‘razi’ olarak etiketlenmiş yazılar

Anne ve baba,gelin & kaynana

Pazartesi, 05 Mayıs 2008

Ana-baba, gelin-kaynana

Sual: Bir çocuklu evli bir erkeğim. Hanımım kapalı ve namazını kılıyor. Fakat annem babam hanımımı istemiyorlar, hep ona hakaret ediyorlar. Ben de, hanıma annem babamla iyi geçin diyorum, annemi babamı üzgün görünce hanımıma kızıyor, vuruyorum. Baktım bu iş böyle gitmeyecek nihayet hanımı götürüp çocuğumla birlikte ana babasının evine bıraktım. Ne tavsiye edersiniz?
CEVAP
Kapalı ve namazını kılan bir hanım büyük nimettir. Nimetin kıymetini bilmezseniz elinizden çıkar.
Gelin kaynana meselesi yeni değildir. Bunun çözümü evler ayrı olmalıdır. Eğer gelin kaynana kavga ediyorlarsa hiç görüştürmemek daha uygun olur.

Ana babanın isteği ile hanım dövülmez, hanım bırakılmaz. Yaptığınız çok çirkin ve çok yanlış. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:

(Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]

(Haksız olarak hanımını dövenin, Kıyamette hasmı ben olurum. Hanımını döven, Allah ve Resulüne asi olur.) [R.Nasıhin]

(Bir mümin, hanımına kızmasın! Kötü huyu varsa, iyi huyu da olur.) [Müslim]

(Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!) [İbni Lal]

(Müslümanların iman yönünden en üstünü, ahlakı en güzel olanı, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranandır.) [Tirmizi]

(Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına en iyi, en faydalı olandır. Sizin aranızda hanımına karşı en iyi, en hayırlı, en faydalı olan benim.) [Nesai]

(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R. Nasıhin]

(Hanımının ve çocuklarının haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]

Eve gelince hanımına selam verip hatırını sormalı, üzüntü ve sevincine ortak olmalıdır. Çünkü, o başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış bulunan dostu, dert ortağı, kendini neşelendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve çeşitli ihtiyaçlarının gidericisidir.

Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:

(İyi kadınlar, Allah’a itaat eder ve kocalarının haklarını gözetir. Kocaları yokken, onların namuslarını ve mallarını, Allah’ın yardımı ile korurlar.) [Nisa 34]

Erkek, hep kendini kusurlu görmeli, (Ben iyi olsaydım, o böyle olmazdı) diye düşünmelidir. Hanımının iyiliğini, iffetini Allahü teâlânın büyük nimeti bilmelidir. Onun huysuzluklarına iyilikle muamele etmeli, iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona dua etmeli ve Allahü teâlâya şükretmelidir. Çünkü, uygun bir kadın büyük bir nimettir. İyi davranmak, sadece hanımı üzmemek değildir. Onun verdiği sıkıntılara da katlanmak demektir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Hazret-i Eyyüb gibi mükafatlara kavuşur.) [İ.Gazali]

İyi müslüman olmak için hanım ile iyi geçinmek şarttır. Kur’an-ı kerimde de mealen, (Onlarla iyi, güzel geçinin!) buyuruluyor. (Nisa 19)

Sual: Ana-babanın seksen hakkı ile ilgili yazıdan sonra, işlerimiz iyice karıştı. Beyim, annesini yanımıza almak istiyor. Evimiz ayrı iken anlaşamıyorduk. Şimdi yuvamız iyice bozulacaktır. Münakaşamızdan liseye giden oğlumun sinirleri bozuldu, bunalıma girdi. Beyimin ve annesinin sağlığı ve maddi durumu iyidir. Kaldığı evde durabilir. Gelip de huzurumuzu kaçırmaya hakkı var mıdır?
CEVAP
Beyinizin durumu iyi olduğuna göre, annesini kendi yanına alması gerekmez. Defalarca yazdığımız gibi, gelin, kayınvalidesi ile aynı evde yaşamaya mecbur edilemez. Mecbur edilince evde huzur kalmaz. Akıllı erkek, evinde huzursuzluk çıkarmaz. Dine aykırı olmayan bir çare bulur.

Sual: Toplumda gelin, kocasının ana-babasını ve diğer akrabalarını istemiyor. Damadın yanında oğlan tarafından bir kişi, iki gün kalabilirse, kız tarafından aylarca kalıyor. Bu adaletsizlik değil mi? Ceviz kabuğunu doldurmayan küçük bir şey, üzücü olaylara sebep oluyor. Daima gelin tarafına haklı gözü ile bakılıyor. Ortada damat kalıyor. Bu durum, damadı bunalıma sokuyor. Gelin, haklı bir sebep yokken, kocasının ana-babasını veya diğer akrabalarını eve sokmuyor. Gelseler bile, gelip gittikleri bir oluyor. Gelin, (Ben onlara bakmaya mecbur değilim) diyor. Dini yönden gelin, kocasının akrabasını eve sokmayabilir mi? Onun hakkı, erkek tarafın hakkından üstün mü? Kocasının ana-babasından birisi ihtiyarlayınca veya bakıma ihtiyacı olunca, bunlara kim bakacaktır? Peygamberimiz, (Ana-babanız sizin yanınızda ihtiyarladığı zaman onlara iyi muamele edin) buyurmadı mı? Toplumun kanayan yaralarından biri olan bu olaya kim neşter vuracaktır?
CEVAP
Dinimizde, erkek, hanım tarafının akrabalarını, gelin de, kocasının akrabalarını, eve almaya mecbur değildir. Fakat ben mecbur değilim diyerek eşinin akrabalarını, dolayısıyla eşini üzerse, o evde saadet olmaz. Bu bakımdan hanımını seven, onunla iyi geçinmek isteyen erkek, hanımın mahrem akrabalarının eve gelmesine mani olmaz. Gülü seven dikenine katlanır. Katlanması gerekir. Dostun dostlarını sevmek, düşmanlarına da düşman olmak gerekir.

Erkek, hanımının mahrem akrabalarını evine sokmazsa, hanımının bunları görmelerine ve konuşmalarına mani olamaz. Bunlardan salih olanlarına, haftada bir kere, gelip oturmaları için mani olmaması iyi olur.

Hanımın salih olan akrabasını, misafir etmeli, onları iyi karşılamalıdır. Hanımının ana-babasının ellerini öpmeli, onlara yiyecek, içecek ikram etmelidir. Onlarla güzel güzel sohbet etmeli, emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunmalıdır. Uzak yerden gelmişlerse, “istediğiniz kadar kalın” demelidir. Onların kalblerini kazanmaya, hayırlı dualarını almaya çalışmalıdır. Kendisinin ve hanımının akrabasından fasık olanlar, hanımının dinini, ahlakını bozmak isteyenler varsa, onları evine almamalı ve onların evlerine gitmemelidir. Onlarla görüşmemeli ve hanımını da görüştürmemelidir. Fakat, onlara da ve hiç kimseye sert davranmamalı, münakaşa etmemeli, fitne çıkmasına sebep olmamalıdır. Din ve dünyalarına zarar gelecek şeylerden sakınmalıdır. Herkese karşı, güler yüzlü, tatlı dilli olmalıdır.

Kadınların kalbleri ince ve nazik olduğundan, birbirine haset edenleri çoktur. Bu bakımdan, bilhassa yeni evliler, uyanık olmalı, kadınların, hanımını çekiştirmesine aldanmamalı, böyle şeyler söylenmesine fırsat vermemeli, böyle sözlere kanıp hanımını incitmekten sakınmalıdır!

Annesi ve kız kardeşleri için hanımının söylediklerine karşı da uyanık olmalı, anaya yapılan eziyete hiçbir suretle göz yummamalıdır! Anasına, kendisi, hanımı ve çocukları, muhakkak saygı göstermelidir. Ana-babaya, kayınvalide ve kayınpedere hürmet, hizmet edilmesi birinci vazife olmalıdır! Büyüklerin rızasını, duasını almaya çalışmalı, hayır dualarını, büyük kazanç bilmelidir. Bunlara riayet eden, dünyada da, ahirette de mutlu olur.

Erkek, hep kendini kusurlu görmeli, (Ben iyi olsaydım, o böyle olmazdı) diye düşünmelidir. Hanımının iyiliğini, iffetini Allahü teâlânın büyük nimeti bilmelidir. Onun huysuzluklarına iyilikle muamele etmeli, iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona dua etmeli ve Allahü teâlâya şükretmelidir. Çünkü, uygun bir kadın büyük bir nimettir. İyi davranmak, sadece hanımı üzmemek değil, onun verdiği sıkıntılara da katlanmaktır. İyi müslüman olmak için hanımla iyi geçinmek şarttır. Kur’an-ı kerimde de mealen, (Onlarla iyi, güzel geçinin) buyuruldu. (Nisa 19)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

(Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına en iyi, en faydalı olandır.) [Nesai]

(Kadınlarınızı üzmeyin! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak davranın, iyilik edin!) [Müslim]

(Hanımına güler yüzle bakan, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır.) [R.Nasıhin]

Aklı olan karı-koca, birbirini üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık alametidir. Zalim, huysuz kimsenin hayat arkadaşı devamlı üzülerek sinirleri bozulur. Sinir hastası olur. Sinirler bozulunca, çeşitli hastalıklar hasıl olur. Hayat arkadaşı hasta olan bir eş, mahvolmuş, saadeti sona ermiş demektir. Eşinin hizmetinden, yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona, alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felaketlere, bitmeyen sıkıntılara kendi huysuzluğu sebep olmuştur. Dizlerini dövse de, ne yazık ki, bu pişmanlığının faydası olmaz. O halde, hayat arkadaşına yapılacak huysuzluğun, işkencenin zararı kendine olur. Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmaya çalışmalıdır! Bunu yapabilen, rahat ve huzur içinde yaşar, Rabbinin rızasını da kazanır!

Yukarıdaki yazımız üzerine, bazı erkekler, (Hep hanımların hakkından bahsediyorsun, biraz da erkeklerin hakkından bahset! Hanım kendi akrabalarını eve alır, bizimkileri almaz. Koca hakkı mühim diye yaz) dediler.

Ben, her zaman erkeği hükümet, kadını da muhalefet olarak kabul ederim. Erkeğin, (Hanım, kendi akrabasını eve alıyor da, benimkileri koymuyor) demesi, hükümetin, (Muhalefet bize iş yaptırmıyor) demesine benzer. Hükümet icra kuvvetidir. Muhalefete danışmadan, hatta onun engellemesine rağmen, istediğini yapabilir. Hanımına (Sen benim akrabalarımı kabul etmiyorsun, ben de senin akrabalarının gelmesine razı olmam) diyemeyen erkeğin, suçu hanımına yüklemesi, affedilmez bir hatadır. Sevgi, saygı karşılıklı olur. Kadın, mecbur olmadığı şeyleri bir ihsan olarak yaparsa, erkek de ona elinden gelen iyiliği, fedakârlığı elbette yapar.

Annem, on yılı yatalak olmak üzere yirmi yıl hasta yattı. Hanım, mecbur olmadığı halde, gece gündüz yatalak anneme baktı. Hanım, bakmasaydı elbette annemi sokağa atamazdım. (Hanımını anasından üstün tutana Allah lanet etsin) hadis-i şerifini biliyordum. Hanım bakmasaydı, anneme kendim bakar, hanım da, istirahat etmek üzere babasının evine giderdi. Hanım da bunu bildiği için istirahat etmeyi düşünmedi, hizmeti tercih etti. Çünkü hanım, şu hadis-i şerifleri biliyordu:

(Kadın için en büyük hak sahibi kocası, erkeğin de anasıdır.) [Hakim]

(Koca hakkına riayet, Allah yolunda cihad etmek gibi sevaptır.) [Bezzar]

(Kadın, kocasının hakkını ödemedikçe, Allahü teâlânın hakkını ödemiş olmaz.) [İ.Mace]

(Kocasına nankörlük etmeyen ve namaz kılan kadın Cennete girer.) [Şir’a]

Evet hanımı üzmek doğru değildir. Fakat onun yerli yersiz her dediğini yapmak da doğru değildir. Şu hadis-i şerifleri bilmek gerekir:

(Hanıma kul olan helak olur.) [İ.Gazali]

(Hanıma itaat pişmanlıktır.) [Kudai]

Kadınların kötü yola düşmemesi için erkek, gerekli tedbirleri almalıdır! Yani kadın, (Eğer ben hainlik edersem, kocam beni belki bırakır) düşüncesinde olmalıdır! İyi kadın, yaptığı iyiliği kocasının başına kakmaz. Yiyip içme ve giyinme gibi hususlarda kocasını üzmez, yapamayacağı şeyi ondan istemez. Kocasının şerefini korur, her işte onun rızasını kazanıp gönlünü hoş etmeye çalışır ve onu üzmez. Peygamber efendimiz kızının ağladığını görüp sordu:
- Ya Fatıma, niçin ağlıyorsun?
- Kasıtsız söylediğim bir sözden dolayı beyimi üzdüğüm için ağlıyorum.
- Kızım, bilmez misin, Allahü teâlânın rızası kocanın rızasına bağlıdır. Ne mutlu o kadına ki hep kocasının rızasını arar. Kadınlar için en üstün ibadet, kocasına itaattir. Kocasını razı eden kadın, istediği kapıdan Cennete girer. Kocasını üzen kadına, kocası razı oluncaya kadar, Allah lanet eder.) [R.Nasıhin]

Bunları bilen erkek ve kadın, birbirini niçin üzsün?

Bir arkadaş anlattı:
(Gelin, komşu kadınlarla rahat dedikodu yapabilmek için, bizim hanımı evine almak istemiyor. Oğluma “Anneni niçin evinize almıyorsunuz?” dedim. O da “Hanım, annemi istemiyor, annem gelince, evimizin huzuru kaçıyor” dedi. Gelinin annesi gelince, eve huzur geliyor, kocasının annesi gelince, huzur kaçıyor. Şimdi kabahat gelinde değil mi?) Bu arkadaşa, “Kabahat, gelinde değil sizin çocukta” dedim. Bütün okuyucularımıza söylüyorum. Hükümetin kusurunu muhalefete yüklemeyelim.

Namahrem ve tesettür

Pazar, 04 Mayıs 2008

Namahreme bakmak ve tesettür

Bazı ateistler, (Peygamber zamanında kadınlar örtünmezdi. Umacı gibi örtünmek o zaman yoktu. Hazret-i Âişe başı açık gezerdi. Şimdiki örtünmeyi, sonradan, yobazlar uydurdu) diyorlar. Bir de, ateistlerin etkisi altında kalan bir okuyucu, (Kadınlara bakmak, onlarla konuşmak, hatta onlarla beraber oturmak da günah değildir. Kadınların erkeklerle namaz kılmasının da mahzuru olmaz. Resulullah kadınların arka safta kılmasını söylemesi huşu açısındandır. Yoksa beraber kılmalarında mahzur olmaz. Tesettür detaydandır) diyor.

İçkiyi yasaklayan âyet-i kerime gelmeden önce müslümanlardan içki içenler vardı. Bunu örnek gösterip de içki yasak değildi demek yanlış olduğu gibi, hicab âyetinden önceki durumu bildirip kadınlarla konuşmanın, onlara bakmanın, onlarla oturmanın günah olmadığını söylemek de böyle yanlıştır.

Hicab [tesettür = örtünme] âyeti gelmeden önce, kadınlar örtünmezler, Resulullaha gelip, bilmediklerini sorup öğrenirlerdi. Resulullah efendimiz birinin evine gitse, kadınlar da gelir, oturur, dinler, istifade ederlerdi. Beydavi‘de ve Buhari‘nin tefsir kısmında bildirildiği gibi, hicretten üç yıl sonra, Ahzab ve beş yıl sonra Nur surelerindeki hicab âyetleri gelip, kadınların yabancı erkekler yanında, oturmaları, bunlarla konuşmaları yasak edildi. Bundan sonra, Resulullah efendimiz, kadınların bilmediklerini, mübarek hanımlarından sormalarını emreyledi.

Hicab âyetinden önceki durumu bildirip kadınların açılmasının mahzuru olmadığını söylemek, Müslümanları aldatmak olur. Resulullah efendimizin mübarek hanımı Ümm-i Seleme validemiz anlatır:

Meymune ile birlikte Resulullahın yanında idik. İki gözü de görmeyen İbni Ümmi Mektum izin isteyip içeri girdi. Resulullah bunu görünce, bize (İçeri geçin) buyurdu. (O a’mâ değil mi, bizi görmez) dedim. (O sizi görmüyorsa, siz onu görmüyor musunuz?) Yani, o kör ise, siz kör değilsiniz ya, buyurdu. (Tirmizi, Ebu Davud, İ. Ahmed)

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Yabancı kadını görünce, yüzünüzü ondan ayırın! Ansızın görmek günah olmaz ise de, tekrar bakmak günah olur.) [Ebu Davud, Darimi]

(Buluğa eren kız, yüz ve elinden başka yerini namahreme gösteremez.) [Ebu Davud]

(Şarkıcı kadının aldığı para haram olduğu gibi, onu dinlemek ve yüzüne bakmak da haramdır. Haramla beslenen vücuda Cehennem ateşi layıktır.) [Taberani]

(Bir kadın koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir topluluğun yanından geçerse, ona bakana da, kendisine de zina günahı [göz zinası] yüklenir.) [Nesai]

(Gözler zina eder, eller zina eder, ayaklar zina eder, ferc zina eder.) [Ahmed, Taberani]

(Gözün zinası harama [namahreme] bakmak, dilin zinası fuhuş konuşmaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]

(Bir kadın, cezbedici koku sürer ve erkekler de ona bakarsa evine gelene kadar Allahü teâlânın gazabında olur.) [Taberani]

(Bir kadın, güzel kokular sürünüp, göz alıcı güzel elbiseler giyerek, bir topluluğun yanından geçerse, zina işlemiş gibi günaha girer.) [İbni Hibban]

(Harama bakmayan gözler, Cehennem ateşi görmez.) [İsfehani]

(Kadına, şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülüp Cehenneme atılır.) [M. Enhür]

(Komşu kadına, arkadaş hanımına şehvet ile bakmak, yabancı kadına bakmaktan on kat daha günahtır. Evli kadınlara bakmak, kızlara bakmaktan daha günahtır.) [Taberani]

Kadınların, erkeklerin baş ve saçlarına bakmaları mekruhtur. Kadınların saçları da avrettir. Avret yerine bir zaruret olmadan şehvetsiz de bakmak haramdır.

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Kadınların, kızların, başı, saçı, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkmaları haram olduğu gibi, ince, süslü, dar, hoş kokulu elbise ile çıkmaları da haramdır. Böyle çıkmalarına izin veren, razı olan ana babası, kocası veya kardeşi de, onun günahına ve azabına ortak olurlar. (Kimya-yı saadet)

İmam-ı Zehebi de buyuruyor ki:
Erkeklere ziynetini gösteren kadınlara, mesela altın, inci gibi şeyleri örtüsünün üstüne takan, koku süren, renkli ve ipek kumaş örtünmüş olan, kol ağızları geniş olup kolları görünen ve bunlar gibi kendilerini erkeklere gösteren kadınlara Allahü teâlâ dünyada ve ahirette azap edecektir. (Zevacir-İbni Hacer-i Mekki)

Tesettüre riayet etmemek ve ziynetlerini göstermek gibi günahlar, kadınlarda çok olduğu için, Resulullah efendimiz, (Mirac gecesi Cehennemi gösterdiler, çoğunun kadın olduğunu gördüm) buyurdu. (Tirmizi)

Allah razı olsun

Pazartesi, 21 Nisan 2008

Allah razı olsun


Sual: (Bin kere Allah sizden razı olsun) demek uygun mu?
CEVAP
Allahü teâlânın bir kere razı olması sonsuz razı olması demektir. Allah razı olsun dendi mi aynı şey söylenmiş olur. Ama öyle söylemenin de mahzuru olmaz. Maksat manayı kuvvetlendirmektir.

Sual: Allah ebediyen razı olsun demek caiz mi?
CEVAP
(Allah ebediyen razı olsun) denince, sanki bu duadan, Allahü teâlânın bir müddetliğine de razı olacağı anlamı da çıkıyor. Bu itikadımıza terstir. Allah razı olsun demek gerekir. Ebediyen ekleyince yanlış anlamaya müsait oluyor. Üç günlüğüne veya üç seneliğine razı olsun anlamı da çıkabilir. Yani Allah’ın böyle sıfatı da var sanılır.

Sual: Kur’an-ı kerimde, (Allah, Eshab-ı kiramdan razıdır) buyuruluyor. O eshab, Resulullahın vefatından sonra kötü şeyler işlese yine mi Allah onlardan razı olur?
CEVAP
Muteber din kitaplarında buyuruluyor ki:
Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Yani birkaç seneliğine razı olup da sonra vazgeçmez. Hâşâ eshabın daha sonra ne yapacağını Allah bilmiyor muydu? Bilmeyen Allah olur mu? Onlardan razı ise ebediyen razıdır. Bir müddet razı olup sonradan vaz geçmek Allah’ın sıfatlarına aykırıdır. Kur’an-ı kerimde (Allah sözünden dönmez) buyruluyor. [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31, Rum 6]

Razı etmek için
Sual: Allahü teâlâ ile onun sevdiklerini razı etmek için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Önce Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, dinimizin emir ve yasaklarına uymalı, özellikle kalb kırmamaya ve kul hakkına dikkat etmeli. Şu hadis-i şerifte bildirilen duaları da okumaya çalışmalı:

(Ya Aişe, bir kere “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ cemî’il Enbiyâi velmürselîn” de, bütün peygamberler senden razı olsun. Bir kere “Allahümmağfirlî ve li vâlideyye [ve li-meşâyıhiyye] ve lil mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimâti el ahyâi minhüm vel emvât” de, bütün müminler senden razı olur. Bir kere de “Sübhânellahi vel hamdü lillahi ve lâilahe illallahü vellahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” de ki, Allahü teâlâ senden razı olsun.) [Ey Oğul İlmihali]

______