Mekke Cahiliye ortamında Hz. İbrahim’in soyundan gelen ve onun Hanif dinini takip eden bir Aileden doÄŸan Hz. Muhammed’in, kırk yaşında putperest toplumu gerçek dine davet etmesi için peygamberlikle görevlendirilmesiyle birlikte ona inanan ve inanmayan insanların 13 yıl boyunca kendi dinlerinin savaşımını verdikleri ve nihayet azınlık-güçsüz müslümanların kendi yurtları olan Mekke’den Medine’ye hicret etmeleriyle kapanan bir dönemin adı; Miladî 610-623 yılları arasında geçen İslâmî tebliÄŸin ilk dönemi. Mekke döneminin sonu, aynı zamanda Hicrî yılın baÅŸlangıcıdır.

Hz. Muhammed’in peygamberlikten önceki hayatı Mekke Dönemi içerisinde deÄŸerlendirilmez; Mekke Dönemi Hz. Peygamber’in peygamberliÄŸiyle baÅŸlar. Toplumunun cahilî yaÅŸantısından uzak kalmak ve gerçeÄŸi düşünmek için yılın belli dönemlerinde ÅŸehirden uzaklaÅŸan peygamberimiz yine böyle bir durumda Hıra MaÄŸarasında iken Cebrail (a.s.)’ın okuduÄŸu,

“Oku, Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı diye baÅŸlayan Alâk suresinin ilk ayetlerini dinledi ve peygamberlikle görevlendirildi. Daha önce bir kitap verilmemiÅŸ putperest bir topluma kendisine gelen bu gerçeÄŸi anlatma görevi ile görevlendirildi. Kendisi o toplumda sevilen, güvenilen, asil ve emin biriydi. Ona, “güvenilen Muhammed” anlamına gelen “Muhammedül Emin” deniyordu. En deÄŸerli emanetler baÅŸkasına deÄŸil ona bırakılıyordu. EÅŸi Hz. Hatice Hz. Peygamber’in karşılaÅŸtığı bu durumu amcası Varaka b. Nevfel’e anlattı. İlâhî kitaplardan haberdar olan Varaka; “Ona gelen, daha önceki peygamberlere gelen Cibril-i Emindir, O peygamberdir. KeÅŸke kavmi onu bu ÅŸehirden çıkardığı zaman hayatta olsam da ona yardım etsem” dedi. Varaka’nın söylediÄŸi aynen gerçekleÅŸti.

Daha sonra peygamberimiz (s.a.s), Mekke’den çıkarıldı. “Ey örtüsüne bürünen! Kalk (toplumunu) korkut; Rabbini büyük bil, elbiseni de temiz tut” (el-Müddessir, 74/14) ayetleriyle birlikte Hz. Muhammed’in zorlu “Mekke Dönemi” baÅŸladı. Hz. Peygamber önce en yakın çevresini uyardı. Kendisine ilk inananlar; hanımı Hatice, kendi evinde kalan yeÄŸeni Ali, azadlısı Zeyd, yakın arkadaÅŸları Ebû Bekir, Osman, Talha oldu.

Çevresinde toplanan bu müslümanlar da ona yardımcı olarak, herkes kendi güvendiÄŸi yakın çevresini yeni dinle tanıştırdı. Kendisine dinin ulaÅŸtırıldığı insanlardan temiz yaratılışlılar, zulme, haksızlığa, ahlâksızlığa karşı olanlar bu dine inanıyor; yerleÅŸik düzenin nimetlerinden aşırı yararlanan hırslı, zalim, merhametsiz, ahlâken zayıf Mekke ileri gelenleri bu dine düşman oluyorlardı. Çünkü bu yeni din onların düzenini temelden deÄŸiÅŸtirmek için gelmiÅŸti. Onlar, dua etmek istedikleri zaman hiçbir ÅŸey duymayan, görmeyen, kendisine bile yararı dokunmayan, elleriyle yonttukları putlara, heykellere el açarken; yeni gelen din ÅŸunu söylüyordu: “Her ÅŸeyi yaratan, iÅŸiten, gören, dua ettiÄŸiniz zaman size yardım edecek olan tek Allah’a yönelin; o putları terkedin.

” Onlar insanları efendi-köle, zengin-fakir, yöneten-yönetilen, soylu-soysuz, sosyete-normal vatandaÅŸ, siyah-beyaz kadın-erkek ÅŸeklinde gruplara bölüp bir kısmım diÄŸerlerine üstün tutarken; yeni din, bütün insanların tek bir candan yaratıldığını, üstünlüğün ancak kalplerdeki iyilik duygusu ve Allah korkusuyla elde edilebileceÄŸini ilân ediyordu. Onlar, kız çocuklarını utanç verici bir leke olarak görürken, yeni din; kadınlara iyi davranılmasını emrediyordu. Onlar zayıf insanları köleleÅŸtirip pazarlarda satarken, kölesini bir hayvan gibi görür zevki için ona iÅŸkence yaparken, yeni din; “köleleriniz kardeÅŸlerinizdir, kendi yediÄŸinizden onlara da yedirin, giydiÄŸinizden onlara da giydirin; başınıza bir siyah köle bile emir seçilirse ona itaat edin” diyordu. Kısaca yeni din toplumu her türlü baÄŸdan kurtarıp, inananlara Allah’ın önünde kardeÅŸ olarak secde etmelerini emrediyordu.

GİZLİ TEBLİĞ DÖNEMİ
İslâm Mekke’de önceleri gizlice yayıldı. Güvenilir dostlar arasında konuÅŸuldu ve kendisine bir taban oluÅŸturdu. Bu dönem üç yıl sürdü. Davet gizli olmasına raÄŸmen bu yeni dinin haberi kulaktan kulaÄŸa öyle yayıldı ki Mekke’de İslâm’ın konuÅŸulmadığı tek ev kalmadı. Hatta Mekke dışına da taÅŸtı ve civar köylerden birinde oturan Ebû Zer el Gıfarî de bu yeni dini duydu ve hemen Mekke’ye gelerek Hz. Peygamber’i bulup müslüman oldu.

TEBLİĞİN AÇIKTAN YAPILMASI
“Yakın akrabanı uyar, müminlerin sana tâbi olanlarına himaye kanatlarını indir. Åžayet sana karşı çıkarlarsa onlara şöyle de: Ben sizin yaptıklarınızdan tamamen uzağım.” (eÅŸ-Åžuarâ, 26/214-216) ayetleriyle birlikte açık davet dönemi baÅŸladı. Hz. Peygamber Ailesi olan HaÅŸimoÄŸullarını bir yemeye davet etti ve kendisine gelen gerçeÄŸi onlara açıkladı. Ancak müşrikler Alay ederek dağılıp gittiler. Hz. Peygamber, baÅŸka bir Gün Safâ tepesine çıkarak bütün Mekkelilere toplanmaları için çaÄŸrı yaptı. Toplandıklarında onlara şöyle sordu: “Ey KureyÅŸ! Size; Åžu tepenin arkasında bir düşman ordusu var ve hemen üzerinize saldıracak’ desem inanır mısınız?” Verdikleri cevap: “Evet inanırız, çünkü senin yalanını duymadık” oldu “O halde haberiniz olsun ki, ileride büyük bir azap Günü var…” Topluluktan bir ses yükseldi: “Günümüzü zehir ettin! Bizi bunun için mi çağırdın?…” Ve toplantı yine dağıldı.

Yeni dinle eski din arasında ÅŸiddetli bir mücadele baÅŸladı. Artık Mekke’de Lâ ilâhe illallah demek büyük bir suçtu. Aileler parçalandı. Bu mücadele sadece ÅŸehirde deÄŸil evlerde de vardı. Baba müşrik, çocuk müslüman; koca müslüman, eÅŸ müşrik. Ardından, evden kovulmalar, boÅŸanmalar, evlâtlıktan reddedilmeler, hapsetmeler, baskılar, dayak, iÅŸkenceler baÅŸladı. Bu ortamda Peygamber’in önderliÄŸindeki müslümanlar, Erkam b. Ebil-Erkam’ın evini kendilerine merkez yaptılar ve geceleri orada buluÅŸmaya baÅŸladılar. Orada yeni din öğreniliyor; yeni gelen ayetler ezberleniyor; namaz kılınıyor; evinden kovulan, aç kalan, iÅŸkenceye uÄŸrayan müslümanlara kanat geriliyordu. Ama en çok da sabır öğretiliyordu. Çünkü bir günlük deÄŸildi iÅŸkence.

Yeni dinin egemen olması halinde eski konumlarını yitireceklerini iyi bilen Mekke eÅŸrafı bu gidiÅŸe dur demek için yeni taktikler geliÅŸtiriyordu. Önce alay ettiler; “Bizim gibi soylu, zengin kiÅŸiler varken Allan buna mı vahiy verdi” dediler. Ardından, alay ve eÄŸlenceye raÄŸmen müslümanların sayısında artış olduÄŸunu görünce iftiraya baÅŸladılar: “Bunun söylediÄŸi ÅŸiirdir, bu adam şâirdir, kâhinlik yapıyor.

Buna bir ÅŸeyler öğreten vardır; ondan aldığı bilgileri bize aktarıyor; Aslında bunun söyledikleri Yahudi ve Hristiyan din adamlarından öğrenilmiÅŸ bilgilerdir.” İftiralarına aslında kendileri de inanmıyorlardı. Çünkü onlar, Muhammed’i çok iyi tanıyor ve onun şâir, kâhin, nakilci olmadığını biliyorlardı. Bunu herkes bildiÄŸi için de İslâm’ın yayılışı devam etti ve kendi adamlarından bir kısmı daha müslümanların safına katıldı. Mekke’nin parlamento binası durumundaki Darün Nedve’de toplanan Mekke büyükleri yeni politikalar ürettiler ve Hz. Peygamber’e geldiler.

Barış görüşmeleri yapmak için teklifleri kendilerince cazipti: “Ya Muhammed, senin derdin ne? Toplumumuzu darmadağın ettin. EÄŸer zenginlik istiyorsan, sana istediÄŸin kadar mal toplayalım. Amacın yönetici olmaksa, seni kendimize önder yapalım, kral seçelim. Kadın istersen Mekke’nin en güzel kızlarını sana verelim. Bu iÅŸten vazgeç, istediÄŸini verelim. Ama Hz. Peygamber onlara karşı net bir tavırla şöyle buyurdu: DeÄŸil onları, bir elime ay’ı diÄŸer elime güneÅŸi verseniz ben bu davadan asla vazgeçmem.

Çünkü ben bunu kendi isteÄŸimle, arzuma göre yapmıyorum. Bunu Allah isliyor” Müşrikler yeÄŸenini ikna etsin diye araya amcası Ebû Tâlib’i koydular. O da aynı teklifle geldi; ama karar kesindi. Mekke yöneticileri Ebû Tâlib’e bir uyarı yaptılar: “Bundan sonra Muhammed’i himaye etmekten vazgeç, onunla aramızdan çekil.” Ama Ebû Tâlib akrabalık baÄŸlarını korumakta kararlı idi: “Sen iÅŸine bak oÄŸlum. Ben hayatta olduÄŸum sürece sana kimse hiç bir zarar veremez.” Ebû Tâlib iyi niyetli idi, ama müslümanların tamamını korumaya onun gücü yetmiyordu.

Üstelik müslüman da olmamıştı. Müslümanlar, Peygamberimizin amcası Hz. Hamza ve bir müddet sonra da Hz. Ömer’in müslüman olmasıyla biraz daha güçlendiler. Ancak iÅŸkence sürüyordu. Kabilesi veya kendisi güçlü olan müslümanların dışında herkes eziliyordu. Özellikle : köleler; bunlardan bir Aile, Yâsir ailesi İslâm’ın ilk ÅŸehitleri oluyordu. Hz. Peygamber müslümanların bu iÅŸkencelerden kurtulabilmesi için Mekke’yi terketmelerine izin verdi ve onları “Orada bir hükümdar var, kimseye haksızlık ettirmez; orası emin bir yerdir.

Allah baÅŸka bir kapı açıncaya kadar oraya gidin” diyerek HabeÅŸistan’a gönderdi. Ve, 11 erkek dört kadın HabeÅŸistan’a göç ettiler. Ancak göçe katılanlar daha ziyade güçlü müslümanlardı. Amaç, müslümanlara iyi bir üs hazırlamak ve İslâm’ı yaymaktı. HabeÅŸistan’a hicret edenlerin orada iyi karşılandıkları haberi Mekke’ye ulaÅŸtığında Mekkeliler telâşlandılar. Bu arada bir söylenti çıkarıldı: “Bütün Mekke müslüman oldu.” Bu haber HabeÅŸistan’a ulaşınca muhacir müslümanlar geri döndü; ancak Mekke yakınında gerçeÄŸi öğrendiklerinde bir kısmı tekrar HabeÅŸistan’a dönerken bir kısmı da gizlice Mekke’ye girdi.

Bir süre sonra Mekke’den daha büyük bir kafile İkinci HabeÅŸistan hicretine katıldı. Bunlar yetmiÅŸ üç kiÅŸi idiler. Mekke müşrikleri İslâm’ın orada güçlenmesinden endiÅŸelenerek gidenleri geri getirmek için hazırladıkları deÄŸerli hediyelerle birlikte iki elçilerini HabeÅŸistan NecaÅŸisine gönderdiler. Elçiler NecaÅŸinin huzuruna çıktıklarında önce hediyeleri verdiler. Sonra da isteklerini açıkladılar: “Åžehrimizden ülkene kaçan bir grup insan var; onları bize geri vermeni istiyoruz.” NecaÅŸi kendisine sığınan insanların görüşünü almadan evet diyemeyeceÄŸini söyledi ve müslüman muhacirler saraya çaÄŸrıldı.’ Orada bir konuÅŸma yapan

Hz. Peygamber’in amcasının oÄŸlu Cafer; kendilerinin köle olmadıklarını, suçlu olmadıklarını, özgür birer insan olarak buraya geldiklerini söyledi ve bu elçilerin hangi hakla kendilerini geri götürmek istediÄŸini sordu. Cafer şöyle konuÅŸtu: “Biz, cehalet içinde yüzen, putlara tapan, güçlünün zayıfı ezdiÄŸi bir topluluktuk. Cenab-ı Allah aramızda kendisine güvendiÄŸimiz bir peygamber gönderdi. O bizi tek Allah’a ibadet etmeye çağırdı. DoÄŸru söylemeyi, verdiÄŸimiz sözü tutmayı, akrabalık baÄŸlarına ve komÅŸuluk haklarına saygı göstermeyi, kötülükten ve kan dökmekten sakınmayı emretti. Biz de ona ve getirdiklerine inandık. Bu yüzden halkımız bize düşman oldu; dinimizden döndürmek için iÅŸkence yaptı.

Biz de senin ülkene sığındık.” Necâşi’nin, Hz. İsa hakkında ne düşündüklerini sorması üzerine Meryem Suresinden bir bölüm okudu. Necâşi okunan ayetlerin ilâhî bir kaynaktan geldiÄŸini anladı ve şöyle dedi: “Bu, İsa’nın getirdiÄŸi ile aynı kaynaktan geliyor.” KureyÅŸli elçilere de; “Gidebilirsiniz. Çünkü, Allah’a yemin ederim ki onları size teslim etmeyeceÄŸim” dedi. Mekkeli elçiler hediyeleri de kabul edilmeyerek gerisin geriye gönderildi. HabeÅŸistan’a hicret eden bu müslümanların bir kısmı Medine’ye hicret’e kadar orada kaldı ve daha sonra Medine’de kurulan İslâm devletine hicret ederek Medine’ye geldiler.

Mekke yöneticileri uyguladıkları yaptırımlardan sonuç alamadılar. Üstelik Hz. Hamza, Hz. Ömer gibi güçlü müslümanlar putları hiçe sayarak açıktan açığa Kâbe’de namaz kılmaya da baÅŸlamışlardı. Nihayet en önemli kararı aldılar: “Bundan sonra Muhammed’in kabilesi HaÅŸimoÄŸulları ile tüm iliÅŸkiler kesilecek, onlarla alışveriÅŸ yapılmayacak, kız alınıp verilmeyecekti. Bu uygulama HaÅŸimoÄŸulları Muhammed’i reddetsin veya Muhammed bu peygamberlik iddiasından vazgeçsin diye baÅŸlatılmıştı.” Bu sözleÅŸmeyi her kabîlenin reisi imzaladı ve Kâbe’nin duvarına astılar. Ancak ayrı gibi görünen kabîleler arasında kız alıp vermelerle yeni akrabalıklar oluÅŸtuÄŸu için HaÅŸimoÄŸulları kabîlesi yalnız kalmadı ve boykotçu kabîlelerin bazı üyeleri gizliden gizliye yardımlarını sürdürdüler. Boykot tam olarak uygulanamadı ama müslümanlar çok zor anlar da yaÅŸadılar. Öyle ki kurumuÅŸ deri parçalarını, ot ve AÄŸaç kabuklarını yemek zorunda kaldılar.

Akrabalık baÄŸlarına çok önem veren Mekkeliler için bu boykot kararı yüz kızartıcıydı; ama bu bir din savaşıydı ve üst düzey yetkililere göre yapılmalıydı. Ancak, üç yıl süren bu boykotun müslümanlarda bir gevÅŸeme meydana getiremediÄŸini gören müşriklerin bir kısmı zaten istemeyerek katıldıkları bu boykotun kaldırılmasını istediler ve Kâbe’ye astıkları anlaÅŸma metnini oradan kaldırttılar. Müşrikler aynı zamanda bir mucizeye de tanık oldular: “Allahım senin adınla” yazısı dışında bütün kâğıt, kurtlar güveler tarafından yenmiÅŸti. Bu mucize üzerinde olumlu bir etki yapmadı. Boykotun kaldırılmasıyla birlikte müslümanlar biraz rahatladılar. Ancak Peygamberimizin hanımı Hz. Hatice ve amcası Ebû Tâlib’in ardarda gelen vefâtları, müslümanları hüzne boÄŸdu. Bu yıla daha sonra “Hüzün Yılı” adı verildi. Peygamber de artık müşriklerin fiili saldırılarına uÄŸruyordu: Başına toz Toprak attılar, Mescitte namaz kılarken üzerine iÅŸkembe koydular, dövdüler.

HZ PEYGAMBER YANINA EVLÂTLIÄžI ZEYD’I ALARAK KOMÅžU ÅžEHIR TAIF’E GITMESI
Hz Peygamber yanına evlâtlığı Zeyd’i alarak komÅŸu ÅŸehir Taif’e gitti. İslâm’ı onlara da duyurmak istedi. Çünkü o sadece Mekkelilere deÄŸil âlemlere rahmet olarak gönderilmiÅŸti. Ama orada da aynı karakterde insanları buldu. Kendilerine gelen bu misafiri alaya aldılar; ayak takımını kışkırtarak onu ÅŸehirden çıkana kadar taÅŸlattılar. Kan içinde geri döndü. Ancak, kendi ÅŸehrini bir defa terkeden kiÅŸi bir baÅŸkasının himayesinde olmaksızın geri dönemezdi. Bu yüzden Hz. Peygamber de Mekke’ye müşrik Mut’im’in himâyesinde girdi.

Mekke’de zulüm dinmemiÅŸti, Resulullah, İslâm’ı civar kabîlelere de anlatıyor ve her geçen gün müslümanların sayısı artıyordu. Hıra’da Cebrail’in “Oku.” emrinden bu Güne on yıl geçti. Ve bir gece Hz. Peygamber Allah tarafından Mekke’den alınıp Kudüs’e, oradan da göklere çıkarıldı. “Kulu Muhammed’i geceleyin Mescidi Haram’dan alarak, ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın ÅŸanı yücedir. Allah iÅŸitendir, görendir” (el-İsrâ, 17/1). Mirac, denilen bu olayda, Hz. Peygamber, anlamakta zorluk çekeceÄŸimiz ama Allah’ın bildirmesiyle iman ettiÄŸimiz bir çok mucizelerle karşılaÅŸtı. Sidretül Münteha (göklerin en uç noktasına)’ya kadar yükseldi. Kendisine Cennet ve Cehennem gösterildi ve bazı emirler ve İslâm’ın bir kısım kuralları verildi. BeÅŸ vakit namaz da bu gece farz kılındı.

Peygamberimiz sabahleyin bu olayı anlattığında Mekkeliler, onun delirdiÄŸine hükmederek sevinç haberini birbirlerine yaydılar. Bazıları da müslümanlara koÅŸtu bu müjdeyle; “Sizinki göğe çıkmış” demek için. Hz. Ebû Bekir’e de geldiler, ama o beklemedikleri bir cevapla karşılaÅŸtılar: “Bunu o söylediyse doÄŸrudur”.

BİRİNCİ VE İKİNCİ AKABE BİATI
Cahiliye Arapları her yıl hac mevsiminde Kâbe’de toplanır haccederlerdi. Bu mevsimde Mekke’de ticaret için panayır da kurulurdu. Yine böyle bir hac mevsiminde Hz. Peygamber Mekke dışından gelen insanları tek tek dolaÅŸarak İslâm’ı anlatıyordu. Medine’den gelen bir grup insana da anlattı ve onlar müslüman oldular. Bunlar Medine’ye altı müslüman kardeÅŸ olarak döndüler.

Kısa sürede Medine’de İslâm duyuldu ve her evde konuÅŸulmaya baÅŸlandı. Medine’de iki büyük kabile yaşıyordu; Evs ve Hazrec Medine’de ayrıca Yahudiler de vardı. Medineliler Yahudilerle temasta olduklarından, yakında bir peygamberin çıkacağını biliyorlardı. Bu yüzden İslâm’ın yayılması Medine’de daha hızlı oldu ve Medine’li müslümanlar bir yıl sonra Mekke’ye on iki kiÅŸi olarak tekrar geldiler. Bu defa aralarında Evs ve Hazreç’in her ikisinden de müslüman vardı. İki düşman kabîle İslâm sayesinde kardeÅŸ olabilecek, düşmanlıklar ortadan kalkacaktı.

Bu on iki müslüman Mekke dışında Akabe denilen yerde geceleyin Hz. Peygamber’le bir görüşme yaptılar ve Peygamber’e söz verdiler: “Allah’a hiç bir ÅŸeyi ortak koÅŸmayacaklar; hırsızlık yapmayacaklar, zina etmeyecekler, ırza geçmeyecekler, çocukları öldürmeyecekler, iftira etmeyecekler, haktan ayrılmadığı sürece Peygamber’e itaat edeceklerdi. Bunların karşılığında onlara Cennet vardı. Bu Birinci Akabe Bey’atına katılanlar Medine’ye dönerken Hz. Peygamber HabeÅŸistan’dan yeni dönen Mus’ab b. Umeyr’i de onlarla birlikte gönderdi. Mus’ab’ın görevi, Medineli müslümanlara dinlerini öğretmek ve İslâm’ı diÄŸer Medinelilere ulaÅŸtırmaktı. Mus’ab, Medine’de 11 ay kaldı ve hac mevsimi öncesinde Mekke’ye döndü.

Resulullah’a bir yıllık raporu ÅŸu cümleyle özetledi: “Medine’de İslâm’ın konuÅŸulmadığı tek ev kalmadı ya Resulullah” Bir ay sonra da Medine’den yetmiÅŸ üç erkek sekiz kadından oluÅŸan bir heyet hac münasebetiyle Mekke’ye geldi ve İkinci Akabe bey’atı gerçekleÅŸtirildi. Medine’ye döndüklerinde müslüman bir topluluk olarak sorumlulukları büyük olacağından Hz. Peygamber onları grup grup örgütledi. On iki lider seçildi; dokuzu Hazreç’li üçü Evs’li. Bu bey’atın ne anlama geldiÄŸini içlerinden biri diÄŸerlerine şöyle izah etti: “Siz, siyah, kırmızı tüm insanlara savaÅŸ açmayı göze alıyorsunuz. Bu yüzden eÄŸer mallarınız eksildiÄŸinde ve bazılarınız öldürüldüğünde onu terkedeceÄŸinizi düşünüyorsanız onu ÅŸimdi bırakın. Çünkü onu o zaman terkederseniz; bu, dünyada da ahirette de utanç duymanıza sebep olur. Fakat eÄŸer sözünüzden dönmeyeceÄŸinizi düşünüyorsanız onu alın; çünkü Allah’a andolsun bu, hem dünya hem de âhiret için kurtuluÅŸtur.” Onların bu derece tehlikeli sonuçlar doÄŸuracak biatı ise ÅŸuydu: Peygamber ve müminler Medine’ye hicret edecekler, onlar da kendilerine gelen bu kardeÅŸlerini sonuna kadar savunacaklardı.

Hz. Peygamber’in isteÄŸi netti: “Beni, eÅŸlerinizi ve çocuklarınızı koruduÄŸunuz gibi koruyacaksınız. Ben sizdenim siz de bendensiniz. Sizin savaÅŸtığınızla savaşır, barıştığınızla barışırım.” Bütün bunların karşılığında Medineli müslümanların mükâfatı Cennet olacaktı.

Bu görüşme ve biattan sonra Mekkeli müslümanlar birer-ikiÅŸer, gizli-açık Medine’ye göçmeye baÅŸladılar. İslâm’ın Medine’de güçlenip kendi kontrolleri dışında daha da geliÅŸeceÄŸinden korkan Mekkeli müşrikler bu göçü durdurmaya karar verdiler. Ancak bunu baÅŸaramadılar. Artık Mekke’de Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Bekir ve Ali dışında pek müslüman kalmamıştı. Müşrikler son kozlarını oynamaya karar verdiler. “Muhammed de Medine’ye gidip adamlarının başına geçerse vay başımıza geleceklere! Ona bu fırsatı vermeden yok etmeliyiz” deyip Hz. Peygamber’i öldürmeye karar verdiler. Ancak Cebrail (a.s)’ın bu komployu haber vermesiyle Resulullah önlemini aldı ve evini kuÅŸatmış olan saldırganların arasından Yâsin suresini okuyarak çıktı.

Allah’ın bir mucizesi olarak aralarından geçen Peygamber’i göremediler. Hz. Peygamber Mekke’deki son iÅŸleri tamamlamak üzere Hz. Ali’yi geride bırakarak yakın arkadaşı Ebû Bekir’le birlikte Mekke’yi terketti. Ancak Mekkeliler, kaçırdıkları bu adamı öldürene ya da getirene ödüller koyarak etrafa haber saldılar. Peygamberimiz ve arkadaşı Ebû Bekir üç gün Mekke yakınındaki bir maÄŸarada gizlendi ve müşriklerin bulmaktan ümit kestikleri bir anda maÄŸaradan çıkarak Medine’ye yöneldi. Kendisini Medine’de bekleyen müslümanlara bir takım zorluklara raÄŸmen ulaÅŸtı ve İslâm’ın “Mekke Dönemi” kapandı. “Medine Dönemi” baÅŸladı.

MEKKE DÖNEMI İSLÂMI TEBLIĞIN ILK VE ZORLU DÖNEMIYDI
Bu tebliÄŸin yöntemini bizzat Allah Teâlâ koyuyor, Hz. Peygamber de Allah’ın gözetimi ile aÅŸama aÅŸama bu görevi yürütüyordu. Dolayısıyla Allah Resulunun bu yönteminden alınacak önemli dersler vardır:

1) Hz. Peygamber müşrikleri öncelikle tek Allah’a kulluÄŸa çağırıyor Hz. Peygamber müşrikleri öncelikle tek Allah’a kulluÄŸa çağırıyor; onun dışındaki bütün baÄŸlardan kurtulmalarını söylüyordu. Allah’a tam bir teslimiyet olduktan sonra Allah’tan gelecek olan emirleri kabul etmek zor olmazdı. Bu yüzden Hz. Peygamber “Lâ ilâhe illallah” mesajını öne çıkardı. Çünkü toplumun en büyük sapkınlığı birden fazla ilâha tapma idi. Birçok ilâha ibadet eden topluma İslâm’ın getirdiÄŸi mesaj ÅŸuydu: “Sizin dediÄŸiniz gibi birden çok ilâh yoktur; tek bir ilâh vardır, o da Allah Teâlâ’dır.” Buradan hareketle diyebiliriz ki, bir davetçi davet edeceÄŸi toplumun en önemli hastalığını tespit edip yoÄŸunluÄŸu/önceliÄŸi o hastalığa vermelidir.

2) Resulullah’a indirilen ayetler kâfirlerin en zayıf noktalarını yakalıyor
Resulullah’a indirilen ayetler kâfirlerin en zayıf noktalarını yakalıyor, ellerini kollarını baÄŸlıyor, inatçı olmayanların inanmaları için ona da hiç bir neden bırakmıyordu. Meselâ, kâinat olaylarını örnek veriyor ve yontulmuÅŸ taÅŸlara ibadet edenlere; “Her gün görüp durduÄŸunuz bu kadar olaÄŸanüstü olayları yaratan Allah’a boyun eÄŸin” diyordu. Bu, müslümanların her dönemde kullanmaları gereken bir usuldür.

3) Hz. Peygamberin getirdiği mesaj toplumda kabul edilen en güzel, en çekici bir mesajdı
Hz. Peygamberin getirdiÄŸi mesaj toplumda kabul edilen en güzel, en çekici bir ÅŸekilde sunuluyordu. Kur’an-ı Kerim ÅŸiirin revaçta olduÄŸu bu topluma insan yeteneÄŸini geride bırakan bir ÅŸiir üslûbuyla indirildi.

4) Davet, öncelikle yakınlardan, güvenilir ,insanlardan başlanarak açıklandı.
Davet, öncelikle yakınlardan, güvenilir temiz insanlardan baÅŸlanarak açıklandı. İlk anda bütün bir topluma sunulmadı. Bu da bir davanın yayılabilmesi için öncelikle kendisine saÄŸlam bir zemin hazırlaması, öncü elemanlarını hazırlaması gerektiÄŸini öğretiyor. Hz. Peygamber, Mekke’de fıtratı bozulmamış insanları diÄŸerlerinden ayrı tutarak davette önceliÄŸi onlara verdi. Davetçi, tanıdığı ve güvendiÄŸi insanlara gitmeli, uzun vadeli yola güvenilir olamayan tanımadığı insanlarla çıkmamalı.

5) Müslümanlar zayıf oldukları dönemlerde kâfirlerin tüm baskılarına sabrettiler.Müslümanlar zayıf oldukları dönemlerde kâfirlerin tüm baskılarına sabrettiler. Allah onlara bir müddet savaÅŸma izni vermedi. Medine’de saÄŸlam bir zemin hazırlandıktan sonra onlara savaÅŸ izni verildi. Gerçi müslümanlar Medine’de azınlıktılar ama artık bir cephede toplanabilmiÅŸlerdi. Mekke’de ise darmadağın ve güçsüzdüler. SavaÅŸ imkânları yoktu. Bir davanın hazırlık ve örgütlenme safhasında düşmanla fiilî çatışmaya girmeyip her türlü hazırlığını tamamlamak gerektiÄŸi sonucunu Resulullahın bu uygulamasından çıkarabiliriz.

6) Resulullah gizli davet döneminde dirençli elemanları çevresinde topladıktan sonra açık davet dönemini başlattı.
Resulullah gizli davet döneminde dirençli elemanları çevresinde topladıktan sonra açık davet dönemini baÅŸlattı. Bu dönemde karşı tarafın bütün baskı ve iÅŸkencelerine raÄŸmen inancından taviz vermedi. Zira bu dönem açık davet, gizli örgütlenme dönemiydi. Gündüz kâfirlerin karşısına çıkıp; “Sizin taptıklarınız kendilerine bile fayda veremez. Gelin bu yanlış yoldan vazgeçin” diye onların yanlışlığını yüzlerine vuruyor; geceleyin Erkam’ın evinde gizlice toplanıp çalışma programı hazırlıyor, davetin elemanlarına taktikler veriyordu. Bu uygulama bize, İslâm dâvetinin temel özelliklerinden birini öğretiyor: Davet açık, örgütlenme gizli yapılır. Davet için de örgütlenme için de kâfirlerden izin alınmaz.

7) Müşrikler parlemantoları durumunda olan Darün-Nedve’de toplanırlar karar alırlardı
Müşrikler parlemantoları durumunda olan Darün-Nedve’de toplanırlar karar alırlardı. Peygamberimize yaptıkları tekliflerin biri ÅŸuydu: “Bu davadan vazgeç, seni “Reis yapalım.” Resulullah taktik gereÄŸi bunu yapabilir, gücü elinde topladıktan sonra da getirdiÄŸi dini benimsetebilirdi. Ama İslâm açık bir din olduÄŸu için Resulullah bu yola baÅŸvurmadı; iÅŸkencelere raÄŸmen hakkı söyledi. Daru’n Nedve’de bir yer kapma yerine Darul-Erkam’da kendi meclisini oluÅŸturdu. O halde İslâm davetçileri kâfirlerin kontrolündeki bir harekete katılmamalı, kendi hareketlerinin programını kendileri oluÅŸturmalıdırlar.

8) Müslümanların güçlü olanları Mekke’de güçsüzlerle tam bir dayanışma ortaya koymuÅŸ malını-mülkünü ortaya dökmüştü Müslümanların güçlü olanları Mekke’de güçsüzlerle tam bir dayanışma ortaya koymuÅŸ malını-mülkünü ortaya dökmüştü. İslâm’a inananlar kardeÅŸ oldular; dünya nimetleri, zenginlikler belli ellerde, kasalarda toplanmadı. Tek gaye vardı; Allah’ın dini egemen olsun. O halde her dönemde bir davaya iman edenler kardeÅŸ olduklarının bilincinde olmalı, varlıkta ve yoklukta eÅŸit olabilmeliler. Hedefe ulaşılana kadar dünyalıklardan vazgeçilebilmelidir.

9) Hz. Peygamber, Mekke’de hiç bir insana konumundan dolayı öncelik vermedi.
Hz. Peygamber, Mekke’de hiç bir insana konumundan dolayı öncelik vermedi

Köleleri de zengin efendileri de yanına aldı; çocukları da kadınları da. Ancak İslâm’ın güçlenmesi için ileri gelen eÅŸrafın müslüman olması için de uÄŸraÅŸtı, hatta dua etti. Peygamberimizin bu davranışından yola çıkarak ÅŸu hükme varılabilir: Davetçi toplumunun yetenekli, üst düzey insanlarını kendi davasına kazandırmak için öncelikler verebilir. Bu da onun müstekbirlere meylettiÄŸi anlamına gelmez.

10) Hz. Peygamber’e inanan müslümanlarla aileleri arasında büyük çatışmalar meydana geldi
Hz. Peygamber’e inanan müslümanlarla aileleri arasında büyük çatışmalar meydana geldi. Aile baÄŸları yerine inanç bağı gözönünde bulunduruldu. Bu örneÄŸi benimseyen müslümanlar her zaman ve her yerde, inanç bağıyla asabiyet karşı karşıya kaldığı zaman tercihini inançtan yana koymalı varlıklı Ailenin çocuÄŸu olan Mus’ab b. Umeyr gibi gerektiÄŸinde Ailesini terkedebilmelidir.

Müslümanların bir kısmının iÅŸkence ortamından kurtulup daha iyi bir ortamda bulunmak için HabeÅŸistan’a hicret etmesinden ÅŸu sonuç çıkarılabilir: Müslümanlar, gerektiÄŸinde müslüman olmasa dahi adâletli, haksızlık yapmayan insan haklarına saygı duyan bir ülkeye iltica edebilirler. Bunu yapmaları o ülkeyi dost edindikleri anlamına gelmez.

11) Hz. Peygamber, Taif seferi dönüşünde Mekke’ye müşrik olan Mut’im’in himayesinde girdi.
Hz. Peygamber, Taif seferi dönüşünde Mekke’ye müşrik olan Mut’im’in himayesinde girdi. Bu da Hz. Peygamber’in müşriklerin emrine girdiÄŸini göstermez. Hz. Peygamber, dininden hiç bir taviz vermediÄŸi halde Mut’im ona bir insan olarak sahip çıkmış, Peygamber’den dini ile ilgili bedel istememiÅŸtir. Bu sadece karşılıksız yapılan bir yardımdır. Bunun yanında Hz. Ebû Bekir’in benzer bir olayı vardır. İbn Daine Hz. Ebû Bekir’i himayesine alır.

Ancak gizliden gizliye ibadetinde serbest olduÄŸunu, ama açıktan açığa Kur’an okuyamayacağını söyler. O zaman Hz. Ebû Bekir onun himayesine ihtiyacı olmadığını, kendisine Allah’ın yeteceÄŸini bildirir. EÄŸer Hz. Ebû Bekir olayında olduÄŸu gibi müşrikler himaye karşılığında müslümanın inancından, ibadetlerinden vazgeçmesini isterlerse o zaman onların himayesi reddedilir. Günümüzde de kapalı yerlerde (mescitlerde, evlerde) Allah’a ibadeti serbest bırakan kâfirler İslâm’ın toplum hayatına girmesini engelliyorlar. Bunu yaptıklarından dolayı müslümanlarla onların arasında bir düşmanlığın olması gerekir.

MEKKE DÖNEMI, GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARININ DERS ALACAKLARI BIRÇOK ÖRNEKLE DOLUDUR.
Mekke döneminde inen Kur’an ayetleri daha ziyade inanç temellerini konu edinir. Mekke döneminde kâfirlerin baskısı altında ezilen, hiç bir güvencesi olmayan insanlara hukukî emirler verilmedi. Meselâ bir tesettür ayeti yoktu o dönemde. Çünkü müşriklerin insafına kalan zayıf müslüman hanımların tesettürleri çekip çıkarılabilir ve müslümanlar buna karşı birÅŸey yapamazlardı. Allah müslümanlara uygulanma imkânı olan emirleri veriyordu. Namazı bile gizlice kılan müslümanlara Allah ezan okumalarını emretmedi.

Mekke, imanın olgunlaÅŸması, gerçekten inanan insanların ortaya çıkması için bir imtihan dönemiydi. Ama artık İslâm tamamlandı. Günümüzde de müslümanların baskı altında olduÄŸu yerleri Mekke Dönemi ile kıyaslayarak İslâm’ın hukuki emirlerini yok saymak mümkün deÄŸildir. İslâm’ın ilk geliÅŸ dönemiyle bu dönem bir tutulmaz. Kur’an tamamlanmıştır; müslümanlara farz kılınan yükümlülükler kıyamete kadar geçerliliÄŸini sürdürecektir. Müslümanlara düşen, baskı altında ezildikleri Mekke Dönemini andıran zemin ve zamanlarda bütün güçleriyle İslâmı yaÅŸamaya çalışmak ve bir an önce Medine Dönemini hazırlamaya çalışmaktır. Nefsine uyup, “Mekke döneminde yaşıyoruz” diyerek İslâmî yükümlülüklerden kaçmak çözüm deÄŸildir.