasaydı, sünnet kapalı kalırdı. Sünneti, müctehid âlimler açıklamış, böylece mezhepler meydana çıkmıştır.

Mezhep nedir? Bir müctehidin edille-i şeriyyeden elde ettiği bilgilere, o müctehidin mezhebi denir. Sahabelerin tamamı müctehid idi. Hepsinin de mezhebi vardı. Bu mezheplerden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Dört mezhep arasında amelle ilgili farklı ictihadlar, işlerimizi kolaylaştırmaktadır. Her Müslüman, durumuna göre, kendisine kolay gelen mezhebi seçer.

Allahü teâlâ dileseydi, Kur�an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde, her şey açıkça bildirilirdi. Böylece, mezhepler hasıl olmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her iklim ve şartta, her müslüman için tek bir nizam olurdu. Müslümanların halleri, yaşamaları güç olurdu.

Allahü teâlâ ve Resulü, müminlere merhamet ettikleri için, bazı işlerin nasıl yapılacağı, Kur�an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açık bildirilmedi. Açıkça bildirilse idi, öylece yapmak farz ve sünnet olurdu. Farzı yapmayanlar günaha girer, kıymet vermeyenler de kâfir olurdu.

Bugün dört mezhepten birine uymak gerekir. Çünkü, Eshab-ı kiramın ve diğer müctehidlerin mezhepleri tam olarak bilinmiyor. Dört mezhep, tam bilindiği ve kitapları her yere yayılmış olduğu için, dört mezhepten birine uymak şarttır. Mezhepler rahmettir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âlimlerin farklı ictihadları, [mezheplere ayrılmaları] rahmettir.) [Beyheki]

(Âlimlere tabi olun!) [Deylemi]

(Âlimler, Peygamberlerin vârisidir.) [Tirmizi]

Bir Müslüman, kendi mezhebine göre ibadet yaparken, bir meşakkat hasıl olursa, başka bir mezhebe uyarak, bu işi kolayca yapar. Mesela Şafiiler, hacda kadına dokununca abdestleri bozulur. Bunun için Hanefi�yi taklit ederek haclarını yapıyorlar. Bu apaçık bir rahmettir.

Bazıları da, (Mezhep gereksizdir, Peygamber ve Sahabenin mezhebi mi vardı?) diyor. Bu söz, (Kuvvet komutanı, hangi bölüğün eridir?) veya (Fizik öğretmeni, hangi sınıfın talebesidir?) demeye benzer. Çünkü Sahabenin her biri, mezhep imamı idi. Resulullah efendimiz ise, kâinatın hocası idi.

Mezhepsizler kendisini Resulullah gibi zannedip, o sünni veya şii değildi biz de öyleyiz diyorlar. Temsilde hata olmasın, Resulullah genel kurmay başkanıdır, ondan başka ordunun başı yoktur. O hangi ordunun subayıdır denmez. Kuvvet komutanı da denmez. O onlardan da üstündür. Mezhep imamları kuvvet komutanları gibidir. Mezhebe tâbi olanlar da diğer askerler gibidir. Bir askerin kendisini kuvvet komutanı gibi görmesi yani İmam-ı a�zam gibi görmesi çok anormal bir şeydir. Yahut daha ileri giderek genel kurmay başkanı gibi görmesi deliliktir. Mezhepsizler de Peygamber sünni veya şii değildi biz de öyleyiz demeleri Onunla boy ölçüşmeye kalkmak olur. Bu dünya işlerinde bile böyle iken, yani bir er, genel kurmay başkanı ile mukayese bile edilmezken, nasıl olur da özel peygamberlik verilen bir kişi ile mezhepsiz insan mukayese kabul eder?

Bir de bir subay general oluncaya kadar hangi sınıfta ise onun adı ile söylenir. Mesela Topçu albay, piyade yüzbaşı gibi. General olunca artık sınıfı olmaz. Sınıflar üstüdür. Bir er veya astsubay veya subay çıkıp da, generalin sınıfı yok o da insan benim niye sınıfım var diyemez. Bunun gibi bir kimse de eshab-ı kiramın mezhebi yoktu, imam-ı Evzainin mezhebi ne idi diyemez. Onlar müctehiddir, müctehidin mezhebi kendi mezhebidir. Nasıl generallerin sınıfı yoksa mutlak müctehidlerin de mezhebi kendi mezhepleridir. Sen kalkıyor İmam-ı a�zam ile falan değil bizzat Resulullah ile kendini mukayese etmeye kalkıyorsun o sünni şii değil de ben de öyle olacağım diyorsun, o bize örnek diyorsun. Örnek alınacak kısmı var, örnek alınamayacak kısmı var. Sen hâlâ genel kurmay başkanı olmaya Resulullah ile kendini mukayese devam ediyor musun? Yoksa bir mezhebi kabul ediyor musun?

(Mezhebe, hadislere uymam, sadece Kur’ana uyarım) demek, (Kanunlara, tüzüklere uymam, Anayasaya uyarım) demek gibi yanlıştır. Çünkü Anayasada her hüküm, her ceza bildirilmemiştir. Anayasa, kanunlara havale eder. Kanunlardan da tüzükler, yönetmelikler çıkmıştır. (Anayasa varken, kanuna lüzum yok) demek yanlış ise, (Kur’an varken, mezhebe lüzum yok) demek, daha çok yanlıştır.

Kanunlar, Anayasaya uygunsa, mezhepler de, Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uygundur. Hiç kimse, (Madem, mezhep, Kur’an ve sünnetin açıklamasıdır. Ben de açıklar bir mezhep kurarım) diyemez. Çünkü bir kimsenin, (Doktor olmak, tıp kitabı, kimyager olmak için de kimya kitabı okumak yeter) diyerek eline aldığı bir tıp ve kimya kitabı ile doktorluk yapmaya, ilaç imal etmeye kalkışması ne kadar yanlış ise, (Ben de Kur’andan, hadisten hüküm çıkarırım) demek daha yanlıştır.

Evet, mezhepsizseniz açıkça söyleyin. Siz generalliğe değil genel kurmay başkanlığına hatta ondan da ileri gitmeye çalışıyorsunuz. Peygamberin sünnetini bilemeyiz diyerek ona bile uymayı kabul etmiyorsunuz. 1400 senedir gelen icmaya karşısınız. Âlimler dört mezhepte icma etmedi mi? Ben icmaya inanırım diyorsunuz arkasından ben onun icma olduğunu nereden bileyim diyorsunuz. Hadise inanırım fakat Buhari�deki hadislerin sahih olduğunu nereden bileyim diyorsunuz. Kur�anın da Allah�ın kelamı olduğunu nereden bileyim diyeceksiniz bu gidişle. Çünkü âlimler mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür buyuruyor.

Sual: Bayramlarda, Kandillerde, Cuma günlerinde, grup üyelerine, toplu olarak tebrik gönderiyorsunuz. Bizim de, herkesin mail adresini yazıp, arkadaşlarımıza, büyüklerimize, toplu olarak tebrik göndermemiz uygun olmaz mı?
CEVAP
Genelde bunu, mailleri gizlemeyi bilmeyenler böyle toplu mail gönderiyorlar.

İkincisi mail adresleri gizli yerden yazılsa da, mail adresleri görülmese de, topluca gönderildiği belli oluyor.
Bir öğretmen talebeleri toplayıp, (Hepinizin bayramını kutluyorum) dese, orada diğer öğretmenler ve müdür de olsa, onlarınkini de böylece kutlamış olsa, uygun olmaz. Müdüre, odasına gidip kutlamak gerekir. Diğer birkaç öğretmenle de özel olarak tebrikleşmek gerekir.

Büyük küçük, âmir memur, ast üst farkı gözetmeden, herkese topluca tebrik göndermek uygun değildir. Bilhassa, büyüklerimize, özel olarak tebrik göndermek gerekir. Bazen görüyoruz, üç kişiye tebrik gönderiliyor, üçü bir arada yapılıyor. Mail yazmak, o kadar zor değildir. Üçüne de ayrı gönderilebilir. Özel mail gönderilince, muhatabımız, kendisine özel bir değer verildiğini anlar.

Biz, gruptaki üyelere toplu olarak tebrik gönderiyoruz; ama bunda bir zaruret vardır. Binlerce üyenin hepsine teker teker yazmak elbette imkânsız denecek kadar zordur. Ama bize özel tebrik yazanlara, biz de aynı şekilde, özel cevap vermekteyiz.

Sual: Bayramlar, kandil geceleri, Cuma günleri zaten mübarek değil mi, niye (Mübarek olsun) deniyor?
CEVAP
Evet mübarektir. Bayramın, kandilin veya Cuman mübarek olsun demek, bu günler, senin için hayırlara vesile olsun, yaptığın ibadetler makbul olsun, günahların affolsun anlamında çok güzel bir duadır.


Bayram günleri

Bayram günleri
Bayram günlerinin de fazileti büyüktür. Kurban bayramının 1.2.3. günlerinden sonraki gecelere Kurban bayramı geceleri denir. Ramazan-ı şerifin son günü ile bayramın ilk günü arasındaki geceye de Ramazan bayramı gecesi denir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.) [İbni Mace, Taberani]

(Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz. Ramazan bayramının ve Kurban bayramının birinci geceleri, Berat gecesi ve Arefe gecesi.) [İsfehani]

(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.) [İbni Asakir]

Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet�e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir.

Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir�e, (Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari)

Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır.

Kimseye darılmamalı, dargınlık olduysa, 3 günden fazla sürmemeli, bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Din kardeşiyle 3 günden çok küs durmak caiz değildir. Üç gün sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud]

(Ameller pazartesi ve perşembe günü Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan istifade edemez. Cenab-ı Hak, �Onlar barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin� buyurur.) [İ. Malik]

Bayram geceleri
Sual: S. Ebediyye�deki, �Kıymetli geceye, kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Önceki günü öğle namazı vaktinden, o gecenin fecrine kadar olan zamandır. Yalnız, Arefe ve üç kurban günlerinin geceleri böyle değildir. Bu dört gece, bu günleri takip eden gecelerdir� ifadesi hangi kitaptan alınmıştır?
CEVAP
Dürr-ül-muhtar kitabının itikaf bahsinde şöyle deniyor:
Bil ki, geceler günlere tâbidir. Bundan, yalnız Arefe gecesiyle Kurban bayramı geceleri müstesnadır. İnsanlara kolaylık olmak için, bu geceler, geçen gündüzlerine tâbidir. Velvalciyye’nin kurban bahsinde de beyan edilmiştir


Hacılara dağıtılan kitaplar

Hacılara dağıtılan kitaplar
Sual: Bu yıl [2004] hacda hacılara ücretsiz dağıtılan Ehl-i sünnet vel-cemaat inancı isimli kitapta, şefaat ve kabir azabı hak deniyor. Ancak Allah gökte oturuyor ve Azrail ölüm meleği değil deniyor. Hazret-i Nuh�tan önceki Peygamberler inkâr ediliyor. Bir cevap verir misiniz?
CEVAP
Allah gökte veya Arş�ta demek insana benzetmek olur. Halbuki Kur�an-ı kerimde mealen, (O hiçbir şeye benzemez) buyuruluyor. (Şura 11)

Arşa, oturmaya muhtaç sanmak da küfürdür. Allahü teâlâ her noksandan münezzehtir. (Yunus 10)

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Ehl-i bâtıl, istiva, vech, yed gibi kelimeleri tevil etmedikleri için sapıtmışlardır. Allahü teâlâ, mekandan münezzehtir. İstiva demek, Arşa hükümran olması, Arşı hükmü altına alması demektir. �Hükümdar, Irak�ı kansız olarak istiva etti� demek, �Irak�ı kansız olarak ele geçirdi� demektir. Yedullahtaki yed [el] kelimesini bilinen el gibi sanmamalı. Mesela “Falanca şehir, filanca valinin elinde” denilince, o şehrin valinin elinin içinde değil, onun idaresi altında olduğu anlaşılır. İstiva, vech gibi kelimeler de böyle tevil edilir.) [İlcam-ül-avam]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ noksan sıfatlardan beridir. Zamanlı, mekanlı ve cihetli değildir. Zamanları, yerleri, cihetleri O yaratmıştır. Cahiller, Onu, Arşın üstünde sanır, yukarıda bilir. Arş da, diğer eşya gibidir, Onun mahlukudur, sonradan yaratmıştır. Sonradan yaratılan bir şey, her zaman var olana, yer olabilir mi?
Nasıl ki, Beytullah [Allah�ın evi] kelimesi, hâşâ Allah�ın barındığı ev değilse, gölge, el, yüz, istiva gibi kelimeler de böyledir. Arş yaratılmadan önce hâşâ Allah nerede idi? Oturmak, âcizlik değil midir? Hâşâ Allah âciz denir mi? Allah�ın sıfatları tevil edilmez dedikleri halde, (Allah, nerede olsanız, O sizinle beraberdir) mealindeki âyeti tevil ederek tezada düşüyorlar. Beraberliği ilmen diye tevil ediyorlar da, istivanın da ilmen olduğunu niye kabul etmiyorlar?

İstiva hâkim olmaktır
Ehl-i sünnet âlimleri, istivayı, Allah’ın Arşa hükümran olması, hâkim olması diye açıklamışlardır. Peki Allah Arşın hâkimi de göklerin ve yerin hâkimi değil midir? Niye sadece Arşa istiva etti denmiştir de, göklere de istiva etti denmemiştir?
CEVAP
Bunu bir örnekle açıklarsak kolay anlaşılır. Türkiye Başbakandan sorulur demek, İstanbul, İzmir sorulmaz demek değildir. Vali İstanbul�un elinde denince, ayrıca Beşiktaş ve Fatih�i de söylemek gerekmez. Arş da, yer ve göklerden büyük olduğu için sadece Arş denmiştir. Ancak yine cahiller yanlış anlamasın diye hepsi de bildirilerek şöyle buyurulmuştur:
(Göklerin, yerin ve Arşın Rabbi olan Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir.) [Zuhruf 82]

(O, göklerde ve yerde tek Allah�tır.) [Enam 3]

(O gökte ilahtır, yerde ilahtır.) [Zuhruf 84]

Bu âyetlerden, hâşâ Allah�ın hem yerde ve hem de gökte olduğu anlaşılabilir. Böyle inanmak da küfürdür.

(O her şeyi kuşatmıştır.) [Fussilet 54] Bu âyetten de hâşâ, Allah�ın, kâinatın dışında olup her şeyi çepeçevre kuşattığı anlaşılıyor. Böyle sanmak da küfür olur.

(O, Arşa istivâ edendir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir.) [Hadid 4]
Eğer bu âyet de tevil edilmezse, Allah hem Arşta, hem de her yerde olduğu anlaşılır.

Ölüm meleği Azrail aleyhisselam
Sual: Vehhabiler, Azrail aleyhisselamın melek-ül mevt = ölüm meleği olduğuna da inanmıyorlar. Hadislerde ve din kitaplarında ölüm meleğinin Azrail aleyhisselam olduğuna dair bilgi yok mu?
CEVAP
Evet çok bilgi vardır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Azrail aleyhisselamın kişinin canını alması bin kılıç darbesinden şiddetlidir.) [Ebu Nuaym]

(Ey insanlar, ben de bir insanım. Pek yakında Allahü teâlânın elçisi olan Azrail gelebilir ve ben de onun davetine icabet edebilirim.) [İ. Ahmed]

(Bütün hayvanların ecelleri tesbihlerine bağlıdır. Tesbihleri bitince Allahü teâlâ onların ruhunu kabzeder. Azrail aleyhisselamın bu kabzla alakası yoktur.) [Beyheki]

Hacılara dağıtılan Ehl-i sünnet vel-cemaat inancı isimli kitapta, meleklere iman bildirilirken, Cebrail, İsrafil ve Mikail ve Ölüm meleği deniyor, Azrail aleyhisselam bildirilmiyor. Dip notta ise, hiç bir kitapta ölüm meleğinin Azrail olduğu bildirilmiyor denilerek inkâr ediliyor. Halbuki bütün kitaplarda vardır.

Peygamber efendimiz, Secde suresinin, (De ki: Size vekil kılınan [görevlendirilen] ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz) mealindeki 11. âyet-i kerimesini açıklayarak ölüm meleğinin Azrail olduğunu bildirmiştir.

İmam-ı Kurtubi hazretleri de bu âyeti açıklarken �Ölüm meleği�nin adı Azrail�dir, manası da Allah�ın kulu demektir� buyuruyor. Naziat suresinin, (İşleri tedbir eden, yöneten melekler�) mealindeki beşinci âyetini açıklarken şu hadis-i şerifi bildiriyor:
(Dünya işlerini dört melek idare eder: Cebrail, Mikail, İsrafil ve ölüm meleği Azrail.) [Kurtubi]

Hazret-i Fatıma anlatır:
Babam Resulullahın başı ucunda beklerken, aniden kapıya bir kimse geldi. (Esselamü aleyke ey ehli beyt! İçeri girmeme izin var mı? Resulullahın yanına varayım) dedi. (Ey Allah�ın kulu, şu anda Resulullahı ziyarete kimseye izin yok) dedim. (Ya Fatıma, beni men etme, benim içeri girmem lazım) dedi. Gelen Azrail aleyhisselam idi. (Şevahid-ün nübüvve)

Cebrail aleyhisselam ve Azrail aleyhisselam birlikte kapıya geldi. Cebrail aleyhisselam içeri girdi. Azrail aleyhisselamın kapıya geldiğini, içeri girmeye izin beklediğini söyledi. Resulullah izin verdi. Azrail aleyhisselam içeri girdi. Selam verdi. Allahü teâlânın emrini bildirdi. Resul-i ekrem Cebrail aleyhisselamın yüzüne baktı. O da, ya Resulallah, Mele-i ala sizi bekliyor dedi. Bunun üzerine, Fahri âlem, (Ya Azrail, gel, vazifeni yap) buyurdu. O da, Muhammed aleyhisselamın mübarek ruhunu alıp, ala-yı ılliyyine ulaştırdı. (Tezkiye-i ehl-i beyt)

Davud aleyhisselamın yanına iki kişi gelip, birbirinden şikayet etti. Dinleyip karar verip giderken, Azrail aleyhisselam gelip, (Bu iki kişiden, birincisinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti, fakat ölmedi) dedi. Davud aleyhisselam şaşıp, sebebini sorunca, (İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargın idi. Bu gidip, onun gönlünü aldı. Bundan dolayı, Allahü teâlâ, buna yirmi yıl ömür takdir buyurdu) dedi. (Levh-il-mahfuz ve Ümm-ül-kitap)

Azrail aleyhisselam, Süleyman aleyhisselamın yanına gelince, oturanlardan birine dikkatle baktı. Bu kimse, böyle sert bakışından korktu. Azrail aleyhisselam gidince, Süleyman aleyhisselama yalvarıp, rüzgara emretmesini, rüzgarın kendisini Batı ülkelerinden birine götürüp, Azrail aleyhisselamdan kurtulmasını istedi. Azrail aleyhisselam tekrar gelince, Süleyman aleyhisselam, o adamın yüzüne niçin sert baktığını sordu. Azrail aleyhisselam, (Bir saat sonra, Batıdaki şehirlerden birinde, o kimsenin canını almak için emir olunmuştum. Onu senin yanında görünce, hayretimden dikkat ile baktım. Emre uyup Batıya gidince, onu orada görüp canını aldım) dedi. [Mesnevi � Mevlana Celaleddin-i Rumi)

Azrail aleyhisselamla ilgili kitaplardaki bilgilerden bir kısmı da şöyledir:
Azrail aleyhisselam, Hazret-i İbrahim�in ruhunu almak için gelince, (Dost, dostun canını alır mı?) dedi. Allahü teâlâ da, (Dost dosta kavuşmaktan kaçınır mı?) buyurunca, (Ya Rabbi, Ruhumu hemen al) diye dua etti. Mevlana Celaleddin-i Rumi, Azrail aleyhisselamı görünce, (Çabuk gel, canım çabuk gel. Beni Rabbime çabuk kavuştur!) demiştir. (Sefer-i Ahiret risalesi)

Ecel gelince, Azrail aleyhisselam, insanı nerde olursa olsun bulur. Kendini tehlikeye atmak caiz değildir. (Berika)

Hak teâlâ, Azrail aleyhisselama (Dostlarımın canını, kolay al, düşmanlarımınkini güç al!) buyurdu. (Miftahül cenne)

Dört büyük melekten biri Azrail aleyhisselamdır. İnsanların ruhunu alır. (İtikadname)

Cenab-ı Hak ölüm meleği Azrail aleyhisselama herkesin ruhunu almak için kudret bahşettiği gibi İblis�e de herkesle beraber bulunmak kudreti vermiştir. (Redd-ül-muhtar)

İlk Peygamber Nuh diyorlar
Hacılara dağıtılan Ehl-i sünnet vel-cemaat inancı isimli kitapta, Hazret-i Nuh�tan önceki Peygamberler inkâr ediliyor. Delil olarak şu âyet gösteriliyor:
(Nuh'a ve ondan sonra gelen Peygamberlere, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakuba, evlatlarına, İsa'ya, Eyyübe, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Davud'a da Zebur�u verdik.) [Nisa 63]

Burada bütün Peygamberler bildirilmiyor. Mesela Âdem, İdris, Hud, Sâlih, Lut, Şuayb, Musa, Zekeriya, Yahya [aleyhimüsselam] gibi Peygamberlerin ismi geçmediği için bunlara vahiy gelmedi, bunlar Peygamber değildir denebilir mi? Aşağıdaki âyet-i kerime, Nuh aleyhisselamdan önce, o kavme Peygamberler geldiğini, fakat o Peygamberleri yalanladıkları bildirilerek buyuruluyor ki:
(Nuh kavmi, Peygamberleri yalancılıkla itham etti.) [Şuara 105]

Eğer sadece Nuh aleyhisselam olsa idi, mürselîn denmezdi. (Kavmi Nuh�u yalanladı) denirdi.

İdris, Şit ve Âdem [aleyhimüsselam]ın Peygamberliklerini inkâr ediyorlar. İdris aleyhisselam, Şit aleyhisselamın torunlarındandır. Hazret-i Şit, Hazret-i Âdem�in oğlu olup Peygamber olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir. Diğer ikisinin Kur�an-ı kerimde isimleri geçmektedir. Bunları inkâr, Kur�an-ı kerimi inkâr olur. Kur�an-ı kerim tevili imkansız bir şekilde şöyle bildiriyor:
(İdris de pek doğru bir insan, bir Peygamberdi.) [Meryem 56]

Her âyeti inkâr gibi, bu âyeti de inkâr küfürdür. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Miraç�ta, ikinci göğe vardık. Cibril, bekçisine �Kapıyı aç� dedi. Melek Ona dünya semasının bekçisininkine benzer sorular sordu. Hazret-i İdris�e uğradığımda bana şöyle dedi: �Merhaba ey salih Peygamber ve salih kardeş.� Ben �Bu kim?� diye sordum. Cebrail, �Bu İdris Peygamberdir� dedi.) [Buhari, Müslim, İ. Ahmed]

(Resullerin ilki Âdem, sonuncusu ise Muhammed�dir. İsrail oğullarının nebilerinin ilki Musa ve sonuncusu İsa�dır. Kalem ile yazan ilk Peygamber ise İdris�tir.) [Hakim-i Tirmizi]

İlk Peygamber
Hazret-i Âdem, ilk Peygamberdir. Kur�an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:
(Allah birbirinden gelme bir nesil olarak Âdem�i, Nuh�u, İbrahim ailesi ile İmrân ailesini [Peygamber] seçip âlemlere üstün kıldı.) [Al-i imran 33]

(İşte bunlar, Allah�ın kendilerine nimetler verdiği nebilerden Âdem�in soyundan, Nuh ile birlikte [gemide] taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail�in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir.) [Meryem 58]

Âdem aleyhisselamın ilk Peygamber olduğunu bildiren bir hadis-i şerif de şöyledir:
(Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselamdır.) [Taberani]

Ehl-i sünnetin reisi ve Hanefi mezhebinin kurucusu imam-ı a�zam hazretleri de buyuruyor ki:
Resullerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. (Fıkh-ı ekber)

Peygamberlerin bir kısmını inkâr etmek küfür olur. İşte bir âyet-i kerime meali:
(Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmaya çalışıp “Bir kısmına inanır bir kısmını inkâr ederiz” diyerek ikisi arasında bir yol tutanlar, işte onlar kâfirlerin ta kendisidir.) [Nisa 150]

Nebi ve resul nedir
Nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden Peygamberdir. Her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Kitap gönderilen Peygambere Resul denir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet eden Peygamberlere Nebi denir. Peygamber Farsçadır, Resul veya Nebi anlamında kullanılır. Kur�an-ı kerimde bir Resul için, Nebi de denmesi onun Resul olmadığını göstermez. Peygamber efendimize Nebi de denmektedir. Kendilerine kitap verilen Resullerden bazıları şunlardır:

Hazret-i Musa, Resul ve Nebi idi. (Meryem 51, Araf 104, Zuhruf 46)
Hazret-i İsa, Resul ve Nebi idi. (Nisa 157, Maide 75)
Hazret-i Hud, Hazret-i Salih, Hazret-i Lut, Hazret-i Şuayb Resul idi (Şuara 125, 143, 162, 178)
Hazret-i Harun Nebi idi. (Nisa 163, Meryem 53) [Hazret-i Musa devrinde, Museviliğ tebliği etti.]
Hazret-i Yahya Nebi idi (A. İmran 39) [ Hazret-i İsa zamanında İseviliği tebliğ etti.]

Allah�ı mahluka benzetmek
Hacılara dağıtılan kitaplarda, hem Allah hiçbir şeye benzemez deniyor, hem de iki gözü var denilerek insana benzetmeye çalışılıyor. El ve kulak hususunda da aynı hatalar tekrar ediliyor. Allah�ı mahluklara benzetmekle mücessime fırkasına dahil olmuyorlar mı?
CEVAP
Hadid suresinin, (Nerede olsanız, O sizinle beraberdir) mealindeki dördüncü âyetini tevil edip, ilmen beraberdir diyorlar ama, öteki ifadelere gelince, ilmen demiyorlar, hâşâ Allah gökte oturuyor diyorlar. El, yüz, göz gibi ifadeler kullanıyorlar. Böylece Allah�ı mahluklara benzeterek müşebbihe [mücessime] fırkasına dahil oluyorlar. Her dilde teşbihler [benzetmeler] vardır. Kur�an-ı kerimde de o zamanın Araplarının anlayacağı teşbihler kullanılmıştır. Mesela buyuruluyor ki:
(Kâfirler, sağır, dilsiz, kör oldukları için doğru yola gelmezler.) [Bekara 18]

Herkes bilir ki kâfirler, sağır, dilsiz ve kör değildir. Burada bir teşbih vardır. Hakkı işitmedikleri için sağır, doğruyu söylemedikleri için dilsiz ve gerçekleri göremedikleri için kör denmiştir.

Göz kelimesi ile ilgili yüzlerce deyim vardır. Birkaçı şöyledir:

Gözden düşmek: Sevgi ve itibar kaybetmek.
Göze girmek: Sevgi ve itibar kazanmak.
Göz dikmek: Bir şeyi ele geçirme isteği duymak.
Göz altına almak: Nezarete almak, gözetim altına almak.
Göz altında tutmak: Gözetim altında bulundurmak.
Göz kırpmak: Teşvik etmek, tasvip etmek.
Göz kırpmamak: Hiç uyumamak, geceyi uykusuz geçirmek, tehlikelere aldırmamak.
Göz önünde tutmak: Dikkate almak, hesaba katmak, ehemmiyet vermek.
Gözünü boyamak: Yanıltmak, kandırmak.
Göz açmak: Doğmak, rahata kavuşmak.
Göz açamamak: Fırsat ve zaman bulamamak.

Görüldüğü gibi bu deyimlerin hakiki göz ile hiç bir alakası yoktur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ümmetim birbirine sövdükleri zaman Allah�ın gözünden düşerler.) [Hakîm]
Hâşâ buradan Allahü teâlânın insan gibi iki gözü olduğu çıkarılamaz.

Hacılara dağıtılan kitapta, deyimler bilinmediği için veya üstadları öyle söylediği için Allah�ın iki gözü vardır deniyor. Delil olarak da şu âyet gösteriliyor:
(Ey Nuh, gemiyi gözlerimizin önünde yap.) [Hud 37]

Tefsir âlimleri, (Gemiyi nezaretimiz, gözetimimiz altında yap) diye açıklamışlardır. Bu âyeti delil getirip Allah�ın iki göz var demek çok yanlış olur. Allahü teâlâ hiçbir şeye benzemez. Hiçbir âyet ve hadiste Allah�ın iki gözü olduğu bildirilmiyor. Elbette Allahü teâlâ görür, ancak iki gözü vardır, onunla görür demek yanlıştır. Dünyanın her yerinde karanlıkta, binaların içinde olanları da görür, bilir. İki gözü ile görür demek yanlıştır. Bu yanlışlıklara deyimlerin bilinmemesi de sebep oluyor.

Mesela Türkçe�ye Ebu Turab [toprak babası], Hazret-i Ali�nin bir lakabıdır, Ebu Hüreyre [kedi babası] diye tercüme ediliyor. Bir insana toprağın veya kedinin babası denir mi? Türkçe�de para babası deniyor, baba ile hiç alakası var mıdır? Parası çok anlamındadır. Ebu Hüreyre de kediyi sever, ona şefkat duyar, acır, iyilik eder anlamındadır. Deyimleri söylenilen kelimelerle anlamaya kalkılırsa yanlışlıklar olur. Hacılara dağıtılan kitaplar böyle yanlışlıklarla doludur. Böyle kitaplar okunmamalıdır.