dini bilgiler | iNadına Türbanlıyız

iNadına Türbanlıyız

Baş Örtüsü & Eşarp ve Türban - Güzellik - Cinsellik ve Bakım & islami Kadın Dünyası ve Gelinlikler & islam ve Estetik & Dini bilgiler & islami Bilgiler



Huneyn Savaşı İle Evtas Olayı

Mekke’nin fethi üzerine birçok kabileler müslüman oldular. Ancak en büyük kabilelerden olan “Beni Havazin ve Beni Sakıf’ kabileleri savaşa kalkıştılar. Taif ve Mekke arasında “Huneyn” denilen yerde toplandılar. Hazret-i Peygamber henüz Mekke’de idi. Şevvalin yedinci günü on bin kişilik bir ordu ile Huneyn’e doğru yürüdü.

Müslümanlardan bazıları: “Bu ordu, hiç bir zaman azlıktan dolayı yenilmez,” demişti. Bu, yanlış bir düşünce idi. Çünkü zafer ancak Allah tarafındandır. Askerin çokluğu ise görünüşte olan bir sebebdir. İnsan bu sebebleri hazırlamalı, fakat başarıyı Yüce Allah’dan beklemelidir. İşte kendilerine bir uyarı dersi olmak üzere, müslümanlar bu savaşta önce bozuldular. Fakat sonra Yüce Allah’ın lütfü ile yine üstün geldiler. Şöyle ki:

Büyük kumandan Halid İbni Velid Hazretleri, yanındaki erlerle beraber tedbirsiz yürürken pusuda bulunan Mekkeli müslüman erler de dağıldı. Böylece bozgun bütün İslâm ordusuna sıçradı. Savaş alanında yalnız Peygamber Efendimizle ashabdan birkaç kişi kalmıştı. Hazret-i Peygamberin gösterdiği metanet ve cesaret çok üstündü. Şöyle sesleniyordu: “Ey Allah’ın dinine ve Peygamberine yardım edenler! Nereye gidiyorsunuz? Geliniz, ben Allah’ın kulu ve peygamberiyim!..” Sonra müslümanlar uykudan uyanır gibi uyandı, toplarlanmaya başladılar. Düşmana çok şiddetli bir saldırıda bulunarak şanlı bir zafer kazandılar.

Evtas olayına gelince: Huneyn savaşı sonunda Beni Hevazin kabilesi İslâmiyeti kabul ettiği için azad edilmişti. Kaçan düşmanlardan bazıları “Evtas” denilen vadide toplanmışlardı. Gönderilen bir İslâm birliği tarafından esir edildiler. İçlerinde Beni Sa’d kabilesinden Haris’in kızı “Şeyma” da vardı. Şeyma, Hazret-i Peygamberin süt kızkardeşi idi. Hazreti Peygamber onun esir düştüğünü öğrenince üzüldü ve mübarek gözlerinden yaşlar aktı. Onu okşayıp birçok ikramda bulunduktan sonra kabilesine gönderdi.

Savaştan kaçan Beni Sakıf kabilesi de gidip Taif’e kapanmışlardı. Taif şehri İslâm ordusu tarafından


İmam-ı Rabbaniyi de tenkit

Sual: Abduhcu biri, ikinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretlerini şöyle tenkit ediyor. Bu tenkitle ilgili açıklama yapar mısınız?

- İmam Rabbani, “kıyamet alametleri” içinde yer alan İsa’nın gökten inme olayını klasik itikad kitapları gibi anlatıyor.
CEVAP
Klasik itikad kitapları, demekle İslam âlimlerinin yazdıkları en kıymetli kitapları kötülemektedir. İtikadın yenisi olur mu hiç? O zaman, Resulullahın, Eshabının ve onları takip eden âlimlerin itikadları yanlış olur.

- Şeyhi Muhammed Parisa’dan şunu nakleder: “İsa indikten sonra Ebu Hanife’nin mezhebi üzere amel edecek, helal kabul ettiğini helal, haram kabul ettiğini haram kabul edecek.” Bu cümlede bana göre birden fazla yanlış vardır:
1- Ebu Hanife, Hazret-i İsa’nın üzerinde bir konuma yerleştiriliyor.
CEVAP
Tamamen yanlıştır. Hazret-i İsa da, Hazret-i Mehdi de ictihad edecek ve ictihadları Hanefi’ye uygun gelecektir. İmam-ı a’zamı Hazret-i İsa’dan üstün gösteriyor demesi çirkin bir iftiradır.

2- Haram ve helal hükmü koymak şârî’nin [Allah’ın] yetkisindedir. Ebu Hanife’ye böyle bir yetki tanımak onu şârî [Allah] kabul etmek anlamına gelir.
CEVAP
Hâşâ burada, İmam-ı Rabbani, (İmam-ı a’zama Allah diyor) diyerek onu kâfirlikle suçluyor. Müctehidin ictihad etme yetkisi yok mudur? Elbette vardır. Müctehid isabet de eder, hata da eder. Ama hatasına bile sevap verilir. Müctehidin bu yetkisine itiraz etmek, hâşâ onu Allah yerine koyuyor demek ne kadar çirkin iftiradır. Bir müctehidin haram dediğine öteki müctehid helal diyebilir. Nitekim At eti için dört büyük imamdan İmam-ı Malik haram derken, İmam-ı Şafii ile İmam-ı Ahmed ise helal demiştir. Bu büyük müctehidlerin böyle yetkisi olmasa haram veya helal der mi hiç?

- Hazret-i İsa’nın, derleyip topladığı ümmetin resmi fıkhı Hanefi mezhebi mi olacak?
CEVAP
Kendisi ictihad edecek ve ictihadı Hanefi’ye uygun gelecektir. Mezheplerin birbirlerine uygun düşen ictihadları yok mu?

- Bu, geleneksel ümmet anlayışıyla çelişen bir mezhebi bütün bir ümmete dayatmaktır.
CEVAP
O anlama sokan kendisidir. Ortada çelişen bir şey yok. Mezhebimizin neresi ümmet anlayışıyla çelişiyor ki? Kendi kafası ile çelişmek, ümmet ile çelişmek mi demektir? Yahut farklı ictihadlar çelişki mi demektir?

- İmam Rabbani’nin böylesine zayıf bir bilgiyi kabul etmesi entelektüel kişiliği ile çelişmektedir.
CEVAP
Yani imam-ı Rabbani hazretleri bunun zayıf bilgi olduğunu bilmiyor da Abduhcu nereden biliyor? Hemen diyecek ki biz Kur’an ve Sünnete bakarız. Peki koca imam-ı Rabbani hazretleri, Kur’an ve Sünnete bakmıyor muydu? O Kur’andan anlamıyor muydu? Ne diye âlimler ona imam ve müceddid demişler? O imam-ı Rabbani hazretlerine böyle saldırmakla onu büyük bilen bütün âlimleri de eleştirmiş oluyor. Ehl-i sünnet âlimlerine dil uzatanın dili kurur, bir gün belasını bulur.

- Halbuki, Heratlı Ali el-Kâri, Hazret-i İsa’nın müctehid sıfatıyla yeryüzüne geleceğini belirttikten sonra bir müctehidin diğerini taklidinin caiz olmadığının altını çizer.
CEVAP
Bir müctehidin diğer müctehidi taklit ettiği nereden çıkarılıyor ki? İctihad ediyor, ictihadı Hanefi’ye uygun geliyor. İctihadların bir birine uyması onu taklit etmek mi oluyor? Bu ne cahillik böyle?
Her ne kadar Aliyyül kâri, burada yanlış bir şey söylememiş ise de, onu senet gibi alıyor. Aliyyül kâri Peygamber efendimizin mübarek ana babasına kâfir diyecek kadar ileri gitmiş, bir çok sahih hadise uydurma demiştir. Kaynağını görüyorsunuz. Zaten her Abduhcu, yamuklardan kaynak gösterir.


Mezheb

in lüzumu

Sual: Mezhep nedir, hak bir mezhebe tâbi olmayan ne olur?
CEVAP
Bir müctehidin ictihad ederek elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir. Eshab-ı kiramın hepsi derin âlim, birer müctehid idiler. Din bilgilerinde, siyaset, idarecilik ve zamanlarının fen bilgilerinde ve tasavvuf marifetlerinde birer derya idiler. Bu bilgilerinin hepsini, Resulullahın kalblere işleyen, ruhları çeken sözlerini işitmekle, az zamanda edindiler. Her birinin mezhebi vardı. Mezhepleri az veya çok farlı idi.

Tâbiinin ve Tebe-i tâbiinin arasında da müctehidler vardı. Bu müctehidlerin mezheplerinden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Diğerlerinin mezhepleri unutuldu. Bu dört mezhebin imanları Eshab-ı kiramın ortak olan imanıdır. Bunun için dördüne de Ehl-i sünnet denir. İmanları arasında esasta ayrılık yoktur. Birbirlerini din kardeşi bilirler. Birbirlerini severler. Birbirlerine uymayan işlerinde, zaruret olunca, birbirlerini taklit ederek yaparlar. Allahü teâlâ, mezheplerin böyle ayrı olmalarını istemiştir. Bu ayrılığın, müslümanlara Allahü teâlânın rahmeti olduğunu, Peygamber efendimiz haber vermiştir. Çünkü, dört mezhep arasındaki ufak tefek başkalıklar, müslümanların işlerini kolaylaştırmaktadır. Her müslüman, vücut yapısına, yaşadığı iklim şartlarına ve iş hayatına göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer. İbadetlerini ve her işini, bu mezhebin bildirdiğine göre yapar.

Allahü teâlâ dileseydi, Kur’an-ı kerimde her şeyi açıkça bildirirdi. Böylece, mezhepler hasıl olmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her iklim ve şartta, her müslüman için tek bir nizam olurdu. Müslümanların halleri, yaşamaları güç olurdu.

Resulullahın yolu
Peygamber efendimizin yolu, Kur’an-ı kerim ile hadis-i şerifler ile ve müctehidlerin ictihadları ile gösterilen yoldur. Bu üç vesika ile bir de, İcma-ı ümmet vardır ki, Eshab-ı kiramın ve Tâbiinin sözbirliği olduğu, Redd-ül-Muhtar’da yazılıdır. Bir hüküm üzerinde, dört mezhebin ictihadları arasında icma hasıl olursa, bu icmaya da inanmak gerekir, inanmayan küfre girer. (Mektubat 2/36)

İslam âlimleri yanlış bir şey üzerinde ittifakta bulunmazlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ümmetim dalalet üzerinde birleşmez.) [İ.Ahmed]

Bu dört vesikaya Edille-i şeriyye denir. Bunların dışında kalan her şey bid’attir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, bunlardan yalnız biri Cennete girecektir. Bunlar, benim ve Eshabımın yolunda olanlardır.) [İbni Mace]

Bu ayrılık, usulde, imanda olan ayrılıktır. Eshab-ı kiramdan sonra, yeni müslüman olanlardan bir kısmının imanları bozuldu. Eshab-ı kiramın doğru imanından ayrıldılar. Dalalet fırkaları meydana geldi. Bu bozuk fırkalara, bid’at fırkaları denir. Bunlar, bazı nassları tevil ederek yanıldıkları için kâfir değildir. Fakat, İslamiyet’e zararları, kâfirlerin zararlarından çok oldu. Birbirleri ile ve Ehl-i sünnet ile çekiştiler. Harp ettiler. Çok müslüman kanı döküldü. Müslümanların yükselmelerini, ilerlemelerini baltaladılar.
Bid’at fırkalarını, Ehl-i sünnetin dört doğru mezhebi ile karıştırmamalıdır.

Mezhep ve rahmet
Allahü teâlâ ve Resulü, müminlere merhamet ettikleri için, bazı işlerin nasıl yapılacağı, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açık bildirilmedi. Açıkça bildirilse idi, öylece yapmak farz ve sünnet olurdu. Farzı yapmayanlar günaha girer, kıymet vermeyenler de kâfir olurdu. Müminlerin hali güç olurdu. Böyle işleri, açık bildirilmiş bulunanlara benzeterek işlemek gerekir. Din âlimleri arasında, işlerin nasıl yapılabileceğini, böyle benzeterek anlayabilenlere, Müctehid denir.

Dört mezhebin hali, bir şehir halkının haline benzer ki, önlerine çıkan bir işin nasıl yapılacağı kanunda bulunmazsa, o şehrin eşrafı, ileri gelenleri toplanıp, o işi kanunun uygun bir maddesine benzetip yaparlar. Bazen uyuşamayıp, bazısı devletin maksadı, beldeleri tamir ve insanların rahatlığıdır der. O işi, rey ve fikirleri ile, kanunun bir maddesine benzetir. Bunlar, Hanefi mezhebine benzer.

Bazıları da, devlet merkezinden gelen memurların hareketlerine bakarak, o işi, onların hareketine uydurur ve devletin maksadı, böyle yapmaktır, derler. Bunlar da, Maliki mezhebine benzer.

Bazısı ise ifadeye, yazının gidişine bakıp, o işi yapma yolunu bulur. Bu da, Şafii mezhebine benzer.

Bir kısmı ise, kanunun başka maddelerini de toplayıp, birbiri ile karşılaştırarak, bu işi doğru yapabilmek yolunu arar. Bunlar da, Hanbeli mezhebine benzer.

Dört doğru yol
İşte şehrin ileri gelenlerinden herbiri, bir yol bulur ve hepsi, yolunun doğru ve kanuna uygun olduğunu söyler. Kanunun istediği ise, bu dört yoldan biri olup, diğer üçü yanlıştır. Fakat, kanundan ayrılmaları, kanunu tanımadıkları için, devlete karşı gelmek için olmayıp, hepsi kanuna uymak, devletin emrini yerine getirmek için çalıştıklarından, hiçbiri suçlu görülmez. Belki, böyle uğraştıkları için, beğenilir. Fakat, doğrusunu bulan daha çok beğenilip, mükafat alır. Dört mezhebin hâli de buna benzer. Her mezhep imamı, doğru yolu bulmak için uğraştığından, yanılanlar affolur. Hatta sevap kazanır. Onlara bu yetkiyi Allahü teâlâ ve Resulü vermiştir.

Dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir. Bu, Eshab-ı kiramın ve Tâbiinin mezheplerini küçümsemek değildir. Çünkü, Eshab-ı kiramın ve başkalarının mezheplerini tam olarak bilmiyoruz. O mezhepleri de bilseydik, onlara uymamız da caiz olurdu. Çünkü, hepsinin mezhepleri doğru idi. Dört mezhep, tam bilindiği ve kitapları her yere yayılmış olduğu için, her müslümanın yalnız bunlardan birine uyması gerekir.

İmam-ı Rabbani hazretleri, Bir mezhebe tâbi olmayan mülhid olur buyuruyor. (Mebde ve Mead)

Yusuf Nebhani hazretleri, Şimdi her müslümanın, dört mezhepten birine uyması gerekir buyurduğu gibi, imam-ı Şarani, S.Ahmed Tahtavi hazretleri gibi birçok âlim de, aynı şeyi bildirmişlerdir.
Kur’an-ı kerimdeki; (Allah’ın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh âlimlerinin, mezhep imamlarının bildirdiğine uyun!) demektir. [Tahtavi (Dürr-ül-muhtar) haşiyesi, zebayih kısmı]

Mezhep değiştirmek
Dört mezhebin imamları ve onları taklit eden âlimler, her müslümanın dört mezhepten dilediğini taklitte serbest olduğunu ve bir mezhepten başka mezhebe geçmenin caiz olduğunu ve harac, sıkıntı olduğu zamanlarda, başka mezhebin taklit edileceğini bildirdiler. Allahü teâlâ, müminlerin dört mezhebe ayrılmalarını ve bunun, kulları için faydalı olacağını ezelde takdir ve irade buyurdu. Amelde mezheplere ayrılmaktan razı olduğunu bildirdi. Razı olmasaydı Resulü, bu ayrılığın rahmet olduğunu bildirmezdi. İtikadda ayrılmayı yasak ettiği gibi, amelde ayrılmayı da yasak ederdi. (Mizan)

Resulullah efendimiz, Kur’an-ı kerimde icmalen bildirilenleri, yani kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur’an-ı kerim kapalı kalırdı. Resulullahın vârisleri olan mezhep imamlarımız, hadis-i şeriflerde mücmel olarak bildirilenleri açıklamasalardı, sünneti nebeviyye kapalı kalırdı. Böylece, her asırda gelen âlimler, Resulullaha tâbi olarak, mücmel olanı açıklamışlardır.

Bilinen 4 imam zamanında, başka mezhep imamları da vardı. Bunların da mezhepleri vardı. Fakat, bunların mezheplerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadı. (Hadika)

Ehl-i sünnetin dört mezhebinin imanları, inandıkları şeyler, birbirlerinin aynıdır. Aralarında hiç fark yoktur. Ayrılıkları yalnız ameldedir. Bu da, müslümanlara bir kolaylıktır. Her müslüman, dilediği mezhebi seçerek, bunu taklit eder. Her işini, seçtiği mezhebe göre yapar. Müslümanların, dört mezhebe ayrılmaları, Allahü teâlânın rahmetidir. Bir müslüman, kendi mezhebine göre ibadet yaparken, bir zahmet, bir meşakkat hasıl olursa, başka bir mezhebi taklit ederek, bu işi kolayca yapar.

Ölçümüz ne olmalı?
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiğine uymayan, her mana yanlıştır. Çünkü her sapık, Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uyduğunu sanır ve iddia eder. Kısa görüşü ile, bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarır, doğru yoldan kayar. Felakete gider. Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde mealen, (Kur’an-ı kerimde bildirilen misaller, çoklarını küfre sürükler, çoklarını da hidayete, doğru yola ulaştırır) buyurdu. (Bekara 26)

Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıkları mana doğrudur. Çünkü, bu manaları, Selef-i salihinin eserlerini inceleyerek elde etmişlerdir. Doğru bilgileri bizlere ulaştıran bunlardır. Kurtuluş yolunu, yanlış yollardan ayıran onlardır. Onların hidayet ışıkları olmasaydı, bizler doğru yolu bulamazdık. Doğruyu bozuk olanlardan ayırmasalardı, dalalete yuvarlanırdık. İslamiyet’i bozulmaktan koruyan onların çalışmasıdır. Onlara uyan kurtulur. Onlara uymayan sapıtır, herkesi de sapıtmaya çalışır.) [1/286]

Mezheplere olan ihtiyaç
Bazıları, Hadislere değil, Kur’ana uymak gerekir diyor. Halbuki hadisler, Kur’andan ayrı değildir. Kuran-ı kerimin açıklamasıdır. Allahü teâlâ buyurdu ki:
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiklerinden sakının!) [Haşr 7]

(İndirdiğimi insanlara açıkla!) [Nahl 44]

Âlimler de, âyetleri açıklayıp Kur’an-ı kerimden hüküm çıkarabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, (Sadece sana vahiy olunanları tebliğ et) derdi. Ayrıca açıklamasını emretmezdi. Resulullah, Kur’an-ı kerimde, kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur’an-ı kerim kapalı kalırdı. Hadis-i şerifler olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, rüku ve secdede okunacak tesbihler, cenaze ve bayram namazlarının kılınış şekli, zekat nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinmezdi. Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. Mezhep imamları, hadis-i şerifleri açıklamasaydı, sünnet kapalı kalırdı. Sünneti, müctehid âlimler açıklamış, böylece mezhepler meydana çıkmıştır.

Mezhep nedir? Bir müctehidin edille-i şeriyyeden elde ettiği bilgilere, o müctehidin mezhebi denir. Sahabelerin tamamı müctehid idi. Hepsinin de mezhebi vardı. Mezheplerden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Dört mezhep arasında amelle ilgili farklı ictihadlar, işlerimizi kolaylaştırmaktadır. Her Müslüman, durumuna göre, kendisine kolay gelen mezhebi seçer.

Allahü teâlâ dileseydi, Kur’an-ı kerimde her şeyi açıkça bildirirdi. Böylece, mezhepler ortaya çıkmazdı. Her yerde, tek bir nizam olur, Müslümanların halleri, yaşamaları güçleşirdi.

Bugün dört mezhepten birine uymak gerekir. Çünkü, Eshab-ı kiramın ve diğer müctehidlerin mezhepleri tam olarak bilinmiyor. Dört mezhep, tam bilindiği ve kitapları her yere yayılmış olduğu için, dört mezhepten birine uymak şarttır. Mezhepler rahmettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Âlimlerin farklı ictihadları, [mezheplere ayrılmaları] rahmettir.) [Beyheki]

(Âlimlere tabi olun!) [Deylemi]

(Ulema, enbiyanın vârisidir.) [Tirmizi]

Bir Müslüman, kendi mezhebine göre ibadet yaparken, bir meşakkat hasıl olursa, başka bir mezhebe uyarak, bu işi kolayca yapar. Mesela Şafiiler, hacda kadına dokununca abdestleri bozulur. Bunun için Hanefi’yi taklit ederek haclarını yapıyorlar. Bu apaçık bir rahmettir.

Ana-babanın mezhebi
Sual: Herkesin mutlaka anne ve babasının mezhebinde mi olması gerekir?
CEVAP
Hayır. Herkese, anasından babasından işittiğini, gördüğünü öğrenmek kolay geleceği için, Müslümanlar, genelde anasının, babasının mezhebinde olmaktadır. Yoksa, mutlaka anne veya babasının mezhebinde olacak diye, bir şart yoktur. Mezheplerin dördü de, haktır. Herkes, yaşadığı yerde hangi mezhebin kitapları yaygın ise, hangi mezhepte sorup öğreneceği kimseler varsa, o mezhebi seçmelidir. Kendi mezhebinde kaynak kitap veya soracak kimse bulamayan, dört mezhepten herhangi birine geçmelidir.