‘ÖRTÜNME’ olarak etiketlenmiş yazılar

KURANDA VE SÜNNETTE ÖRTÜNME

Pazartesi, 21 Nisan 2008

KURANDA VE SÜNNETTE ÖRTÜNME


KUR’AN’DA ÖRTÜNME

Kur’an–ı Kerim’de kadının örtünmesini emreden ayet–i kerimeler vardır. Bunlardan birinde: “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler…” buyurulmaktadır.

Bir başka ayet–i kerimede: “…eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın…” buyrulmaktadır.
Bir diğer ayet–ı kerimede peygamber hanımlarının şahsında bütün kadınlara hitap vardır. Kadın erkek ilişkilerine net bir çizgi konulmaktadır.
“…Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır…”
Yine bir ayet–i kerimede Allah celle cellauhu peygambere emrediyor:
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”
Bütün bu ayet–i kerimelerde gösteriyor ki: kadının örtünmesi Allah’ın emridir. Geçmişten günümüze bütün İslam âlimleri bu ayet–i kerimeleri kadının örtünmesi olarak anlamışlar ve öylede uygulamışlardır.

SÜNNETTE ÖRTÜNME

Kur’an nasıl ki; yirmi üç yılda kademe kademe indi, İslam dininin insanlığa vaaz ettiği kurallarda Hazreti Muhammed’in yirmi üç yıllık risalet hayatında merhale merhale uygulandı.
Namazın beş vakit olarak farz kılınması…
Ardından ramazan orucunun faiz kılınması…
Sonra içkinin yasaklanması…
İslam’ın bütün kuralları belli aralıklarla sıraları geldikçe uygulandı.
Kadının örtünmesi de bu şekilde oldu. Örtünme ile ilgili ayetler inmeden önce, kadınların giyim kuşamları cahiliye döneminde olduğu gibiydi.
* * *
Tesettürü bildiren ayet–i kerimelerden sonra Kadınlar tepeden tırnağa örtündüler. Medine farklı bir görünümü bürünmüştü. Tesettürle ilgili birkaç Medine manzarasını sizlerle paylaşalım.
Yıllar sonra bir Medine gününde İbn Abbas ile Ata İbn Ebi Rebah arasında şöyle bir konuşma geçti.
–Ey Ata! Sana cennet kadınlarından bir kadın göstereyim mi?
Ata ibn Ebi Rebah:
–Evet, göster, dedi.
İbn Abbas:
–Şu gördüğün iri yapılı ve uzun boylu, Habeşi, siyah kadın yok mu, bu kadın bir kere Peygamberimize geldi ve:
“Ey Allah’ın Resulü! Ben sara hastasıyım. Sara hastalığı gelince açılıyorum. Allah’a benim için dua buyurunuz” dedi.
Peygamberimiz:
“Ey Kadın! Hastalığına sabret, bunun neticesinde sana cennet vardır. İstersen, afiyet vermesi için Allah’a dua edeyim” buyurdu.
Kadın:
“Ey Allah’ın Resûlü! Hastalığıma sabrederim, ancak açılmamak lığım için Allah’a dua buyurunuz” diye rica etti. Peygamberimiz dua etti. Kadının, sara hastalığı gelince bir daha edep yerleri açılmaz oldu…”
Kendinden geçen kadının saçı başı, açılıyordu. Hastalık gibi mecburiyet dahi kadının zınet yerlerinin açılması hoş görülmemiştir. Kâinatın Efendisi kadına bu yönde dua etmiştir. Burada şu yapılabilirdi. Sara gibi insanı kendinden geçiren bir hastalıktan dolayı açılmak mazur görülebilirdi. Kadının örtünmesi o kadar önemlidir ki; zaruret halinde dahi örtüye dikkat edilmesi vaaz edilmektedir.
* * *
Bir başka Medine gününde yaşananları da Hazreti Ali Radıyallahu Anh anlatıyor:
“Yağmurlu bir gün, Baki Kabristanı’nda Resulullah’ın yanındaydım. Eşeğe binmiş bir kadın önümüzden geçti. Biraz ileride hayvan bir çukura rastlayıp tökezledi ve kadın düştü. Resûlullah hemen yüzünü başka tarafa çevirdi.
Orada bulunanlar:
–Ey Allah’ın Resulü! O kadın şalvarlı idi, dediler.
Bunun üzerine Resulullah:
–Allah’ım! Ümmetimden şalvarlı kadınları bağışla, buyurdu.
Burada da kadının değil organlarının görünmesi; iç giysinin dahi görünmesini doğru bulunmamıştır.
* * *
Medine gününü Hazret–i Âişe validemizden dinleyelim:
“Bir gün kız kardeşim Esma, ince bir elbise ile Allah Resulü’nün huzuruna girmişti. Rasûlullâh yüzünü başka tarafa çevirdi ve şöyle buyurdu:
“Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.”
Hazret–i Peygamber bunu söylerken, yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti.
Burada tesettürün çizgileri belirlenmektedir. Peygamberimiz kadının örtüsünü; yüz ve avuçların dışında kalan bütün vücut olarak bildirmiştir.

* * *
Bir başka Medine gününde müminlerin anası Hazreti Aişe kadının örtüsünü net bir şekilde ortaya koydu.
“Temimoğulları kabilesinden birtakım kadınlar, Hazret–i Âişe’yı ziyarete gelmişlerdi. Üstlerinde ince giysiler vardı. Hazret–i Âişe, onlara ikaz mahiyetinde şöyle dedi:
“Eğer sizler müminler iseniz, bunlar inanmış hanımların giysileri değildir. Eğer mü’min değilseniz o zaman durum değişir.”
* * *
Yine bir Medine gününde kadının örtüsünün nasıl olacağını net bir şekilde ortaya konulmaktadır.
Hazreti Aişe validemizin yanına, ince başörtülü bir gelin getirilmişti. Örtü ve giyimini beğenmemiş ve şöyle demişti:
“Nûr Sûresine inanan bir kadın böyle örtünmez.”

* * *
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem Efendimiz, 1400 yıl öncesinden bugüne sesleniyor ve tesettür konusunda ümmetini uyarıyor:
“Ümmetimin son dönemlerinde giyimli, fakat çıplak birtakım kadınlar olacaktır. Bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Ancak onlar cennete giremez, cennetin kokusunu bile alamazlar.”

Bu hadisi şerif günümüzde turban kullanan bir takım kadınları işaret ettiği aşikârdır. Bu kadınlar sadece saçlarını örtüyor, tesettürün gerçek amacına muhalefet eder şekilde, namahreme güzel görünme, karşı cinse kendini beğendirmek amacı gütmektedir. Bu kadınlar maalesef “cennet kokusu” alamayacaktır.
* * *
Resulullah’ın bundan 1400 yıl önce söyledikleri birebir günümüz hal ve ahvali ile örtüşmektedir. Resulullah buyurdu ki:
“Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına uğrarsa, zinaya bir adım atmış olur.”
* * *

Kâinatın Efendisi buyurdu ki:
“Kadınlardan erkeklere benzeyenlerle; erkeklerden kadınlara benzeyenler bizden değildir.”
Hayatı öneme haiz bir uyarı. Kimin Müslümanlardan olup olmadığını haber veriyor.

__________________

ÖRTÜNME GEREK ŞARTTIR FAKAT YETMEZ

Pazar, 20 Nisan 2008

ÖRTÜNME GEREK ŞARTTIR FAKAT YETMEZ  
İNSANLIĞIN ORTAK DEĞERİ ÖRTÜNME


Örtünün yukarıdaki fonksiyonunu icra edebilmesi için iki önemli şartın yerine getirilmesi gerekir. Bunlardan birincisi insanın kendisine, iç dünyasına dönük olgunlaşma süreci, ikincisi insanın içinde yaşadığı ortamın temizliği ve insan iradesini kuvvetlendirecek özelliğe sahip olmasıdır.

Nitekim Allah, mümin erkek ve mümin kadınlara gözlerini zinadan sakındırmalarını emretmekle doğrudan doğruya müminlerin iç dünyalarına hitap etmekte, örtünün oluşturduğu güvenlik kuşağını zedelememelerini istemektedir.

‘Mümin erkeklere şöyle: ‘Bakışlarını yere indirsinler. (harama çevirmekten kaçındırsınlar). Irzlarını, bellerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır…

‘Mümin kadınlara da söyle: ‘Bakışlarını yere indirsinler. Irzlarını, eteklerini korusunlar. Süslerini, zinetlerini görünen kısımlar müstesna açmasınlar. Başörtülerini (humur, göğüs) yırtmaçlarının üstüne koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler….’ (24 Nur 30-31)

Allah önce erkeklere, sonra da kadınlara harama bakmamayı ve ırzlarını korumayı emretmektedir. Demek ki bakma konusunda erkekler, kadınlardan daha fazla zaafa sahiptirler. Ancak örtünme, süslerini ortaya koyma konusunda, tersi olması gerekir ki, Allah örtünme ve süslerini gizleme ile ilgili erkeklere değil de kadınlara hitap etmektedir.

Cazibe konularını kuvvetlendirici, örtü engelini aşıcı bakışlar için Hz. Peygamber sahabelerini uyarmıştır:

‘Ey Ali, birbiri ardınca bakma. Birinci bakışın zararı yoktur ama ikinci bakıştan sonra zararlıdır.’11

Böylelikle İslam, bakışları kontrol altına alıyor. Dahası Hz. Peygamber, ‘Gözün zinası bakıştır; dilin zinası sözdür; elin zinası dokunmaktır; ayağın zinası, nefsimizin doğrultusunda yürümektir.’ buyurarak, müslüman olmanın kendini kontrol edebilmek olduğunu, müslüman olmanın bir içsel bütünlük olduğunu ortaya koymaktadır. Müslüman olmak demek, tüm tutum ve davranışlarını kontrol edebilmek demektir. Bu da Kur’an ve sünnetin tanımladığı bir imani düzeyle, bir imani değişimle gerçekleşir.

Nitekim ilk yaratılış olayında, Hz. Adem’le eşinin yeryüzüne gönderilişinden sonra Allah’ın Ademoğullarına yaptığı hitapta bu olgunun önemi açıkça vurgulanmaktadır:

‘Ey Ademoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size süs kazandıracak bir giyim indirdik.  Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp düşünürler.’ (7 Araf 26)

Örtünün oluşturduğu güvenlik kuşağının fonksiyonu icra edebilmesi için insanın içinde yaşadığı toplumsal şartların insan iradesini kuvvetlendirici istikamette etkili olması gerekir. İnsan iradesini, iç olgunlaşmayı, gelişmeyi engelleyici dış şartlar güvenlik kuşağını zayıflatabilir. Bunun için Hz. Peygamber:

 

‘Her doğan çocuk, İslam fıtratı üzerine doğar. Ancak ebeveynleri onu Hıristiyan, Yahudi veya Putperest yapar.’

diyerek çevresel koşulların önemine dikkatimizi çekmektedir.

İnsanın iman düzeyinin ve içinde yaşadığı şartların insan davranışına etkisinin, iki faktörün etkisini içermesi anlamında, en güzel örneklerinden biri de Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Hz. Yusuf olayıdır.

Hz. Yusuf, evinde hizmetçi olarak çalıştığı Vezir’in karısının ilişki kurma isteklerini reddederek ‘Allah’a sığınırım. Çünkü O (Kocan), benim efendimdir’ demesi konumuz açısından önemlidir. Gerçekte iki farklı cins birbirini arzulamaktadır:

‘Andolsun kadın onu arzulamıştı, eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıtını görmeseydi -o da onu arzulamıştı. Böylelikle biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis, gönülden katıksızca Allah’a bağlı, ihlasa erdirilmiş olan kullarımızdandı.’ (12 Yusuf 24)

İki karşı cins, birbirini biyolojik olarak arzu etmiş olmalarına karşılık; inançlarının farklılığı nedeniyle, iki farklı davranış sergiliyorlar. Biri, zina ederek nefsi arzularını yerine getirmeye; diğeri de, zinayı redderek imanının kemaline bir zarar vermemeye çalışıyor. Bu olay, iç olgunluğun insan davranışlarına, güvenlik kuşağına olan etkisini göstermektedir.

Vezir’in karısının isteklerinde ısrarlı olması, bu konuda Hz. Yusuf’u hapse atmakla tehdit etmesi üzerine; Hz. Yusuf’un endişesi, korkusu, içinde yaşanılan şartların insan davranışı üzerindeki etkisini göstermesi açısından anlamlıdır:

‘Yusuf dedi ki: ‘Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Onların kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara eğilim gösterir, cahillerden olurum. Böylece Rabbi, onun duasını kabul etti ve onların hileli-düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü o, işitendir, bilendir.’ (12 Yusuf 33-34)

Hz. Yusuf,  kadının ısrarı ve baskısı karşısında iradesinin çözülebileceğinden endişe ederek hapse girmeyi tercih etmiştir ve de girmiştir.

Bugün, Hz. Yusuf’un içinde bulunduğu şartlardan çok daha kötü şartlar, insanların iradesi üzerine etki etmektedir. İnsanlar, özellikle kadınlar kozmetik sanayiinin, moda sektörünün ve pazarlama sektörünün adeta kölesi durumuna getirilmişlerdir. Kadın bir pazarlama, bir tüketim aracı gibi düşünülmektedir. O sadece ürünlerin teşhiri için karşısındakileri ‘aşırı uyarmakla’ görevli bir beden, bir ciltten ibaret görülmektedir. Böylece her geçen gün kadın daha da açıklığa itilmekte tahrik edebildiği, uyarabildiği oranda itibar görmektedir. Bu da kadının köleleşmesinden başka birşey değildir.

Elbetteki bu köleleştirme hareketine başta kadınlar olmak üzere toplum tepki koyacaktır. Elbetteki bu psikolojik tacize karşı kadınlar, örtüneceklerdir. Seks, şiddet, uyuşturucu ve yolsuzluğun yaygınlaştığı bir ortamda insanların kendilerini korumak için çareler araması kaçınılmazdır. Tüm dünyadaki bu dört ‘baş belasına’ karşı insanların fıtrata, dine yönelmeleri tesadüfi değildir. Şartlar ağırlaştıkça dine yönelme daha da hızlanacaktır. Kadınların güvenlik kuşağı olarak örtüye sahip çıkmaları kaçınılmazdır. Bu fıtrattan gelen kendini korumaya ilişkin bir tepkidir. Bunu gözönüne almayan toplumsal mühendislik çalışmaları hüsranla sonuçlanacaktır.