İslam’da evlilik nasıl gerçekleÅŸir?

NİKAH

İslam Dini, her sahada olduğu gibi evlilik konusunda da ince eleyip sık dokumaktadır. Çünkü aile, İslam toplumunun can damarı, sarsılmaz temeli ve köşe taşı konumundadır. Aile yapısı ne kadar sağlam olursa, toplum o denli sağlam ve sağlıklı olur. Ailenin temel taşları, dikili direkleri ise anne ve babadır.

Sağlam ve sağlıklı, huzurlu ve mutlu, kalıcı ve sürekli, tutarlı ve dengeli bir toplum hedefleyen İslam, bu toplumu oluşturan ailelerin kuruluşunda izlenecek yolu, çok açık bir biçimde ortaya koymuştur.

Ailenin oluÅŸumunda en önemli öğe, eÅŸ seçimidir. Kadın olsun erkek olsun eÅŸ seçimi, mü’minlerin en çok dikkat etmeleri gereken hususların başında gelmektedir. EÅŸ konusunun çok titiz bir ÅŸekilde çözümlenmesinden sonra Müslüman için hayat daha anlamlı, daha kolay ve daha rahat olacaktır. HerÅŸeyden önce yüce Allah’ı razı etme konusunda, bu durum çok açık bir ÅŸekilde kendisini gösterecektir.

Alemlerin Rabb’i olan yüce Allah’ı razı etme konusunda Müslüman eÅŸler, birbirlerine yardımcı olacak, birbirlerinin eksikliklerini giderecek, birbirlerini teÅŸvik edecek ve ideal Müslüman bir aile örneÄŸini ortaya koyacaklardır. Böyle bir aile ortamında filizlenip yeÅŸerecek çocuklar da toplumda örnek insanlar olacaklardır. Böyle insanlardan teÅŸekkül edecek bir toplum ise, diÄŸer toplumlar içinde örnek bir toplum olarak varlığını idame ettirecektir.

Kur’an’ı Kerim, saÄŸlam prensipler ve temeller üzerine bina edilecek bir evliliÄŸin, hayırlara vesile olacağını bildirmiÅŸ, bunun için aynı davaya inanan insanların bir araya gelmelerini istemiÅŸtir.

“Müşrik kadınlarla, onlara inanıncaya kadar, evlenmeyin. (Müşrik kadın) hoÅŸunuza gitse dahi, mü’min bir câriye, müşrik (hür) bir kadından iyidir. Müşrik erkekler de inanıncaya kadar, onları(mü’min kadınlarla) evlendirmeyin. (Müşrik erkek) hoÅŸunuıa gitse dahi, mü’min bir köle, müşrik bir adamdan iyidir. (Zira) onlar ateÅŸe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete ve maÄŸfrete çaÄŸrıyor. İnsanlara ayetlerini (böyle) açıklıyor ki öğüt alsınlar” (2 BAKARA, 221)

İslam, evliliğin uzun ömürlü olması için iyi bir eş seçiminin yapılmasını esas alır. Yuvanın huzur, uyum, mutluluk ve karşılıklı güvene dayanan prensipler üzerine bina edilmesi için, bu yuvada din unsurunun ön planda olması gerekir. Çünkü din unsuru, insan yaşlandıkça artar, güzelleşir, gelişir ve bağları kuvvetlendirir. Oysa zenginlik, güzellik, soy-sop gibi unsurlar, hem geçici hem de insanın kibrini artırdığı için, huzursuzluğun temel nedeni sayılmaktadır.

İşte bu nedenle; Hz. Peygamber(a.s): “Kadın, dört ÅŸeyi için nikah edilir; malı, soyu, güzelliÄŸi ve dini; sen dindar olanını seç ki, evin bereket bulsun” buyurmuÅŸtur. (Kütüb-i Sitte ve İmamı Ahmed’in Müsned’i ile İslam Fıkıh Ansiklopedisi)

Diğer bir hadisi şerifte de Rasulullah(a.s), malın ve güzelliğin getirdiği problemlere dikkat çekerek evlilikte dindarlık dışındaki bir tercihi açıkça yasaklamıştır.

“Kadınları güzellikleri için nikahlamayınız, olur ki güzellikleri ahlakça düşmelerine sebep olur. Onları malları içinde nikahlamayın, zira malları azgınlıklarına yol açabilir. Kadınları dindarlıktan dolayı nikahlayın. Şüphesiz dindar olan yırtık elbiseli bir cariye (böyle olmayanlardan) daha üstündür.” (İslam Fıkıhı Ansiklopedisi 9.C SH. 14)

Kur’an ve Sünnet’in ortaya koyduÄŸu esaslardan anlaşılacağı gibi, saÄŸlıklı bir İslam toplumurıun oluÅŸabilmesi için, mü’min erkek ve kadınların birbiriyle evlenmeleri esastır. Ancak böyle bir evlilik sonunda, İslami esaslar insanlara daha iyi bir ÅŸekilde ulaÅŸtırılabilir.

Erkek veya kadından birinin, mücadeleci ve davetçi bir Müslüman, diÄŸerinin ise bunun zıddı olması, o mücadeleci Müslüman için en büyük zulüm, İslami esaslara vurulmuÅŸ çok büyük bir darbe ve İslami hareketi daha başında iken akamete uÄŸratmaktır. Müslümanlar, evlilik konusunda çok hassas olmalıdırlar. Her ne olursa olsun, yeter ki evlilik olayı vukubulsun amacıyla evliliÄŸin yapılmasını, İslam hoÅŸ görmemektedir. Her konuda olduÄŸu gibi evlilik de, Müslümanların Allah’a yaklaÅŸmasını temin eden bir vasıta olmalıdır. Aksi halde Müslüman, kendi tekerinin önüne kendisi taÅŸ koyacak ve kendi kendisini Allah yolundan alıkoyacaktır. Güzellik veya yakışıklılık, mal, servet için yapılan bir evlilik, İslami hareketin önüne konulmuÅŸ en büyük engeldir. Çünkü, evlilik olayı baÅŸka bir ÅŸeye benzemiyor ki, beÄŸenmediÄŸin zaman bozup yeniden iyisini yapasın. Mesela eÅŸ alımı, bir ayakkabı, bir elbise, bir araba alımı gibi deÄŸildir ki bozuk arızalı çıktı diye gidip yenisiyle deÄŸiÅŸtirilsin. Hiç kimse eÅŸi geçimsiz, kendisini beÄŸenmiÅŸin biridir diye, ailesine gidip ‘kusura bakmayın bu iyi çıkmadı, bana varsa daha iyi birini verin diye talepte bulunamayacağı için, iÅŸi baÅŸtan saÄŸlam tutmak en iyisidir.İşte bunun için İslam, iÅŸi baÅŸtan saÄŸlam tutarak, mü’minlerin birbirleriyle evlenmeleri emretmiÅŸtir.

Müminler, içinde yaÅŸadıkları toplumun deÄŸer yargılarını deÄŸil, İslami deÄŸer yargılarını esas almalıdırlar. Allah ve Rasulü’nün ortaya koyduÄŸu deÄŸer yargıları, toplumun deÄŸer yargılarındarı daha üstündür. Bir evlilik olayında, toplumun deÄŸer ölçülerine göre deÄŸil, Allah ve Rasulünün ortaya koyduÄŸu deÄŸer ölçülerine göre hareket esas olmalıdır. Çünkü Allah ve Rasulû’nün ortaya koyduÄŸu ölçüleri, nefsani istekler için terketmek, apaçık bir sapıklıktır. Sapıkların ise Müslüman olmaları şöyle dursun, Allah ve Râsulü’ne savaÅŸ açan kafirler olduÄŸu gerçeÄŸini, Kur’an bize bildirmektedir.

“Allah ve Rasülü, bir iÅŸte hüküm verdiÄŸi zaman, artık mü’min bir erkek ve kadına, o iÅŸi -kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (33 AHZAB, 36)

Bu yüce uyarının nuzül sebebi, siyak ve sibakı incelendiÄŸi zaman, Allah ve Rasulü’ne iman edip teslim olan mü’minlerin, evlenme ve boÅŸanma konusunda da Allah ve Rasulü’ne tabi olmaları gerektiÄŸi anlaşılmaktadır. Bu uyarıdan hemen sonra gelen ayette, Hz. Zeyd bin Harise ile Hz. Zeyneb binti CahÅŸ’ın evliliÄŸindeki olumsuz durumlar ortaya konulmakta, uymaları gereken kurallar bildirilmektedir.

Allah ve Rasulü’nün hükümleri, her konuda olduÄŸu gibi, evlilik konusunda da bugünkü Müslümanları baÄŸlamaktadır. Heva ve heveslerine uymuyor diye, Allah ve Rasulû nün hükümlerini gözardı edenlerin, Müslüman olmaları mümkün deÄŸildir.

Åžimdi Kur’an ve Sünnet, evlenecek eÅŸlerde dindarlık hususunu ararken, Müslüman olduklarını söyleyenler yakışıklılık, güzellik, zenginlik, soy-sop gibi özelliklere aldanarak eÅŸ seçmeye kalkışmaktadırlar. Hele bu özelliklere sahip olanların tevhidi görüşte olup olmadıklarını araÅŸtırmayanlar, kendi ateÅŸlerini ellerine alarak cehennemin yolunu tutmuÅŸlardır.

İslam, bir yaÅŸam biçimidir; evlenmekten boÅŸanmaya, yemeden içmeye, yürümekten oturmaya, ibadetten çalışmaya, ticaretten siyasete, barıştan savaÅŸa kadar tüm hareketlerini, İslami esaslar doÄŸrultusunda düzenleyenler, gerçekten Müslüman olanlardır. İslami esasların bir bölümünü alıp bir bölümünü bırakanların ise, müşrik olduklarını Kuran’ı Kerim bildirmektedir.

Nikahta Denklik

Düşünce ve pratikleri bir olmayan, İslami esasları, hevalarına uymuyor diye bırakan müşriklerle, Allah ve Rasulü’nün hükümlerini her ÅŸeyin önünde tutan mü’minlerin evlenmeleri kesinlikle haramdır.

“Zina eden erkek, zina eden veya müşrik kadından baÅŸkasıyla evlenmez; zina eden kadın da zina eden veya müşrik bir erkekten baÅŸkasıyla evlenmez: Böyleleriyle evlenmek mü’minlere haram kılmıştır. ” (24 Nur 3)

Bu ayetten de açıkça anlaşıldığı üzere mü’minler, müşrik ve zina edenlerle kesinlikle evlenmezler. Ancak müşrik bir kimse, müşrik ve zina eden biri ile evlenebilir. İlgili ayet, evlenmede denkliÄŸi ortaya koymaktadır. Aynı ÅŸekilde bu ayet, denkliÄŸin hangi konuda olacağını da bildirmiÅŸtir. Buradaki denklik inanç ve ahlaki denkliktir. İman ettiÄŸini söyleyen birinin bu uyarıya kulak vermesi gerekmektedir.

Evlenmede denkliÄŸin yaÅŸ, mal, servet, hürlük ve kölelik ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Her konuda mü’minler için en güzel örnek olan Rasulullah(as), evlilik ve eÅŸ seçimi konusunda da bu en güzel örnekliÄŸini ortaya koyarak mü’minlere yol göstermiÅŸtir.

Hz. Hatice, Rasulullah’tan onbeÅŸ yaÅŸ büyük iken, Hz. AiÅŸe ondan kırk yaÅŸ daha küçüktür. Hz. Hafsa, Hz. Ömer’in kızı ve hür bir kiÅŸi iken, Hz. Safiye daha önce Yahudi olup, sonradan Müslüman olan Huyey in kızıdır. Hepsi de Rasulullah(a.s) ile evlenmiÅŸlerdir.

Aynı ÅŸekilde Hz. Bilal bin Rebah, Hz: Abdurrahman bin Avf ‘ın kız kardeÅŸiyle evlenerek bu konuda mü’minlere örnek olmuÅŸlardır. Demek ki İslamda denklik (kefaret) yaÅŸ, mal, hürlük, kölelik ve güzellik ile ilgili deÄŸil, inanç ve iman ile ilgilidir. Aynı İslami mesajı taşıyanların yaÅŸ, güzellik, yakışıklılık, zenginlik gibi unsurlara; bekar. evli, birkaç eÅŸli gibi durumlarına bakmaksızın, yalnızca yüce Allah’ın dinini yaymak ve gerçekleri insanlara ulaÅŸtırmak için, müşrik toplumun deÄŸer yargılarına önem vermeden birbirleriyle evlenmeleri, bu kiÅŸilerin (kadın olsun, erkek olsun) dini samimiyetini gösterir.

Bugün, İslami bazı kavramları ağızlarında eveleyip geveleyen ve kendilerini mücahid veya mücahide görerek, tevhidi düşünceden ÅŸeriatten, muvahhidlikten, ÅŸehidlikten ve ÅŸehadetten söz edenlerin evlilik konusunda, cahili ve müşrik deÄŸerler doÄŸrultusunda hareket etmeleri, bu konudaki yaÅŸantılarını ve düşüncelerini Kuran’ın öngördüğü yaÅŸam biçimine göre deÄŸiÅŸtirmemeleri, bunların gerçekten Müslüman olup olmadıkları konusunda kuÅŸkular uyandırmaktadır.

İslam bir yaÅŸam biçimi olduÄŸuna göre, Müslüman olduÄŸunu iddia eden bir kiÅŸi, tüm düşünce ve hareketlerini İslami deÄŸer ölçülerine göre düzenlemelidir. Çünkü Ahzab, 36. ayetinde geçtiÄŸi üzere. Allah ve Rasulü bir iÅŸte hüküm verdiÄŸi zaman, mü’min olduÄŸunu söyleyen erkek ve kadına, o iÅŸi kendi isteklerine göre çözme ve seçme hakları bulunmadığını, isteklerine göre hareket edenlerin, Allah’a ve Rasülü’ne karşı geldiklerini ve bunların apaçık bir sapıklığa düştüklerini biliyoruz. Bu sapıklığın nedeni, kiÅŸinin iÅŸine gelen konuyu hevasına göre çözmek istemesidir ki, bunların durumu dünya hayatında rezil olmak, ahirette de en büyük azaba uÄŸramaktır.

…Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan baÅŸka nedir? Kıyamet gününde (onlar) azabın en ÅŸiddetlisine itilirler. Allah yaptıklarını bilmez deÄŸildir.” (2 BAKARA, 85)

Azabın en ÅŸiddetlisine itiliÅŸ nedeni, hoÅŸuna giden ayetlerin alınıp gitmeyenlerin bırakılmasıdır. HoÅŸlarına gitmiyor diye bir kısım ayetleri bırakanların yaptıkları iyi ameller de boÅŸa gidecektir. Namazını kılan, orucunu tutan, Allah’a ve Rasulü’ne inandığını söyleyen; İslam dan, cihattan, İslami davetten söz eden bir kiÅŸinin, belli bir konuda, örneÄŸin evlilik konusunda, Âllah ve Rasulü’nün emrine muhalefet ederek, hevasının istek ve arzuları doÄŸrultusunda hareket etmesi onun diÄŸer amellerini de boÅŸa çıkarır.

“Böyledir, çünkü onlar, Allah’ın indirdiÄŸinden hoÅŸlanmamışlar, Allah da onların amellerini heder etmiÅŸtir.”(47 MUHAMMED, 9)

Bunun nedeni, nefislerini tatmin etmek için dünyevi istek ve arzularını, Allah ve Rasulü’nün isteklerinin önüne alıp dünya hayatını ve süsünü tercih etmelerindendir. Bunlar, dünyevi isteklerine kavuÅŸurlar, ancak ahirette onlar için ancak ateÅŸ vardır.

“Kimler dünya, hayatını ve süsünü isterse onlara oradaki amellerin(in karşılığın)ı tam veririz ve onlar orada (dünyada) hiçbir eksikliÄŸe uÄŸratılmazlar.

Ama onlar öyle kimselerdir ki ahirette onlar icin yalnız ateÅŸ vardır ve yaptıklarının hepsi orada boÅŸa çıkmıştır. Amelleri hep batıl olmuÅŸtur!” (11 HUD, 15-16)

İslami Olmayan Evlilikler Hüsrandır

Dünyalık elde etmek düşüncesiyle evlenenler, isteklerini elde ediyorlar; ancak isteklerine kavuÅŸtuktan sonra, dünyevi ihtiras ve tatminleri bitmediÄŸi için, rezil olmaktan da kurtulamıyorlar. Bakara, 85. ayeti kerimesi Allah’ın ayetlerinin bir kısmını alıp bir kısmını bırakanların dünyada rezil olduklarını bildiriyordu. Bu ayeti celilenin açık delillerini günümüzde çokça görmekteyiz. taÄŸuti mahkemelerine müracaat edip boÅŸanmak isteyenler, aynı dine, aynı inanca sahip, tevhidi düşünen Müslümanlar deÄŸillerdir. Mahkeme salonlarında rezil olanlar; daha önce güzellik, yakışıklılık, zenginlik gibi unsurlar için, binbir umutla evlenenlerdir. Belli bir müddet birbirlerinden yararlandıktan sonra, bu unsurların verdiÄŸi kibir, gurur ve kendini beÄŸenmiÅŸlik sonucunda istenmeyen durumlar ortaya çıkınca, mahkeme koridorlarında soluk almaktadırlar. Bunlardan kimileri güzelliÄŸini ve yakışıklığını kullanarak zinaya, kimileri de mallarıyla kudurmaya baÅŸlayınca ya da malları tükenince mahkeme koridorlarını doldurmaya baÅŸlamışlardır.

Evlilikten maksat nefisleri tatmin etmek olunca, sonuç iÅŸte böyle oluyor. Halbuki evlenmekten maksat, yüce Allah’ı razı etmek olmalıdır. Ancak bu tür evlilikler sürekli, kalıcı, mutlu ve huzurlu olur.

Kadın ve erkek bir elmanın iki parçası gibidirier, birbirlerini bütünlerler. Birbirlerinin can yoldaşı, hayat arkadaşı, sırdaşı, evlerinin direği, çocuklarının velisi, koruyucusu ve terbiyecisi olan eşler, biribirlerine yardımcı oldukları sürece Rab`lerini razı edebilirler.

Müslüman olduÄŸunu iddia eden, Kur’an ve Sünnet’e teslim olan, tevhidi düşünen herkes, dindarlık unsurunu öne alarak evlilikler gerçekleÅŸtirmelidir. Böyle evlilikleri gerçekleÅŸtirenleri desteklemek, inandığını söyleyen kimseler üzerine bir borçtur. Çünkü bunlar, aslında bu evliliÄŸi deÄŸil, bu evlilik sayesinde oluÅŸacak Müslüman bir aileyi, Müslüman bir toplumu ve Müslüman bir devleti , desteklemektedirler. Yüce Allah(cc) güzel bir iÅŸe destek olanlara, o iÅŸten kendilerine de bir pay olduÄŸunu, Nisa, 85. ayetinde bildirmektedir. Bu desteklemeler ÅŸu ÅŸekilde olmaktadır.

1-Tevhidi düşünen Müslümanları tesbit etmek.

2- Bunların tanışmalarını sağlamak.

3- Evlenmelerine yardımcı olmak.

4- Nikahı kolaylaştırmak. (Özellikle eşya konusunda)

5- Gerekirse maddi yardımda bulunmak.

6- İslami çalışmalarına destek olmak.

7- EÅŸler arasında çıkabilecek anlaÅŸmazlıklarda, Kur’an ve Sünnet’e müracaat etmelerini saÄŸlamak.

İslami evliliklerde, üzücü noktaların ortaya çıkmamasına dikkat etmek, her mû’minin en önemli görevleri arasındadır. Bu görev ihmal edilmemeli, savsaklanmamalıdır.

Çeyiz konusunda Müslümanlar hesabını veremeyecekleri eÅŸyaları almamalı, israf ve gösteriÅŸten kaçınmalıdırlar. Zütevazi olmak, her mü’minin-Kur’ani bir özelliÄŸidir. Müminlerin üstünlüğünün eÅŸyada deÄŸil, takvada olduÄŸu çok iyi bilinmelidir. EÅŸyada (maddede) üstünlük aramak, kapitalistlerin, münafıkların, fasıkların, materyalist demokratların vasfıdır. Mü’minler böyle bir vasıftan beridirler. Kur’an doÄŸrultusunda hareket etmek mü’minlerin ÅŸiarıdır.

‘ve kendilerine Rab’lerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman onlara karşı sağır ve kör davranmazlar. Ve ‘Rabb’imiz, bize gözler sevinci eÅŸler ve çocuklar lutfeyle ve bizi muttakilere önder yap’ derler.” (25 FURKAN, 73-74)

İslami Bir Evlilikte Aranan Şartlar

a- Evlenilecek KiÅŸinin Mü’min Olması

İslamda her şey belli kurallara bağlanmış, hiç bir şey kuralsız, başıboş bırakılmamıştır. Evlilik de, bu kurallı konulardan birisidir. Evlilikteki kuralları da, her şeyin ölçüsünü koyan yüce Allah belirlemiştir. Yüce Allah(cc), evliliğin nasıl, kimlerle, ne şekilde yapılacağı ile ilgili konuları çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu konudaki hükümler. diğer hükümler gibi iman edenleri kesinlikle bağlar.

Mü’min kadın ve erkeklerin birbirleriyle evlenmeleri gerektiÄŸi konusundaki ayetlerden ikisini (2/221, 24/3) yukarıda vermiÅŸtik. Burada iman edenlerle evlenilmesi gerektiÄŸi ile ilgili bir kaç ayet daha vererek konuyu netleÅŸtirelim.

“Ey iman edenler, mü’min kadınlâr göç ederek size geldiÄŸi zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. EÄŸer onların iman etmiÅŸ olduklarını anlarsanız onları kafirlere geri döndürmeyin. Ne bu(kadı)nlar onlara helaldir; ne de onlar bunlara helal olurlar…”(60 MÜMTEHİNE, 10)

Gerek bu ayette, gerekse Bakara, 221. ve Nur, 3. ayetlerinde belirtildiÄŸi gibi, mü’minler ancak mü’minlerle evlenebilirler. Çünkü, “Allah’ın hükmü budur”(60/10). Aksine hareket, yüce Allah’ın hükmüne karşı çıkmaktır ve kafirlerin ateÅŸe davetlerine(2/221) icabet etmektedir ki bu, insan için ancak hüsrandır.

Mü’min dul kadınlarla evlenme isteÄŸinin olması halinde, onların, iddet müddetinin tamamlamalarını beklemek gerekir. “İçinizden ölenlerin, geriye bıraktıkları eÅŸleri, dört ay on gün kendilerini gözetlerler. Süreleri bitince artık kendileri için uygun olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızı haber alır.

Böyle kadınlarla evlenme isteÄŸinizi üstü kapalı bir biçimde bildirmeniz yahut içinizde tutmanızdan dolayı size bir günah yoktur. Allah sizin onları anacağınızı bilmektedir. Sakın, iyi söz dışında, onlarla bir gizli (buluÅŸma)ya sözleÅŸmeyin ve farz olan bekleme suresi dolmadan nikah bağını baÄŸlamaya kalkmayın ve bilin ki; Allah içinizden geçeni bilir. O’ndan sakının ve bilin ki, Allah bağışlayandır, halimdir.” (2 BAKARA, 234-235)

Gerek bekar gerekse dul kadınlarla olsun evlenmede dikkat edilmesi gereken husus, bu kadınların mümin olmalarıdır. Ne kadar güzel ya da zengin olurlarsa olsunlar müşrik, münafık, fasık, kafir ve mürted hiç bir erkek ya da kadınla evlenilmez.

b- Nikahı Haram Olan (Evlenilmeyecek) Kimseler

Bugün dış kıyafetleri ve ÅŸekilleri Müslümanlara benzeyen, ancak hareket ve düşünce planında müşrik, fasık, münafık, kafir ve mürted olan birçok kadın ve erkek vardır. Bunlarla konuÅŸulduÄŸunda sözleriyle Müslüman olduklarını, taÄŸutu reddettiklerini, küfre karşı olduklarını, Kur’an ve Sünnet’e tabi olduklarını iddia ederler. Ancak bunların ya partici, ya vakıfçı, ya gelenekçi, ya da tarikatçı oldukları bilinmektedir. Bunlar, dinin bir bölümünü alıp bir bölümünü bıraktıkları, İslami davet metodunu çarpıttıkları, geleneksel kültürü İslami esaslara taşıdıkları için, düşünce ve hareketlerindeki derecelere göre müşrik, münafık, fasık, kafir ve mürteddirler.

İşte vasıfları sayılan bu kimselerle, toplumsal misyonları ya da konumları ne olursa olsun hiç bir şekilde evlenilmez. Aynı şekilde zina edenlerle de nikah bâğı oluşturulmaz.

“Zina eden erkek, zina eden veya müşrik kadından baÅŸkasıyla evlenemez; zina eden kadın da zina eden veya müşrik erkekten baÅŸkasıyla evlenemez. Böyleleriyle evlenmek mü’minlere haram kılınmıştır.” (24 NUR, 3)

“Pis kadınlar, pis erkeklere; pis erkekler, pis kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere; temiz erkekler temiz kadınlara mahsustur:’ (24 NUR, 26)

Ayetlerden anlaşıldığı üzere pis olanlar (zina eden ve şirk koşanlar) ancak birbirleriyle evlenebilecekler, bunlar temiz olan müminlerle evlenmeyeceklerdir.

Athül Kadir, Fetevayı Hindiyye, İbn Abidin, Dürril Muhtar, Nehir Fetih gibi fıkıh kitaplarında, putperest (yeseni) olan müşriklerle mü’minlerin kesinlikle evlenemeyeceÄŸi yazılmaktadır. Bu kitaplara göre, sapık mezhep sahipleri, zındıklar, batıniler, ibahacılar, dürziler, nusayriler, teyamine vb. fırkaların mensuplarıyla hiç bir ÅŸekilde evlenilmeyecektir. Adı geçen kitaplar, ÅŸayet bugün yazılmış olsalardı, din adına ortaya çıkmış olan parti, dernek ve vakıf mensuplarını da, mü’minlerin evlenmeyecekleri kimseler grubuna dahil ederlerdi.

Rasulullah(as)’ın Sünnet’inde ve Asr-ı Saadet’te birçok Müslüman, dini hassasiyetlerinden dolayı sevdikleri, ancak müşrik olan kimselerle evlenmemiÅŸler. evlenmekten vazgeçmiÅŸlerdir. Ancak bunların, tevbe edip Müslüman olanları, Kur’an ve Sünnet’e kesinlikle teslim olmaları halinde, mü’minlerin bunlarla evlenmeleri helal olur.

Küfür, ÅŸirk, nifak, fısk ve irtidat sebebiyle, nikahı geçici olarak haram olanlar dışında, bir de nikahı ebediyyen haram olanlar vardır. Bunları Kur’an’ı Kerim şöyle sıralanıyor.

“GeçmiÅŸte olanlar hariç, (bundan böyle) babalarınızın evlendiÄŸi kadınlarla evlenmeyin: Muhakkak ki bu, ahlaksızlık, iÄŸrenç bir yol ve (Allah’ın) hışmı(na uÄŸrama)dır.

Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt bacılarınız, karılarınızın anaları, birleştiğiniz kadınlardan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız -eğer onlarla birleşmemişseniz (kızlarını alamaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur- kendi sülbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kız kardeşi bir arada almanız. Ancak geçmişte olanlar hariç. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

Cariyeler hariç evli kadınlar(la evlenmeniz) de haramdır. (bunlar) Allah’ın üzerinize yazdığı (haramlar)dır.”(4 NİSA, 22-24)

Bu sayılanlar dışında nikahı haram olanlardan biri de, kişinin üç talakla boşamış olduğu karısıdır. Böyle kadınlar, başka biriyle evlenip ondan da meşru yollarla boşanmadıkları sürece ilk kocalarına helal olmazlar.

“BoÅŸanma iki defadır. (Bundan sonra kadını) ya iyilikle tutmak, ya da güzellikle bırakmaktır…” (2 BAKARA, 229) “Erkek yine boÅŸarsa, artık bundan sonra kadın, baÅŸka bir kocaya varmadan kendisine (eski kocasına) helal olmaz. O (yeni kocası) da onu (kadını) boÅŸarsa, Allah’ın sınırları içinde duracaklarına inandıkları takdirde (eski karı-kocanın) tekrar birbirlerine dönmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. (Allah) bunları, bilen bir toplum için açıklıyor.”(2 BAKARA, 234)

Kur’an’da nikahı haram olan bu kimseler dışında kalanların nikahlanması ancak onların mü’min olmalarına baÄŸlıdır. Bunlar da amca, dayı, teyze ve hala kızları ile harpte elde edilmiÅŸ olan cariyelerdir.

c- Evlenmede Mehir

Evlenilecek her kadına mehir vermek esastır. Hiçbir kadın, mehirsiz olarak evlenemez. Bu, yüce Allah’tan kadına verilmiÅŸ olan bir haktır. Kadınlar, mehir isteme ve istedikleri kadar mehir alma hakkına sahiptirler. Evlenecek erkek, bunun bilincinde olarak kadınla evlenir. Mehir istediÄŸinden dolayı hiçbir kadın kınanamaz. Mehir dolayısıyla kadını kınamak, yüce Allah’ın emrine ve hükmüne karşı tavır almak ve bu hükümden hoÅŸlanmamaktır.

Hiçbir kadın mehirsiz olarak kendisini erkeÄŸe hibe edemez. Kur’an’da, bir kadının ancak peygambere kendisini hibe edebileceÄŸi; mü’minlere böyle bir hibe yapılamayacağı bildirilmektedir.

“… Bir de kendisini (mehirsiz olarak) Peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak isediÄŸi mü’min kadını, diÄŸer müminlere deÄŸil sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Biz, eÅŸleri ve ellerinin altında bulunanlar hakkında, mü’minlere yapmalarını gerekli kıldığımız ÅŸeyi bil(dir)dik ki, sana bir zorluk olmasın. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (33 AHZAP, 50)

Mehir, kadına verilen sosyal bir güvencedir. Bu nedenle, bunun miktarının tesbiti, birinci derece kadına aittir. Kadın dilediği kadar mehir istemekte serbesttir. Mehrin, kadınlara verilen bir hak olduğunu şu ayetler ortaya koymaktadır.

“Kadınlara mehirlerini hak olarak verin; eÄŸer kendi istekleriyle o (mehrin) bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yeyin.” (4 NİSA, 4)

“Bir mehir kestiÄŸiniz takdirde, henüz dokunmadan onları boÅŸarsanız, kestiÄŸinizin yarısını (verin). Ancak kadınlar vazgeçer yahut nikah bağı elinde bulunan erkek vazgeçerse baÅŸka. Sizin affetmeniz takvaya daha yakındır. Aranızda birbirinize iyilik etmeyi unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptığınızı görür.” (2 BAKARA, 237)

“Bir eÅŸin yerine baÅŸka bir eÅŸ almak istediÄŸiniz takdirde, onlardan birine (evvelki eÅŸinize) kantarlarca mal vermiÅŸ olsanız dahi verdiÄŸinizden hiç bir ÅŸeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek verdiÄŸinizi alacak mısınız? Nasıl alırsınız ki, birbirinize geçmiÅŸtiniz ve onlar, sizden saÄŸlam teminat almışlardı.” (4 NİSA, 20-21)

Mehrin kısıtlanmasını istenmenin doÄŸru olmadığını, ÅŸu örnek göstermektedir. Hz. Ömer(r.anh) bir gün kadınlara, fazla mehir talep etmemelerini öğütler. KureyÅŸli bir kadın Hz. Ömer’e hitaben: “Ya Emir-el mü’minin, Allah’u Teala’nın: ‘Bir eÅŸin yerine baÅŸka bir eÅŸ almak istediÄŸiniz takdirde, onlardan birine kantarlarca mal vermiÅŸ olsanız dahi verdiÄŸinizden hiçbir ÅŸeyi geri almayın… (4/20) ayetinde buyurduÄŸunu iÅŸitmediniz mi?” diyerek Halife’ye itiraz eder. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.anh) sözünü geri aldığını ifade ederek tevbe eder.

Mehir konusunda bir sınırlama olmamasına raÄŸmen, evliliÄŸin kolaylaÅŸtırılması için Rasulullah(as)’ın bazı tavsiyeleri de olmuÅŸtur. Ancak bu tavsiyeler, hiç bir ÅŸekilde bir emir olarak deÄŸil, bir tavsiye olarak alınmıştır. Rasulullah(as): “Mehrin en hayırlısı ehven olanıdır.” buyurmuÅŸtur. Bu hadis, mehrin, evlenmeyi güzelleÅŸtirmesi ve zorlaÅŸtırmaması için ifade edilmiÅŸtir.

Mehir, ziynet eşyalarından olabileceği gibi, hayvan cinsinden, menkul ve gayri menkul mallardan da olabilecektir.

Mehir, genel olarak nikah akdi sırasında tesbit edilir. Buna Mehr-i Müsemma denir. Mehir nikah akdi sırasında ödenmesine Mehr-i Muaccel; nikah akdi sırasında ödenmeyip daha sonra belli vadelerde ödenen mehre ise, Mehri Mueccel adı verilir. Nikah akdi sırasında belirlenmeyen, ancak daha sonra kadının yakınları tarafından, kadının iyiliği için takdir edilen mehre de Mehr-i Misil adı verilmektedir.

d- İcab- Kabul

Evlilikte karşılıklı rıza esastır; taraflardan birinin rızası olmadan bir evliliÄŸin gerçekleÅŸtirilmesi mümkün deÄŸildir. Nikah akdi gerçekleÅŸmeden önce taraflar, ne istediklerini, nasıl bir evlilik arzu ettiklerini açık bir ÅŸekilde ortaya koyarlar. Bu istek ve beklentiler, her iki taraf açısından kabule ÅŸayan ise nikah akdi gerçekleÅŸir.’Nikah akdi, birinci derecede, evlenecek olanlar arasında gerçekleÅŸeceÄŸi için rızanın da bunlar tarafından gösterilmesi gerekir. Anne-baba ve yakınların gerçekleÅŸtirilecek evlilikte ancak tavsiyeleri olabilir; bunun dışında nikah akdini etkileyici bir tutum sergileme hakkına sahip deÄŸildirler. Yakınların, evlenecek olanlar üzerinde etkileyici, daha doÄŸrusu engelleyici bir durum takınmaları, Kur’an da yasaklanmıştır.

“…Kendi aralarında güzelce anlaÅŸtıkları takdirde, kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah’a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Bu, sizin için daha iyi ve dahâ temizdir, Allah bilir, siz bilmezsiniz?”(2 BAKARA, 232)

Bu uyarı, boşanmış kadınların, eski kocalarına dönmeleri hususunda olduğu gibi, yeni evlenecek olanlar için de geçerlidir.

Evlilikte rıza, evliliğin başlangıcında olduğu gibi evliliğin sürdürülmesinde de geçerlidir. Kadın ve erkekten her biri evliliğin, çıkmaza girdiğini gördükleri ya da amacından saptığını anladıkları anda, kendi rızalarıyla nikah akdini feshedebilirler.

“Ey peygamber, eÅŸlerine söyle: ‘EÄŸer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut’a (boÅŸanma bedeli) vereyim ve sizi güzellikle salayım. EÄŸer siz, Allah’ı ve ahiret yurdunu istiyorsanız, (biliniz ki) Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük bir mükafat hazırlamıştır.”(33 AHZAB, 28-29)

e-.Evlilikte Şahitlerin Bulunması

Kur’an’ı Kerim’de, insanlar arasında cereyan eden sosyal ilişkiler, antlaşmalar ve akitler tümüyle şahitlidir. Bu nedenle, evlilik akdinde de şahitlik esastır.

Kur’an mantalitesini yeterince kavramayan ve her ÅŸeyin, moda mod yazılı olmasını uman kimseler, evlilikte ÅŸahidin olmadığını iddia ederler. Oysa, yapılan bir akitte, nelerin anlaÅŸma konusu yapıldığı, aktin ne üzere bina edildiÄŸi bilinmeli ki, belli bir anlaÅŸmazlık halinde, ÅŸahitler bu anlaÅŸmazlığı giderebilsinler. AnlaÅŸmazlık halinde taraflar, genellikle duygusal hareket ederler ve kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar. İşte bu durumda, adil ÅŸahitlere ihtiyaç hissedilir. Bu ÅŸahitlerin ise, ÅŸahitlik yapacakları konuyu iyi bilmeleri gerekir. Çünkü, aslı bilinmeyen bir konuda ÅŸahitlik yapmak mümkün deÄŸildir. Kur’an’ı Kerim, eÅŸler arasında vuku bulacak bir anlaÅŸmazlık ihtimalinin olması durumunda, bu anlaÅŸmazlığı giderecek ÅŸahitlerin olmasını talep eder.

“Åžayet (eÅŸlerin) aralarının açılmasından endiÅŸe duyarsanız, erkeÄŸin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar uzlaÅŸtırmak isterlerse, Allah onların arasını bulur. Çünkü Allah bilen, haber alandır.”(4 NİSA, 35)

Burada, her iki taraftan oluşturulan hakem heyeti, birinci derecede eşleri dinler, ancak yukarıda da ifade edildiği üzere, anlaşmazlık durumunda, eşler genellikle duygusaldırlar ve kendilerini haklı gösterme çabası içindedirler. İşte bu durumda hakem kurulu, sağlıklı bir sonuca ulaşmak için, şahitlerin ifadesine başvurur. Şahitlerin de mutlaka; evlenme aktinin yapıldığı şartları çok iyi bilmeleri gerekir ki, adil çözümler elde edilebilsin.

Nikah sırasında ÅŸahidin var olduÄŸunu gösteren baÅŸka bir delil de, boÅŸanma sırasında ÅŸahidin gerekli olduÄŸu hususudur. “Sürelerinin sonuna vardıklarında onları güzelce tutun,yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kiÅŸiyi ÅŸahit tutun. ÅžahitliÄŸi Allah için yapın. İşte Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimseye öğütlenen budur. Kim Allah’tan korkarsa (Allah) ona bir çıkış yaratır.” (65 TALAK, 2)

Ayette geçen “adalet sahibi iki kiÅŸi” ifadesi de göstermektedir ki, daha önce nikahın gerçekleÅŸtirilmesindeki ÅŸartlardan haberi olan iki kiÅ£i, bildiklerini Allah’tan korkarak, adil bir Å£ekilde ortaya koyacaklardır. EÅŸler arasında baÅŸ gösteren anlaÅŸmazlık durumunda olsun, boÅŸanma sırasında olsun ÅŸahide ihtiyaç duyulması, nikahın akdedilmesi sırasında ÅŸahidin olduÄŸunu göstermektedir. Çünkü, öncesinde olmayan bir ÅŸeyin sonradan istenmesi mümkün deÄŸildir.

Evlilik akdinin oluşmasında anne-baba ve yakın kimselerin haberdar olması esastır. Bunlar, evlilik akdine ister rıza göstersinler, ister göstermesinler farketmez. Anne ve babanın, çocuklarının evliliklerinden haberdar olmasından sonra, en az iki kişinin daha, gerçekleştirilecek nikah akdine şahitlik yapmaları gerekir ki, nikah akdi yerine getirilmiş olsun.

Anne ve babadan birinin ya da her ikisinin veyahut da ailede sözü geçen çocuklardan birisinin haberdar olmadığı bir evlilik akdi, sakat bir akittir. Ancak, evlenecek olanlar, kendileri irade sahibi iseler, kendileri karar verme ehliyetleri varsa ve ailelerinden uzun bir zaman ayrı yaşıyorlarsa bu durumda ailelerinin evliliklerinden haberdar olmasının fazla bir önemi yoktur. Çünkü, anne-babanın zaten çocuklarıyla bir ilgileri kalmamıştır.

Dul kadınlar, kendi başlarına karar verme ehliyetine haiz olduklarından dolayı, evliliklerinde anne-baba iznine bağlı değillerdir. Bunun Asr-ı saadette bir çok örnekleri vardır. Ancak usul yönünden aileleri haberdar etmeleri, bir kırgınlığın olmaması açısından gereklidir. Ekonomik ve sosyal açıdan ailelerine bağlı olan dul kadınların, genç bir kız gibi, ailelerini haberdar etmeleri gereklidir.

Ailelerinden uzak bir yerde eğitimlerini sürdüren gençler, ekonomik açıdan ailelerine bağlı olduklarından dolayı, evliliklerinden ailelerini haberdar etmeleri gerekir. Bunların, ailelerinin haberleri olmadan gerçekleştirecekleri nikah akdi batıldır.

Evlilik akdinin (nikahın) gerçekleşmesinden sonra kadının, erkeğin evine gitmesiyle evlilik ilişkileri başlar, aile yuvası oluşur.
counter